Tulumbacılar!
Kantini işgal eden kalabalık hızla kenara çekilsin. Bir güruh, Allah! Allah! nidaları ile gürültüyle koşuyor. Üstleri çıplak, kurşuni şalvarları, vücutlarının çeşitli yerlerine kızgın demir ya da antimuanla yapılmış dövmeleri, kimi çıplak ayak, kiminin ayağında tulumbacıların giydiği karakaçan, suratlarında vahşi bir ifade, ter içinde nefes nefese kalmış koşarak geliyorlar. İki kişinin omuzlarında taşıdıkları yirmi beş kiloluk, emme-basma tulumba, her birinin elinde balta, kürek, kazma, urgan, hortum, merdiven, teneke ibrikler, naralar atarak kimi genç, kimi ihtiyar, kimi de iri cüsseli, saçı başı dağınık serdengeçtilerden kurulu OrtaKantin'in tulumbacı bölüğü geliyor.
-Yangınnnn vaaaaaaaaar! Yangınnnn vaaaaaaaaaaar!
- Haaaayt! Karada aslan, denizde kaplan, yetmiş iki buçuk millete duman attıran, yaman gelir, yaman gider. Kasım Paşanın yiğitleri bunlar! Nidaları ile ilk tulumbacı bölüğü görünmüştü sokağın ucunda.
|