ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
Anayurt otelinin ölülerinden geriye kalan tek kişi olan otel katibi Zebercet, yaşamını ‘aslında yaşamadan’, başka yaşantılardan ve suretlerden çalıntı –ama değersiz- parçaları görerek, duyarak kimi zamansa koklayarak geçirmektedir kentlerin birinde.
“Kadının baktığı yüz işte bu yüzdü o gece.”
Yeniden otelde kalmak üzere geri dönmesini beklediği “gecikmeli Ankara treniyle gelen kadına” yönelişi bile ancak; Zebercet’in sadece aynaya baktığında görebildiği, kadına tepsiyle çay getirdiği vakit ona dönük olan yüzü ve o noktadaki varoluşu ona ait değilmişçesine seyre daldığı yansıması üzerinden okuyucuya ulaşabiliyor.
Romanın genelinde eylemsizliğe yakın bir sessizlik boyutunda sayıklamalardadır Zebercet. Çarşıda kestaneciden kestane alırken de, gözümüzün önüne kağıda sarılmış kestaneleri satıcıdan almak için elini uzatan, durağanlıktan öte bir insan görüntüsü getirmez; çünkü sayıklar o daima, olasılıklar ve varsayımlar üzerine. Bir yandan yaşayamadıklarını da sayıklamalarıyla karman çorman eder:
“Merhaba, odam boş mu? Merhaba oda boş mu? Odam boş mu? Oda boş mu? Yeriniz var mı? ...” O kadın tarafından sorulası bu sorular otelin kapısından içeri bir müşterinin girmesiyle havada asılı kalır. “Oysa kadın bunlardan yalnız birini söyleyecekti[r].”
Beklemeye devam ettiği günlerden birinde, kadının o gece çay içtiği bardakta bulduğu dudak izlerine ağzını yaslamışken, üst kattaki odalardan birinden gelen sesle irkildiğinde bardak yere düşer ve paramparça olur. Objelerde yaşayan gerçeklikteki kırılma, Zebercet’in saplantılı beynine ilişik ipuçları verir.
“Oda bozulmuştu, kadın gelmezdi artık. Yürüdü, odadan çıkarken bir haftadır yanan ışığı söndürdü.”
‘Diğerleri’nin kurduğu cümlelerdeki parantezlerin arasında fark edilmeyen kelimeler gibidir Zebercet. Otelin temizlik ve yemek işleriyle on senedir uğraşan ortalıkçı kadının uykuları ise, onun cinsel dürtülerinin baskın çıkabildiği tek yerdir. Senelerce süregelen, ama ortalıkçı kadının ‘bilinç’ seviyesine hiç erişememiş tecavüz anları, Zebercet’in bir başka tenle birlikte –o uyumadan- yaşama akmakta başarısız olacağının bir işaretidir. Öyle ki; bir gece kadının yatağında yine benzer bir sahneye tanık olacağımı sanırken kadına, “Uykuda istemiyorum artık der.”; ama vücudu buz kesilir, sertleşemez ve kadının içine giremez. Kadını ortak ettiği yaşam karesinden onu boğarak çekip alır. Ve o an romanın henüz başında geçen bir cümleyi anımsar gibi olurum:
“...insanın ölmesi nasıl da kolaydı.”
Duvarları içerisinde çok şeyin değiştiğini duvarlarının dışında kimsenin bilmediği, kapısında “KAPALI” tabelalı otelin katibi Zebercet, yarı soluklanır yarı sayıklanır hallerde, eskilerin konağı şimdilerin otelinde yaşanmış ölümlerin ve kapısını kilitleyip çıktığı odada sakladığı cesedin yükünü üzerinde hissetmeye başlamıştır bile. Alt katta ise “gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının” kaldığı, cam kırıklarından arındırılmış ve kırılan bardağın yerine bir yenisi konulmuş, üzerine de Zebercet’in bekleyişi eklenmiş o oda durmaktadır. Daha önce bir iki yangın atlatan otelin bir defa daha yanması, bir cinayetin örtbas edilmesi için biçilmiş kaftan iken, o, hayatın bildiği kadarını kendine kafi görür. Nesneler yerinden oynamış olsa bile gerçeklik oradadır.
“Kadın gelirse olanları anlayamazdı; ama o biliyordu.”
Ve oteli yakmaktan vazgeçerek, odalarından birinde kendini asarak intihar etmeyi seçer Zebercet. Belki de seçimini kesin olarak yapabildiği tek şey ölümdür. Bu gözle görülemeyen sarsıntılı çöküş aslında trenle gelip kente inen yolcu için aslında ne kadar barizdir.
“İstasyon alanından otele çıkan sokağın başında bir çam ağacının gövdesine tenekeden kesilmiş, koyu yeşil üstüne ak harflerle OTEL yazılmış ok biçimi bir gösterge çakılı, ama yıllar sonra çivilerden biri çürüyüp kopunca okun ucu aşağıya dönmüş toprağı gösteriyor, otelin yeraltında olduğu sanısını veriyor insana.”
Atılgan, Yusuf “Anayurt Oteli”; Yapı Kredi Yayınları 2005, İstanbul.
Okuyup kemirdikten sonra üzerine bir inceleme yazmaktan kendimi alamadığım bu güzel eser ve Ömer Kavur tarafından sinemaya aktarılmış filmi hakkında yorumlarınız varsa burdan buyrun.
11 Şubat 2007 13:30
mutedil dalgalı
anayurt oteli yazısını görünce aklıma ömer kavur geldi,ömer kavur gelince de sanat geldi,hakiki sinema sanatı.. yusuf ile kenan,anayurt oteli,akrebin yolculuğu,karşılaşma...bunlardan herhangi birini izlemiş kimse,bir diğerini herhangi bir ön bilgisi olmadan izlese belki ilk 10 dakikasında belki biraz daha sonrasında izlediğinin bir ömer kavur filmi olduğunu fark eder...onun imzası vardır...hakiki bir sanat icra etmiştir...allah rahmet eylesin..
1 Şubat 2007 16:56
mutedil dalgalı
bunları böyle sinema sanatını yalamış yutmuş biri edasıyla söylediğime bakmayın,yok öyle bir şey...benim fakirane kanaatlerim..
1 Şubat 2007 17:16
denizhan
macit koper de var filmde, eminim cok da iyi oynamistir.
bi de izleyebilseydim :(
1 Şubat 2007 17:30
mutedil dalgalı
mafm'de var..
3 Şubat 2007 14:13
mutedil dalgalı
trt 2'de karşılaşma vardı bu akşam izlediniz mi? cesur trt,özü sözü bir trt..
4 Şubat 2007 22:26
despair
bu kitap üzerine tez bile hazırladım=) romanda beni en çok etkileyen nokta ortalıkçı kadının bulunduğu durum ve oteli gösteren tabelanın aşağıyı göstermesiydi sanırım. filmini de izledim ama hayal kırıklığıydı. karakterlerin iyi oturmadığını ve çok basit bir çekim olduğunu düşünüyorum.
9 Şubat 2007 08:36
clockworkmonkey
zebercet "garip" bir adam.
fazlasıyla yalnız.
hayatında obsesif davranışları var.
"garip" cinsel istekleri var.
sıkıcı, monoton bir hayatı var.
ama hayatında "hiçkimse" yok.
beklediği, godot gibi beklediği, bir hatun kişi var, hayal dünyası sadece bu kadın. ve onun gelmeceyeğini anladığında.
yapacağı tek şey kalır.
daha fazla bu anlamsız hayata katlanmamak.
tebrikler zebercet.
ayrıca film nefisti.
duyumlara göre cem yılmaz bu filmi bi kere daha çekmeyi dusunuyormuz. merakla bekleriz
2 Mart 2007 01:52
yoköylebiri
yazarlarımız arasında gerçekleri bu kadar yalın ve çarpıcı anlatana az rastlanır.okunması gereken bir roman.
7 Mart 2007 22:54
ripcord
bu ülkenin oğuz atayla birlikte önde gelen iki nesircisinden biridir.
düz yazının adlarından.
aslında ayrı bir başlık açıp değerlendirmek istedim ama gerek yok bukadarı yeterli, nefis bir masal başlangıcıdır:
Deve deveyken, sinek sinekken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallarken, anam beni doğuracaktı. Sancım tuttu sana, koş ebeyi çağır, dedi. Fırladım kalktım; babam huysuzluk ediyordu ama, kim dinler babamı, doğmak istiyordum ben. Ebenin evine koştum; kapıyı çaldım. Kim o dedi bir ses. Ebanım, bize gidecez, anam beni doğuracak dedim. Ebe evde yok, gökyüzüne gitti çocuk doğurtmaya dedi aynı ses. Durulacak zaman mı, koştum eve.
Bizim boz eşeğe atladım, düştük yola. Arkama baktım, bir arpa boyu yol gitmişiz. Hadi yavrum, hadi kızım dedikçe nazlanır. Cebimden çuvaldızı çıkarıp dürttüm; bir tırısta vardık gökyüzünün altına. Bir de baktım ne göreyim, merdiveni yukarı çekmişler. Elimi cebime attım bir kabak çekirdeği çıkardım, oracığa ektim. Kabak çıktı, başladı büyümeye, büyüdü de büyüdü, ucu vardı gökyüzüne. Eşeği köküne bağladım, yapraklarına basa basa gökyüzüne çıktım.
Hayrola dedi ak sakallı biri. Ebeyi arıyorum, çocuk doğurtmaya gelmiş yeryüzünden! . Bak şurada dedi; baktım ebe geliyor. Aman ebanım çabuk, anam beni doğuracak dedim. Kabağın olduğu yere geldik, ne görelim; eşek kabağı yemiş. Eyvah, dedi ebe. Korkma dedim; cebimden bir yumak ip çıkardım, yeryüzüne sarkıttım; erişmedi. Eyvah dedi ebe. Korkma dedim; ipi kopardım düğümledim, kopardım düğümledim, kopardım düğümledim... Aşağıya sarkıttım, arttı bile. Düğümlere basa basa yeryüzüne indik; eşeğe bindik; eve geldik. Anam beni doğurdu.
16 Nisan 2008 11:15
namütenahihezeyan
Kaideleri yıkmak, farklı olmak çabası, ilk ben yaptım sevdası her zaman her şekilde güzel ve iyi değildir, ha iyi, olumlu bulanlar yok mu elbette var...Eski nesil edebiyatçıların eserlerinden bi-haber okurlar için Yusuf Atılgan çok başarılı olabilir ki zira onlar dediğim gibi eski nesli tanımaktan ve onların edebi zevkinden mütelezziz olmaktan uzaktırlar.
16 Nisan 2008 14:46
ripcord
melali anlamayan nesle aşina değiliz cümlesinin işlevini hala koruduğu aşikar.
burada alttan alta dem vurduğun süleyman nazif, celal nuri gibi eski neslin nesircilerinin bulunduu konumun tam karşısına yusuf atılgan ve oğuz atay gibi nesircileri oturtman şık olmamış.
aslında sen onların adlarını anmadın burada ama eski edebiyat yeni edebiyat karşılaştırmasının alemi yok çünkü hatırı sayılır çoklukta yeni edebiyatçıların da pekala eski dili ve edebiyatı avcunun içi kadar iyi bildiklerini düşünüyorum.
oğuz atay son dönem Türk edebiyatının en ii romancısıdır. tutunamayanlar modern son Türk romanıdır.
saonrakiler postmoderndir ve dişin kovuğunu doldurmazlar.
yusuf atılgan ise sait faik kadar iyi öykücüdür ve üç güzide öykücüden biridir. üçüncüsü haldun tanerdir vesselam.
namütenahihezeyan demis ki: Kaideleri yıkmak, farklı olmak çabası, ilk ben yaptım sevdası her zaman her şekilde güzel ve iyi değildir, ha iyi, olumlu bulanlar yok mu elbette var...Eski nesil edebiyatçıların eserlerinden bi-haber okurlar için Yusuf Atılgan çok başarılı olabilir ki zira onlar dediğim gibi eski nesli tanımaktan ve onların edebi zevkinden mütelezziz olmaktan uzaktırlar.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/9118
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!
Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.