|
forumda yazılıp çizilenler
|
|
|
ahh
| |
| |
bir ah etsem karşıki dağlar yıkılır..
| |
|
|
| |
| |
Her gün saatlerce uyuyorum diye bana deli diyorlar.
Budalalar, rüyamda seni gördüğümü bimiyorlar.
| |
|
|
| |
| |
'ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
bir bir denemişim bütün kelimeleri
yeni sözler buldum seni görmeyeli
kuliste yarasını saran soytarı gibi
seni görmeyeli
kasketim eğip üstüne acılarımın
sen yüzüne sürgün olduğum kadın
kardeşim olan gözlerini unutmadım
çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat
sen tutar kendini incecik sevdirirdin
bir umuttum bir misillemeydin yalnızlığa
şanssızım diyemem kendi payıma
hain bir aşk bu kökü dışarda
olur böyle şeyler ara sıra
olur ara sıra'
cemal süreya
| |
|
|
| |
| |
'kara gözlüm, efkarlanma gül gayrı!
ibibikler öter ötmez ordayım.
mektubunda diyorsun ki: 'gel gayrı!'
sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.
ah çekerim resmine her bakışta!
bir mahzunluk var o boyun büküşte.
emin ol ki, her sigara yakışta,
sanki, duman tüter tütmez ordayım...
mor dağlara, karargahlar kurulur;
eteğinde bölük bölük durulur...
on dakika istirahat verilir;
tüfekleri çatar çatmaz ordayım!..
dağlar taşlar bu hasretlik derdinde;
sabır, sebat etmez gönül yurdunda!
akşam olur, tepelerin ardında,
daha güneş batar batmaz ordayım...
aramıza dağlar girmiş koskoca!
meraklanma, gönlüm dağlardan yüce...
bir gün değil, beş gün değil, her gece,
yatağıma yatar yatmaz ordayım...
bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
iki aşık, senelerdir bekleşti...
kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
vatan borcu biter bitmez ordayım!..'
bekir sıtkı erdoğan
| |
|
|
| |
| |
'yine yakmış yâr mektubun ucunu
askerlikte sevda çekmek zor diyor
yükleyip postanın bana suçunu
hatırımı teller ile sor diyor
askerlikte sevda çekmek zor diyor
dinlemeler bir sigara içimi
duman duman sen kaplarsın içimi
çiğdem çiçek açmış tezkere yakın
yeşiller giy artık yollara bakın
sevgilim kendin nazardan sakın
seni düşte gördüm hayra yor diyor
askerlikte sevda çekmek zor diyor
dinlemeler bir sigara içimi
duman duman sen kaplarsın içimi'
mehmet gökkaya
| |
|
|
| |
| |
oyle bir havada geldin ki
vazgecmek mumkun degil
| |
|
|
| |
| |
'Gidiyorsun biliyorum. Küçük ve kırık adımlarla uzaklaşıyorsun yanımdan. Ürkek bir keçi yavrusu kadar sessiz gidiyorsun. Kaçar gibisin diyesim geliyor diyemiyorum. Gözlerinde yabancısı olduğum, tanımlayamadığım karartılar dolaşıyor. Buğulu bakıyorsun sanki. Daha önce hiç duymadığım kelimelerle, senin olmayan cümlelerle konuşuyorsun. Anlayamıyorum… Sen sana benzemiyorsun uzun zamandır. Yeni ve tedirgin gibisin. Hangi ağacın, hangi dalında daha güvende olacağını bilemeyen bir bir kuş kadar cılız darbelerin ve uçamıyorsun. Böylesin. Ne söyleyebilirim ki... Kendi seçimin... Kendi doğrun... Öyle olsun... Git… Git, dünyanın bütün ağaçlarının gölgesinde tek başına otur. Kimselerin bilmediği şarkılar söyle, sesine başka sesler katılmasın.
Yanı başına düşen yaprağa aldırma, gagasıyla avucunu tıkırdatan kavuniçi kanatlı kuşa kırıntı atma, göle taş atma. Yapabilirsen yap bunları, değiş. Ne istiyorsan öyle olsun. Rüyalarını kimseye anlatma, kimselere endişelenme. Dağ yamaçlarının, adını bilmediğin sessiz çiçeklerin hep adını bilmediğin çiçekler olarak kalsın. Kitap sayfaları arasına papatya koyma, kurutma, gün gelip kimselere kuru çiçeklerle tazelenen sevgiler uzatma. Bunun hayalini bile kurma. Küçük sürprizler düşünme sözgelimi. Bir balık kadar sessiz ol, Tanrı kadar yalnız. Senin yaşamın, ne söyleyebilirim ki...
Geçecek demekten, beklemekten başka ne gelir elimden. Sabrederim… Umutlanırım… Kendimi oyalarım… Yalnız kalmak istiyorsan buna bir şey diyemem. Ama ben ne olacağım?! Kimsesiz kalacağım. İşte söylüyorum sana. Sözümün içinde bir yerlere koy. Ve iyice sakla. Ve inan...
Çekip gideceksin, bunu anladım. Hatta belki gittin bile. Ben yeni yeni anlıyorum bunu. En son ne zaman bakmıştın gözlerime ve en son ne zaman göz bebeklerimiz karışmıştı birbirine. Ah dilimin ucuna neler geliyor söylemekten ürküyorum. Sana olacakları düşünüyorum, ürküyorum. Bana olacakları düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum. Buna değer mi diyorum, “değmez” biliyorum. Çünkü biliyorum… Çekip gitmek insanı nasıl yaralar biliyorum. Nasıl yalnız ve kimsesiz kalıyor insan. Nasıl gecelerin karası yüreğini sıvıyor, nasıl gözlerine mil çekiliyor biliyorum. Şimdi yüreğime çöreklenmiş acının her zerresini yeniden tadarak gidişini seyrediyorum. Üstüne seviyorum yazdığım bir kağıttan sandal yapıyor, dereye bırakıyorum. İster yüzsün, ister batsın, ister bir çalıya takılsın o kağıt… Sandal hep derenin bir yerinde olacak biliyorum. Ancak böyle rahatlıyorum.'
Erol Serhat Kuseyri
| |
|
|
| |
| |
ahh eğleniyor kendi başına ahh neşesi yeter ahh umurunda mı sandın bu dünya ahh neşesi yeter...
| |
|
|
| |
| |
Seni istakbal için önce gelmek cihana,
Ve başkasınan almak sonra geliş müjdeni.
Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta... Bulmamak asla seni.
Suda, rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup
Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.
Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup
Hasretin azabına ermek için uyanmak.
Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,
Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye.
Tek seni hayal için süzerek batan günü,
Gece mahtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.
Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel
Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle.
Saçlarını çözerek hulya dizinde, tel tel,
Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle...
Tesadüf ümidinin bittiği müşiş anda
Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:
Seni istikbal için artık öbür cihanda,
Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü
| |
|
|
| |
| |
'sarı sıcak yazılar uzak
dost uzanan eller uzak
karanlıklar kurmuş tuzak
benim sonum dünden belli
haramiler sarmış yolumu
güvercinler muhbir ucar
telden tele fermanım gider
benim sonum dünden belli
gözlerim dolar kan sanırım
betonlar boğar nefessiz kalırım
şahidim yoktur perdeler örtük
inanamassın ağlarsın
geceler mi sen, benmi yorgunum
mermiler mi sen, benmi yangınım
düşlerim tutsak yüreğim sürgün
içimde bir çocuk tedirgin
suskunum vurgunum
tedirginim benim
haylanmaz uslanmaz
tedirgin...
dağlarda kar yollar uzar
yar belinden kollar uzar
hasımlarım kurmuş tuzak
benim sonum dünden belli
müfrezeler sarmış yolumu
menekşeler solgun açar
dilden dile fermanım gider
benim sonum dünden belli
gözlerim dolar kan sanırım
betonlar boğar nefessiz kalırım
şahidim yoktur perdeler örtük
inanamazsın ağlarsın.'
ali çınar
| |
|
|
|
|
|
|
|