gruplar
 hocalar
 okullar
 üye/içerik arama 

 

Grup Arama, Aranan: Diger

 

 

damlalar:)

damlalar:)

bütün damlalar burda:) ne kdr farlı oldumuzu görsünler:)bööö:)
 


Maurits Cornelis Escher

Maurits Cornelis Escher

hollanda'da doğdu. babasının mimarlık kariyerini sürdürmek üzere ailesinin isteği doğrultusunda haarlem'deki mimarlık ve dekoratif sanatlar okulu'nda bir süre mimarlık eğitimi gördükten sonra, 1919-1922 yılları arasında öğretmenlerinin de etkisiyle grafik sanatlara yöneldi. mezun olduğu yıl yaptığı italya gezisinden sonra roma'ya yerleşti ve 1935'e kadar çalışmalarını burada sürdürdü. italya'da faşizmin yayılması üzerine 1941'de önce isviçre'ye geçti ve sonra ülkesine döndü. 1937'den önceki yapıtlarında gerçeği titizlikle yansıtma çabaları egemenken, 1936'daki ispanya gezisinde elhambra sarayı ve kurtuba camisi duvar çinilerinden etkilenerek olgun üslubunu geliştirmeye başladı.. kuş, balık gibi figürlerininin yinelenerek deseni oluşturduğu yapıtlarında, dış çizgi, biçimi zeminden ayıran bir öge olmaktan çıkmakta, yer yer zemini de biçime dönüştürebilmektedir. reptiles adlı yapıtında, kağıt üstünde yer alan zemin ve biçimin birbirine geçtiği iki boyutlu soyut çizim, metamorfoz ve yineleme yoluyla üç boyutlu somut figürlere dönüşmektedir. sürrealist nitelikler de çağrıştıran 1944'den sonraki yapıtlarında, göz yanıltıcı perspektifle mekansal yapıya şaşırtıcı bir üç boyutluluk kazandırmıştır. önceleri kimsenin pek de tanımadığı escher, 1956 yılındaki sergisinin time dergisi'nde yer almasıyla dünya çapında ün kazanmıştır. temel düzeyin dışında formal bir matematik eğitimi almamasına karşın, eserlerinde yer alan olanaksız nesneler, uzaysal yanılsama ve tekrarlanan geometrik şekiller (teşellations) matematikçiler tarafından büyük ilgi gördü. işin ilginç yanı ise escher kendisini ne sanatçı, ne de matematikçi olarak görmüştür. escher'in çalışmalarının bir kısmı matematikte uzay mantığı olarak adlandırabileceğimiz alana girmektedir. fiziksel nesneler arasındaki uzaysal ilişkiyi bilerek bozduğu çizimleri, bazen optik yanılsama olarak da adlandırılan görsel paradoksa neden olmaktadır. escher, uzayın geometrisinin onun mantığını belirlediğini, benzer şeki
 


Dış Ticaret

Dış Ticaret

Dış ticaret nedir? İhracat nedir? İthalat nedir? Nasıl ihracatçı ya da ithalatçı olunur? Dış ticaret ile ilgili kuruluşlar nelerdir? Dış ticarette dikkat edilmesi gerken durumlar ve püf noktalar nelerdir? Bildiklerimizi beraber paylaşalım
 


Niğde

Niğde

bu grubun amacı sadece Niğdeliler'i bu grupta toplayıp bir hemşeri grubu yaratmak değildir amacım Niğde'nin el değmemiş doğal, kültürel ve tarihsel güzelliklerini tanıtmak ve bu güzellikler dolayısıyla Niğde'nin gençlik için nasıl bir çekim merkezi olduğunu ispatlamakdır
 


Geyik Anayasası

Geyik Anayasası

 


Köpek Sahipleri

Köpek Sahipleri

Köpek sahibi olan arkadaşlar. toplaşalım. köpüşlerimizi tanıyalım. bilgi paylaşımı yapalım. birbirimize öneriler sohbet vs...
 


Ömer Lütfi Mete

Ömer Lütfi Mete

Kitapları : 28 Şubattan şemdinliye derin çeteler , itfaiye yanıyor , milliyetçilik-milliyetsizlik , Çığlığın Ardı Çığlık , Dünyayı Kimler Yönetiyor ,Gülce Senaryoları : Deliyürek , the İmam , ekmek teknesi vs.... çok yönlü bir düşünür...kartel medyadan uzaklaştırılmış bir gazeteci....düşündüklerini etkileyerek anlatabilen bir hatip...farklı açılardan bakabilen bir yürek adamı....
 


Ortakantin Cosa Nostra

Ortakantin Cosa Nostra

Cosa Nostra italyan mafyasını simgeleyen bir kavramdır. Omerta sessizlik yeminidir. Mafya, iyi bir olay değildir hatta cidden kötü niyetli bir organizasyondur ama hayatta mevcuttur. Ortakantin Cosa Nostra özellikle organize suçlar, suç örgütleri, mafya organizasyonları hakkında bilgi sahibi olan ve olmak isteyenlerin ve benzeri konularla ilgilenenlerin buluşma ve bilgi paylaşma mekanıdır. Giriş şartlıdır. O da benim onayımı almak, girmek isteyen neden girmek istediğini bilmeli ve bunu bildirebilmelidir. Sanırım yeterince açık.
 


İnci Kefalı

İnci Kefalı

İNCİ KEFALI... VAN GÖLÜ’NÜN AZ BİLİNEN SIRRI... Göç... Yeni dünyalara giden yol... Veya bir yaşam şekli... Hangi anlamı ile olursa olsun, göç hep ilgi çekmiştir... Dünyanın üzeri iletişim ağları ile örülmeden önce, yavukluya selamı, sılaya özlemi, göç eden kuşlar götürmüştür. Bu yüzden “allı turnam bizim ele varırsan” diye başlayan türküler dilden dile dolaşmıştır. Onun için buram buram doğa kokan halk türkülerinde onlara hep rastlarız. Ya balıkların göçü? Balıkların göçü pek ilgisini çekmemiştir insanın. Çünkü bir kaçı dışında onları izlemek zordur; nereye gittiklerini çoğu zaman sadece kendileri bilirler. Dünya folkloründe bazı Kızılderili kabilelerin dışında balıkların göçü ile ilgili çok geleneğe, söylenceye rastlamayız. Göçü izlenebilen alabalıkgillerden salmon gibi bazı balıklar ise tüm dünyanın ilgi odağıdır. Oysa hem göçü izlenebilen hem de hiç ilgi çekemeyen bir tür var, üstelik bizim ülkemizde: Van Gölü İnci Kefalı... İnci kefalı Van Gölü’nün tuzlu ve yüksek derecede sodalı sularında yaşayabilen endemik tek tür. Adı kefal olmasına rağmen, aslında o sazangillerin bir üyesi (Chalcalburnus tarichi). Son yıllara kadar varlığından göl çevresindeki insanlar ve bazı bilim insanları dışında kimse haberdar değildi. Çünkü o iç sularımızda bulunan onlarca türden sadece birisiydi. Halen bir çok coğrafya, zooloji ve balık sistematiği kitaplarında Van Gölü’nde yaşamadığı, sadece akarsuların göle dökülen kısımlarında yaşadığı iddia edilen bir şanssız balık. Van Gölü sularının taşmasıyla, efsane canavarıyla sık sık gündeme geldi ama, balığı ile ancak yeni yeni duyulmaya başlandı. İnci kefalı derya kuzusu sayılabilecek kadar büyük bir balık değil ama hamsi kadar küçük de değil. Ortalama 20 cm boya ve 70 g ağırlığa sahip. Göldeki hayvansal (zooplankton) ve bitkisel (fitoplankton) planktonlarla besleniyor. En fazla yedi yıl yaşıyor ve üç yaşında üremeye başlıyor. Üremek için sürüler oluşturarak akarsulara göç ediyor. Gölde akarsu ağızlarında büyük sürüler oluşturan inci kefalının vücudunda, sodalı-tuzlu sudan tatlı suya geçişe alışabilmesi için bir dizi değişim başlıyor. Akarsularda su sıcaklığı uygun hale geldiğinde göç başlıyor.Yumurtasını bırakan balıklar, daha sonra tekrar göle dönüyor. Yaz aylarında gölün 25 m derinliklerine kadar dağılabilirken, kışı gölün 70 m derinliklerine kadar olan kısımlarında geçiriyor. Derelerde yumurtadan çıkan yavrular da birkaç hafta içinde göle dönerek, gölün sığ, besince zengin kıyı kesimlerinde yaşamaya başlıyorlar. İnci kefalı avcılığı geçmişte, gölde balık yaşamadığına inanan insanlar tarafından hep üreme zamanında yani göç esnasında yapılmış. Üreme zamanında avlanan yumurtalı balıklar, kış boyunca tüketilmek üzere tuzlanmış, kurutulmuş veya salamura yapılmış. Zamanla Van Gölü’ndeki balık ganimetinden haberdar olan Karadenizli balıkçılar, teknelerini gırgır ağlarını kamyonlara yükleyerek Van Gölü’nün yolunu tuttular. 1994 yılına kadar Karadenizli balıkçılar, üreme zamanında mansaplarda sürü oluşturan inci kefalını gırgır ağları ile bıkıp usanmadan avladılar. Bu avcılık bölgedeki doğal ürün toplayıcılarını öyle mutlu etti ki, hâlen bir gırgır ağından kaç kamyon balık çıktığına dair hikâyeler dilden dile dolaşıp duruyor. Gölde tekneler kullanarak balık avcılığının mazisi ise çok yeni. İlk defa 1970’li yıllarda gölde kış aylarında balık avlanmaya başlanmış. Taze balık tüketimine olan ilginin artmasıyla birlikte gölde avcılık yapan tekne sayısı her yıl biraz daha artmış. Ta ki 1995 yılına kadar bu artış devam etti. Üreme zamanında yapılan “toplayıcılık” (buna avcılık demek, gerçek avcılık yapanların mesleğine çok büyük bir hakarettir), inci kefalı populasyonunu azaltmaya başlayınca, kış aylarında gölde balık avlamak hem güçleşti hem de balığın boyu küçüldüğü için kârlılık azalmaya başladı. O zaman göl çevresinde kış aylarında balıkçılık yapan tekne sayısı azalmaya başladı. Çünkü elde edilen av, sarf edilen masrafı karşılamaz oldu. 1992 yılından itibaren başlatılan bilimsel çalışmalar, bu durumun net fotoğrafını ortaya koydu. Bu çalışmalarla öncelikle balığın esas yaşam alanının Van Gölü olduğu, akarsulara sadece üremek için göç ettiği ortaya konuldu. Daha sonra gölde avlanabilir stok miktarı 43 500 ton olarak hesaplandı ve sürdürülebilir balıkçılık için her yıl sadece 8 500 ton inci kefalı avlanması gerektiği tespiti yapıldı. Mevcut balıkçılık yönetim şeklinin stoku olumsuz yönde etkilediği belirtilerek, alternatif bir yönetim modeli geliştirildi. Ancak eski köye yeni adet gelmesinden kim hoşlanır? Yeni geliştirilen balıkçılık yönetim modeli, başta balıkçılar olmak üzere neredeyse herkes tarafından reddedildi. Yasal düzenlemeler için sarf edilen tüm çabalar sonuçsuz kaldı. Tarafımdan geliştirilen modelin uygulanması için destek aranırken iki doğa tutkunu ve gönüllü (Sayın Asaf ve Şahika ERTAN) konuya sahip çıktı. Böylece inci kefalının korunması için gönüllü sivil toplum kuruluşları devreye girdi. Sivil toplum kuruluşlarının destekleri ile 1971 yılından beri var olan ancak hiç uygulanmayan yasalar uygulanmaya başladı. Bu gönüllü meleklerle birlikte göl etrafında (göl çevresi karayolu ile 400 km) sayısını unuttuğumuz turlar atıldı. Köy köy balıkçılar dolaşıldı. Kendi ekmeklerini yok etmek üzere oldukları, eğer üreme zamanında balıkların yumurtlamasına izin verirlerse, balıkların çoğalacağı, sonuçta kendilerinin kârlı çıkacağı bıkmadan usanmadan anlatıldı. Üreme döneminde avcılığın yoğun olduğu köylerde hutbeler okutturuldu. Göl çevresindeki karakollar aynı şekilde defalarca ziyaret edilerek, yasaların uygulanmasının önemi ekolojik vurgular yapılarak anlatıldı. Balık ticareti ile uğraşan insanlarla sohbet toplantıları düzenlendi. Üreme zamanında balık ticaretini bırakırlarsa, kayıp ve kazançlarının neler olacağı üzerinde düşündürülmeye çalışıldı. Tam üreme zamanında derelerdeki suyu, sulama için kanallara alarak milyonlarca balık, yavru ve yumurtanın güneşte kavrulmasına sebep olan köylülere sulamayı nasıl, ne zaman ve ne miktarda yapacakları köy köy dolaşılarak anlatıldı. Kurumlar arası iş birliği için, ilgili kurumların hem merkez hem bölge birimleri ile toplantılar düzenlendi. Sonuç? Biz genelde bir türün veya bir zamanlar el değmemiş bir habitatın yok edilmekte olduğunu, can çekiştiğini duyarız. Üzülürüz ve içimizden bir ses “işte bir değeri daha kaybettik” der. Bir süre sonra o tür veya habitatın gerçekten kaybolduğunu duyar yine içimizden “ben demiştim” deriz. Bu yüzden ne zaman yukarda inci kefalının yanlış avcılığına benzer bir haber duysak, hemen ümitsizliğe kapılırız. Oysa inci kefalının korunmasına ilişkin çalışmaların sonucu, içimizdeki sesi haksız çıkarttı. Hiçbir emek karşılıksız kalmadığı gibi, inci kefalının üreme dönemindeki yanlış avcılığının önlenmesi için sarf edilen çabalar da karşılıksız kalmadı. Üreme döneminde, balığın yumurtlamasına engel olarak balıkları toplayanların büyük bir kısmı bu işten vazgeçti. Alternatif yönetim modelinde önerildiği şekilde kış aylarında teknelerle balıkçılık yapılmaya başlandı. Üreme döneminde balık avcılığını önlemeye yönelik yasalar, uygulanmaya başlandı. Yasaların uygulanmasında bir çok güvenlik görevlisi, yasal bir zorunluluktan daha çok gönüllü olarak görev üstlenmeye başladı. Balık ticareti ile uğraşan insanlar kendi aralarında, üreme zamanında balık alıp-satmamayı tartışır oldu. Doğruya kulak verenler çoğunluk teşkil etti ve diğerlerinden ayrılarak kooperatif kurdu. Derelerdeki suyu üreme zamanında tarla sulamada kullanmak isteyen köylüler, suyu yanlış kullandıklarını kabul etmeye başladılar ve önerilen sulama teknikleri yavaş yavaş benimsenmeye başlandı. Derelere üremek için gelen balığın da su hakkı olduğunu kabullendiler. Kurumlar arası işbirliği büyük ölçüde sağlandı. Bu gün hiçbir kurum inci kefalını korumaya yönelik çalışmaları gereksiz bulmuyor ve elinden geldiğince katkı sağlamaya çalışıyor. Kısaca ifade etmek gerekirse, Van Gölü’nde işler yoluna girmeye başladı. Buna inanmak için çok güçlü kanıtlarımız var. Başlangıçta “kötü adama benzemiyorsunuz, bu işle uğraşmayın, başa çıkamazsınız, başınıza bir iş çıkar” diye bizi iyi niyetle uyaranlar, bu günlerde “haklıymışsınız, biz bu balıkçılık böyle gelmiş, böyle gider derdik, ama artık böyle gitmiyor, üstelik eskiden kızanlar, şimdi size hak veriyor” demeye başladılar. Bunun anlamı hiçbir sorun kalmadı, her şey güllük gülistanlık değil elbette. Çünkü Van Gölü gibi etrafında yaklaşık bir milyon insanın yaşadığı bir gölün başının belası olan kirlilikten uzak kalması mümkün değil. Kirlilik her yıl artan oranlarda Van Gölü’nü ve inci kefalını tehdit etmeye devam ediyor. Üreme döneminde, her türlü çabaya rağmen büyük çıkarlarından vazgeçemeyen küçük bir grup hâlen “toplayıcılık” anlayışını sürdürmek istiyor. Van Gölü balıkçılığında kullanılan teknelerle ilgili yasal düzenlemelerin eksikliği sürüyor. Göl çevresinde balıkçılığı daha kontrollü hale getirecek balıkçı barınakları ve çekek yerleri ile ilgili yazışmalar, bürokrasinin çıkmaz koridorlarından bir türlü çıkamıyor. Balığın daha etkin pazarlanmasını sağlayacak balık işleme ve değerlendirme tesislerinin eksikliği sürüyor. Tüm bu eksikliklere rağmen, inci kefalının yanlış avcılığı artık kontrol altına alındı. Bu noktaya kadar taşındıktan sonra geriye gidiş çok zor olacaktır. Bizim çabalarımız ise aynen inci kefalının göçü gibi sabırla, yeni denemelerle devam edecektir. Doç. Dr. Mustafa SARI Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü
 


Takvim

Takvim

takvimler ve yaprakları...mazi ve ati....
 


Sayfalar: 1  2  3  4  5  35  36  37  38  39  40  41  42  << Önceki Sayfa  Sonraki Sayfa >>      Listelenen Kayitlar 351 - 360
OrtaKantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008