| |
| |
madem güncellendi ipucumuz şunu da yazalım, kaynamasın.
...bu zamana kadar binbir masaldan çok daha fazlasını anlatan raviyan-ı ahbar ve nakilan-ı asar,üzeyir bey'in bu bomboş defteri günlerce, haftalarca, aylarca karıştırdığını rivayet etmiştir. fakat ali sansar efendi, defterin boş olmadığını, tam tersine, içinde ilim bulunduğunu ve bu ilimin de bir tek noktadan ibaret olduğunu söylemiştir. ali cümbüş efendi'ye göre ise, üzeyir bey, aylarca bu defteri karıştırdıktan sonra hiçbir şey göremeyince, doğruca uzun ihsan efendi'ye gitmişti. hiyel nazırı ise, nasıl da unuttum! dercesine elini alnına vurmuş, binbir özür dileyerek tüy kalemini hokkaya daldırıp defterdeki rastgele bir sayfaya özenle bir nokta koymuştu. ne olursa olsun, hemen hemen bütün raviler üzeyir bey'in bu nokta üzerinde yıllarca düşündüğünü ve bunun da semeresini fazlasıyla gördüğünü söylemişlerdir. çünkü o, emir buhari şeyhi seyyid efendizade kumru çelebi'nin naklettiğine göre, bu sayede iki farklı tahayyül şeklini ayırt etmişti: arapçada noktasız ha ile yazılan tahayyül becerikli olmak, maharet göstermek, hiyle yapmak, hiyel ilmiyle uğraşma, hiylekar ve hiyelkar olmak gibi anlamlara geliyordu. noktalı hı ile yazılan tahayyül ise hayal etmek, imgelemek anlamına geliyordu. sonuçta, hiyelkar da hayalkar da tahayyül ediyordu. gelgelelim, adına ilim denen, yokluğu gözleri kör eden, belki de karacahillerin görmek makasadıyle büyüttükleri o nokta, onlardan sadece birinin tahayyülünde vardı. hiyelkar sayısız hiylelerle tabiatın kuvvetlerini tuzağa düşürüp esir etmenin yolunu ararken, hayalkar, bütün dünyayı gözündeki o noktayla görüyor, kainatın kendisinin gerçekleşmiş bir hayali olduğununa, bu hayali örnek alıp yeni yeni hayaller yaratmak gerektiğine, çünkü onu mutlu eden şeyin sanayi ya da teknoloji değil, hulkiyyat ya da kreatoloji olduğuna inanıyordu. (sayfa 138-139)
|
|
|