Fahrenheit 451- Ray Bradbury
İthaki Yayınları, Haziran 1999
Öğle sonu güneşinde zaman uykuya dalmıştı... Uzun sürmüş ve giderek şiddeti artmış bir koşturmacanın ardından binyılın ipini göğüsleyen yorgun insanoğlunun arayıp durduğu huzur gizli bu masum cümlede...
Bin yıldır yerküreyi kanla sulayan bütün o vahşi cenk meydanları, sırf o telaşsız öğle sonu güneşinde biraz olsun soluklanabilmek için... O ihtiras yüklü hesaplaşmalar, kalleş pusular, zalim tiranlara karşı biçare ayaklanmalar, yakılan cadılar, kurşunlanan isyancılar, basılan saraylar, binbir entrikanın kol gezdiği borsalar, hep bu cümlenin vaat ettiği ütopya uğruna değil mi?
Yeryüzünde cenneti bulabilme düşü değil mi bütün hayatımızı cehenneme çeviren?
Muhteris bir asrın tozlu defterini kapatırken aklımda kala kala Ray Bradbury'nin yüzyıl ortasında yazdığı karşı ütopyası Fahrenheit 451 kalıyor.
Sizin nasıl bir gelecek yüzyıl tahayyülünüz var bilmem; ama Bradbury 50 yıl önce bizi sefil bir baskı toplumunun beklediğini haber vermişti.
Bradbury romanında öyle bir çağdan söz eder ki, orada bütün evler yanmaz plastik kılıfla kaplandığından yangın tehlikesi tamamen bertaraf edilmiş, itfaiye örgütüne de yapacak tek bir iş kalmıştır:
Kitap yakmak...
Zaten 20. yüzyılda kitaplar kısalmış, özetlenmiş ve tablet haline getirilmiştir. Radyo ve televizyonun yaygınlaşmasından sonra dünya klasikleri 15 dakikalık radyo programlarına dönüşmüştür. Hamlet, bir sayfalık bir özettir artık... Okullarda felsefe, tarih okutulmaz. Çünkü acelesi vardır insanoğlunun, bu tür zırvayla kaybedecek vakti yoktur. Bütün enerjisini işine vermek zorundadır. Sabah giyinirken durup düşünmesin diye düğmenin yerine fermuar icat edilmiştir. Kitaplarda daha çok resim basılır, sadece mizah ve seks satılır.
İnsanoğlu düşünmektense büyük spor gösterilerini izlemeyi tercih eder. Eleştirmenlere göre kitaplar kirli bir bulaşık suyudur. Entel sözcüğü bir karalamaya dönüştürülür. Çünkü anlayamadığı şeyden korkar insanoğlu ve kitaba düşman olur. Aradığı huzuru, bütün kitapları yakmakta bulur.
İşte romanın kahramanı Montag, kitap yakmakla görevli o itfaiyenin eridir. Gelen ihbarlara göre evleri basar, gaz döküp alev püskürten araçlarıyla kitaplıkla birlikte evleri de yakarlar. Fahrenheit 451, kitap kâğıdım ateş gerektirmeden tutuşturan ısının derecesi, bir anlamda kızgın düzenin simgesidir.
Ne olursa, bir kadının kütüphanesini bastıklarında olur. Montag, kütüphaneyi yakmak üzere yere devirirken bir kitap, beyaz bir güvercin uysallığıyla kanat çırparak ellerine iner, titreyen belli belirsiz ışıkta beyaz tüy gibi bir sayfa açılır kalır. Montag o telaş içinde tek bir satır okuyabilir:
Öğle sonu güneşinde zaman uykuya dalmıştı...
O satır kızgın bir çelikle dağlanmış gibi yanar beyninde... Kitabı korkuyla alıp göğsüne saklar Montag... Evi basılan kadının lanetli bir Babil kulesi gibi kapandığı evinde kitaplarıyla birlikte tutuşmasını dehşetle izler.
Bütün gece, aklında o yangını söndürmeye çalışır. Sakladığı kitap, ona yitirdiği bir insanlık mirasını hatırlatır. Ta ki, karısı evdeki yasak yayını itfaiyeye ihbar edene kadar.
Montag kaçar ve direniş örgütüne katılır. Kitapların yakılmasına karşı olan bilgelerin kurduğu bu örgüt, mirasın yokedilmesine direnmek için eşsiz bir yol bulmuştur. Her bir örgüt üyesi, insanlık tarihinin önemli bir eserini ezberler. Örgüt, her kitabın kimin hafızasında bulunduğunu bilir ve bu baskı dönemi bitinceye kadar unutulmaması için bu kitap -adamları korur.
Her adam bir kitaptır artık. Her kitap bir adamdadır. Isının en yükseldiği, baskının en yoğunlaştığı dönemde bile insanoğlunun direniş gücü, kitaplardaki mirası korumaya yeter...
Yüzyılın son yazısında, etrafta ısı bunca yükselmişken insan, avucunun içinden ışıldayan kâğıtlara bakıp soruyor ister istemez: Acaba gezgenimiz bize o huzuru bahşedecek mi? Yoksa bütün mirasımızla birlikte kendimizi ateşe mi atacağız?
Cevap, gelecek asırda: O mirası biz yok ettik ve ancak yine biz istersek geri alabileceğiz.
Hepinize mutlu (bin-yüz) yıllar...
|