ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
BU bir mektup.Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye.Ölüm üzerine...
Mayın üzerine...
Kürt meselesi... Türk meselesi üzerine.
Güzel kelimeler... Ve çirkin kelimeler üzerine.
Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda, yanıbaşımda duruyorlar.
Yazdığım her kelimeye daha bir dikkatle bakıyorlar.
Onlar dün parçalandılar.
Yazıklar olsun diye başlıyor aklıma gelen her cümle şimdi.
Yazıklar oluyor zira, insanın biriktirdiği en güzel şeylere.
Yazıklar oluyor, bir çocuğun Kürtçe, Türkçe veya her ne hal ve her ne dilde ise gülümsemesine...
HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR
Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor...
Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine.
Yapmayın!
Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergáhına.
Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz.
Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında....
İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur.
Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR.
Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür!
Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler.
İnsanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır.
Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR!
Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda.
EN GÜZEL KELİME ’BARIŞ’ ARTIK SOYTARI KELİME
Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da.
Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor.
Ve o zaman akla sadece DURUN demek geliyor.
Hemen şimdi DURUN!
Hiçbir haber geçmiyor ajanslar artık, ölümsüz.
İçinde acı olmayan gecemiz yok..
Ne oldu diyorum yine, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye...
Barış artık soytarı bir kelime...
Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok.
Nerede bu barış?
O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime.
Ama kelimelerle ne isterseniz onu yaparsınız.
Barış dersiniz; ama savaş manasınadır. Hatta bütün savaşlar barış için yapılır. Ve herkes adil bir barış için savaşır. Ve akıl der ki, aslında savaşmıyorsanız barışmaya başlamışsınız demektir.
Bir barış için yapılması gereken ilk ve belki de tek şey savaşmamaktır.
Silahlar patlamaya başlamışsa orada insanın bulduğu güzel kelimeler orayı terk eder.
SEVDADAN GAYRISINA AĞIDIMIZ OLMASIN
Kelimeler de ölür bazen... Ve kelime cesetleriyle yaşanmaya başlar hayat.
O kelimelerin, o cesetlerin... Nece olduğu, yani bu ölülerin ölürken son nefeslerinde hangi dilde konuştukları artık akılsızlığın gölgesinde soğuyan HAYATIN, YAŞAMANIN ta kendisidir.
Ölen yirmisindedir.
Artık, ardından söylenen ağıtlar kalır.
Ve Anadolu’da ağıt sıkıntısı yoktur.
Kürtçe’de de, Türkçe’de de binlerce ağıt vardır.
Hatta aynı ağıtın hem Kürtçe’si hem Türkçe’si vardır.
Yürek yakmak iyi bir işse, ikisi de eşit derecede yürek yakmaktadır.
Ama yüreğimizde artık dağlanacak yer kalmamıştır.
Sevdadan gayrısına ağıdımız olmasın artık.
Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum.
Gördüm anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte.
Kendimi küçük düşürmek istiyorum.
Taviz vermek istiyorum.
Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister bir tek Allah’a...
DİZLERİMİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜM YALVARIYORUM
Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum.
Ne olur? Bu işi durdur.
Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üstüne çöktüm, "Bu genç ölümleri durdur" diyorum.
Kimse ateş etmesin kimseye.
Hiçbir gerekçeyle.
Hatta kendini savunmak için bile...
Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal...
Kim hangi mayının yerini biliyorsa yalvarırım söylesin.
Bir káğıda yazsın, bir şişeye koysun, suya salsın söylesin.
Kim hangi mayının yerini biliyorsa, kimin gücü yetiyorsa olası ölümlere engel olmaya, ona yalvarıyorum işte.
İster şeytana tapsın ister puta, ister oralı olsun ister bizim buralı. Gücü yetiyorsa eğer durdursun bu işi.
Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum.
İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten.
Süresiz ve sonsuza kadar.
Yalvarıyorum.
Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte.
YAZGI BİRİNİ KIŞLAYA BİRİNİ DAĞLARA GÖTÜRMÜŞ
Sonra sabahlara kadar tartışalım.
Ama şimdi durdur. Yalvarırım.
Gençler, çocuklar ölüyor, hepsi kardeş, hepsinde aynı muska, aynı yazgı, aynı televizyon, aynı futbol, aynı hayat...
Hepsinin gerisinde dualara bürünmüş paramparça bir sevdalı.
Hepsi genç, hepsi güzel... Hepsi Türk, Hepsi Kürt... Gençler... Yazgının biri kışlaya, diğeri dağlara götürmüş...
Kürtçe’de "cehel" derler.
Kulağa cahil gibi gelir; ama "henüz bilmez" manasındadır, henüz yolun başında manasında...
Yalvarırım ne olacak...
Benden ne eksiltecekse bu yakarış eksiltsin, maksat hayat çoğalsın bu dünya cennetinde.
Bir yangında hep güzel kelimeler yanarken, çirkinleri hayatta kalır...
Kınamak, sövmek, hangi haklı gerekçeyle olursa olsun yangına körükle gitmek.
Ben kimseyi kınamıyorum, ben kimseye sövmüyorum, ben bu işin tamamını SEVMİYORUM.
Silahlar susana kadar "SİLAHLAR SUSSUN"dan başka konu konuşmak istemiyorum... İstemiyoruz.
Ölmenin, öldürmenin hiçbir türünü, çeşidini sevmiyorum.
Ben genç bir hayat kurtulsun istiyorum her tür kavgadan.
Hatta kavgayı öven şiirlerden bile uzak dursun istiyorum.
Her çocuk çirkin kelimelerden uzakta yaşasın istiyorum.
Eğer o kelime çirkinse, çirkinin hizmetindeyse, Kürtçe söylemişin, Türkçe söylemişin çıfayda...
Hiçbir dil çirkin bir kelimeyi güzelleştiremez.
Ölüm her dilde çirkin bir kelimedir.
"Mırın" denir Kürtçe’de.
Anadolu’da konuşulan bütün dillerde karşılığı vardır.
Bunların içinde resmi olan "ölüm"dür. Türkçe’dir.
Ve ölüm kelimesi, resmi ya da gayri resmi her dilde eşit derecede çirkindir.
"Yaşam"a gelince....
Kelimelerin en şahanelerinden.
İçi açık açık ve kelimenin her manasıyla "hayat" doludur...
Ve hayat, varlığından emin olduğumuz tek şeydir...
DİL, BİR OLUŞLAR ZİNCİRİNİN SONUCUDUR
Kürtçe’de "jiyan" denir.
Yaşam, her dildeki en güzel kelimedir.
Belki bir tek rakibi vardır, o da "aşk"tır elbette.
Aşk...
Kürtçe’de "evin" denir.
Bu kelimelerin içinde resmi olan "aşk"tır; ama aşk kelimesi her dilde eşit derecede güzeldir.
Anadolu’da en az iki kişinin birbiriyle konuşup anlaştığı bir dil varsa ben onu bile öğrenmek istiyorum.
Sadece iki kişi bir dil icat etsin, ben çok merak ederim onu.
Çünkü bu iş öyle kolay değildir.
Dil yani lenguiç, çok geniş ve karmaşık bir sesler organizasyonudur.
Ve bir dilin oluşması, hiç kimsenin tasarlamasına imkán bulunmayan ve yüzyıllar boyu süren bir olaylar, oluşlar zincirinin sonucudur.
Bazı insanlar başka seslerle, bazıları başka seslerle anlaşırlar...
O sesler onların bünyelerinden, yani hayatlarının, kuşaklar boyu yaşamışlıklarının içinden süzülerek akar.
Sonuç her zaman mükemmeldir.
Çünkü bir dilin yapımında milyon, milyar insanın katkısı vardır ve bu katkı o insanlar yaşadıkça devam eder.
’ACI’NIN YANINA ’ŞİFA’ ’İNTİKAM’A ’BAĞIŞLAMA’
İşte bu yüzden bütün diller, insanoğlunun en büyük, en mucizevi eserleridirler.
Ve dil akışkan bir şey, düpedüz bir nehirdir.
Bünyesine uyan her su içine akar.
Her dilde başka dilden göçmen kelimeler vardır.
Onlar o dilin yurttaşı olurlar sonra.
Buna bazısı yozlaşma der; ama "yozlaşma" zaten çirkin bir kelimedir.
Güzel dil ya da çirkin dil diye bir şey yoktur.
Hepsi şaşılası bir kolektif çabanın ürünü, birer insan harikasıdır.
Güzel kelimeler vardır, çirkin kelimeler vardır.
Ve bunlar bütün dillere eşit sayıda yayılmıştır.
Her çirkin kelimenin yanına bir tane iyisini eş edeceğiz.
"Acı"nın yanına "şifa", "zor"un yanına "çaba", "intikam"ın yanına "bağışlama"....
"Ölüm"ün yanına "hayat"!
Sivil olan, sivil hakların geliştirilmesini isteyen bir yurttaş, silaha hiçbir zaman elini sürmemelidir.
Haklılığını sivilliğinden alan kişi sivillikten vazgeçerse haklı olmaktan da vazgeçer...
RESMİ OLANI TÜRKÇE’DİR AMA HEPSİ ÖZGÜRDÜR
Artık sivil de değildir haklı da.
Bir dilde manası çirkin olan, yani çirkin bir şeye isim veya duruma sıfat olan kelime sayısı artmışsa işte o zaman o dil, evet "yozlaşıyor" demektir.
Dil yani lenguiç, iyi kullanılmazsa tehlikeli olur.
Çünkü dil, her türlü kullanıma müsait mükemmel bir ses organizasyonudur.
İnsanları başkalaştırır.
Ama "başka"dan korkmaya gerek yoktur.
"Başka" güzel bir kelimedir.
Çünkü aslında aynı dili konuşan, konuşmayan herkes "BAŞKA"dır.
Ve başka, başkalık güzeldir.
Başkasının başkalığıyla birleşiriz ve bu birleşme bazen AŞK diye patlar.
Ve aşk nerede olursa olsun kendisi dışındaki her şeyi önemsizleştirir.
Biz kendi bahçemizdeki dillerin hepsini bilek, öğrenek, bir de üstüne İngilizce, Fransızca filan çakıp dünyanın karşısına çıkak.
Diyek ki bizim bahçede insanoğlunun şu kadar senede imal ve muhafaza ettiği diller, hazineler var!
Süryanice var, Keldanice var, daha araştırsak bulacaklarımız var...
Bunların içinde resmi olanı Türkçe’dir.
Ama hepsi Türkçe kadar özgürdür diyelim.
KÜRTÇE’Yİ CENDEREDEN TÜRKÇE KURTARACAKTIR
(Hem belki diğer dişlerini de yaptırmasına yardım edebiliriz şu tek dişli, tek taşlı medeniyetin.... "BİZ"i düzeltirsek herkesi düzeltiriz.)
Hepimizin eşit derecede duyacağı bir gururla dünyaya diyelim ki:
Bizzat Türkçe’nin kendisi diğer dillerimizin güvencesidir.
Çünkü onları özgürleştiren şeyler Türkçe yazılacaktır.
Türkçe bizim ortak dilimizdir ve ortak kimliğimizi oluşturur.
Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir.
Kürtçe’yi bu cendereden çıkarabilir.
Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir.
Onu özgürleştirir...
Kürtçe’yi, korku salan, öfke çağrıştıran bir meselenin parçası olmaktan, bu hiç hak etmediği yankısından Türkçe kurtaracaktır.
Çünkü DİL güncel bir mesele değildir.
Güncel bir kavganın konusu olması, hiç hak etmediğimiz bir trajedidir.
Ve kavga da (ki Kürtçe şer denir), trajedi de (ki ona Kürtçe’de de trajedi denir) çirkin kelimelerdir.
Elbette bütün kelimelerle ilgili kullandığım "güzel" ve "çirkin" kelimeleri tırnak içindedir.
Bazı tırnak kalın, bazısı incedir; ama hepsi tırnak içindedir.
Çünkü asıl güzel olması gereken, kelimelere yön veren mekanizmadır ve bildiğim kadarıyla ona da akıl denir.
TAKATİMİN SONUNDAYIM ELİMDE SADE KELİMELER
Akıl dilin patronudur ve hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yetkilerini akılsızlığa, öfkeye devretmemelidir.
Bu bir mektup.
Kanamalı bir güvercinin kanadına yazıldı.
Hangi yüreğe konarsa o okusun ve bu ölümcül gidişi durdurmak için yapabileceği bir şey varsa hemen şimdi yapsın diye yazıldı.
Ölüm üzerine...
Mayın üzerine yazıldı.
Kürtçe meselesi, Türkçe meselesi üzerine bir yakarış bu.
Ben... Yani kalemden başka silah, vicdanından başka pusula tanımayan, bilmeyen ben...
Ne elimde dünyayı kurtaracak bir bilgi var, ne düşleri aydınlatacak bir lamba...
Elimde sade kelimeler...
Dizlerimin üstüne çöktüm, ağlıyorum.
Takatimin sonundayım ve durun diyebiliyorum sadece.
Yalvarırım... Durun!
Durdurun!
Yılmaz ERDOĞAN
~ 767 gün
comandante
Bir aydına yakışır hassasiyetle yaklaşmış olaya Yılmaz. Keşke Türk -Kürt kim ne olursa olsun bu şekilde yaklaşsa olaya Keşke taban bulsa bu mektup her iki tarafta da. Dursa artık kan yeter! Çünkü artık gerçekten daha fazla kaybedecek gencimiz yok. Olmamalı
~ 767 gün
comandante
~ 767 gün
hüseyin
mükemmel....Yılmaz Erdoğan da her zmn mükemmeldi zaten..
~ 767 gün
hüseyin
ne zmn yazmış bunu?kaynak?
~ 767 gün
comandante
Dünkü hurriyet gazetesi veya ondan önceki günkü ben bugün okudum gazetede
www.hurriyet.com.tr/gundem/guvercin
~ 767 gün
comandante
Siyasilerin tepkileri içinde bugünkü Hurriyet gazetesine vaya hurriyetim.com adresine bakabilirsiniz.
~ 767 gün
smirnoff
fırat kardesım saol bunun mp3 u warmıdır
bırde ankaraya şiirine bayılıorum ben bu adamınn
~ 766 gün
azotoxit
herkes keşke bu kadar duyarlı olabilse
~ 766 gün
meybuz
Ben de burdan çağrı yapayım Yılmaz Erdoğan'a:Yılmaz Erdoğan'ın aklı başına şimdi mi gelmiş?Bu ülkede eli silahlı adamlar tam 22 yıldır dağlarda kan döküyor.Terör örgütüne yalvaracak duruma mı geldik?TSK tam PKK'ya karşı büyük çaplı bir operasyon yapacağı zaman mı vicdanının sesini dinledi Yılmaz Erdoğan?Mayın yeni bir şey mi?Yılmaz Erdoğan gitsin İtalya'ya,Almanya'ya yalvarsın terör örgütüne mayın satmayın diye.
1~ 765 gün
excalibur
Ayrıca yazının hiç bir yerinde ben PKK'yı kınamak gibi bir ibare göremedim. İnsanların ölmemesi üzerine temennide bulunmak güzel. Ama ölümlerin neden başladığı ya da PKK'nın terörist faaliyetler yapmasının bu ölümler için birinci gerekçe olduğuna değinseymiş daha gerçekçi ve samimi olurmuş. Hak aramanın yolunu terör yapmak olarak gören bir örgüte çağrı yapmaya ihitiyaç olduğunu sanmıyorum...Hele hele PKK ile TSK'yı savaşın iki eşit ve meşru tarafı olarak lanse etmek hiç doğru değil. Meşru olan TSK 'dır. PKK değil...
~ 765 gün
pascalsalih
sana bakmak bütün raslantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak Allah'a inanmaktır.
yeni bir sayfada sana bakmak şiiri mükemmel eğer dinlemediyseniz..
~ 765 gün
comandante
22 yıldır PKK vardı ama 22 yıldır Yılmaz Erdoğan yoktu. Ayrıca terör örgütüne yalvaracak duruma da millet olarak gelmedik.. Yılmaz orada sadece kendi adına daha fazla kardeş kanı dökülmemesi için onurlu bir davranış yaparak onurunu ayaklar altına alıyor!!! İşte bugün mayından bir askerimiz daha şehit oldu. Türk Kürt ayrımı yapmadan barışa katkıda bulunacak kim olursa olsun yanında olmalıyız Desteklemeliyiz. Şimdi de Yılmaz'ın bu çağrısına destek olalım.
BARIŞ HEMEN ŞİMDİ!!
~ 765 gün
meybuz
Sevgili Fırat,bir de Serdar Turgut'un şu yazısını okumanı rica ediyorum:
Yılmaz Erdoğan’ın edebi ağlaması, Kürt meselesini çözmeye yarayacak tek bir cümle bile içermemektedir. ‘İnsanın insan olmasına yakışan düşünce ve duygular’ olarak yorumlayanlara açık çağrı yapıyorum
Birçok ülkede benim ‘kanayan yürekli liberaller’ diye adlandırdığım bir grup insan vardır.
Bu grubun başta gelen özelliği dünyadaki adaletsizliklere üzülmeleridir. Adaletsizlikleri, acıları arar bulur ve bunlara üzülürler.
Üzülmekle kalmaz, acılarını yüksek sesle ifade de ederler ne yazık ki... Bu grup liberal olduğu için her ülkede sanat çevrelerine çok yakındır ve sayıları az olsa da sesleri çok çıkar.
Şikayetlerini de çok genel kavramlarla ifade ederler. Şikayetlerinin soyutlama düzeyi o kadar yüksektir ki; şikayet her türlü somut anlamını yitirir.
Sanatçı duyarlılığı da işin içine girince haddinden fazla soyutlaşan şikayet, içsel tutarlılığını da kaybeder...
Ülkemizde de bu tür soyut kavramlarla konuşup üreten insan sayısı hayli fazladır. Bunlar ilk bakışta çok anlamlı, derin laflar ediyor gibi görünür ama üzerinde biraz düşünürseniz dediklerinin fazla anlamı olmadığını -büyük ihtimalle- gecikerek anlarsınız.
Ben bu olayı ‘uçurtmayı vurmasınlar’ sendromu olarak adlandırıyorum.
‘Uçurtmayı vurmasınlar’ lafı insana üzülme hissi veriyor, liberalseniz bu lafı duyunca ağlamaya bile başlıyabilirsiniz. Hatta ben bile bunu duyduğumda kısa süre duygulanıyorum. Ama düşünmeyeceksiniz... Koşul bu; düşünmeden üzüleceksiniz...
Bu âdet bizde çok yaygın, çok hızlı duygulanabiliyoruz. Örneğin; bir töre cinayetinde kızını kıtır kıtır kesmiş bir baba ekran karşısında duygulanabiliyor, çok ağlıyor.
NE KADAR ACIKLI
Bize bu âdet nereden geldi derseniz, psikologlar çocukluğumuzu irdeler mutlaka. Psikologlarda bu âdet hayli yaygın. Her tuhaf olayı insanın çocukluğuna bağlayabiliyorlar. Örneğin; ben cinsel fantezilerimi anlattığımda doktor ‘bunların kökenini de çocukluğunuzda aramalıyız’ demişti. Ben de ona ‘ama ben cinsel fantezilerimden mutluyum. Onlardan kurtulmak istemiyorum ki... Ayrıca bunlar gerçekten çocukluğumda oluşmuşlarsa annem ve babamın seri katil olmaları gerekir ki; bildiğim kadarıyla değiller’ demiştim. Ancak ‘uçurtmayı vurmasınlar’ sendromunun nedenini araştırmak için çocukluğa inmek doğru olabilir sanıyorum.
Çünkü bizde yemek yemeyen çocuğa ‘Afrika’daki açları düşün’ demek âdeti var nedense. Çocuk nerede olduğunu bilmediği bir yerde, başlarına neler geldiğini bilmediği çocukları düşünerek vicdan azabı çekmeyi öğrenir. Bu tipler, çocukken fazla sinir bozucu olmazlar ama Yılmaz Erdoğan’ın yaşına geldiklerinde gerçekten tahammül edilmez olabilirler. Erdoğan, Hürriyet gazetesinde yayınlanan mektubunda ‘Yalvarıyorum, genç ölümleri durdurun’ demişti. Ne kadar acıklı ne kadar duygusal bir yakarış değil mi?..
Dünyada hiçbir savaş ve çatışma, amaçları ‘mutlaka gençler ve çocuklar ölsün’ olanlar tarafından çıkarılmaz. Dolayısıyla hiçbir savaş da ‘aman gençler ve çocuklar ölmesin’ diye durdurulamaz. Bu konuda konuşmak sadece liberallere biraz daha ağlama fırsatı verir ve onlara sanki bir iş başarmışlar duygusu yaratmakta kalır, o kadar...
Aslında bu kadar laf etmenin de gereği yok. Benim bir meselenin anlamsız olup olmadığını anlamak için çok daha kestirme olan bir metodum var. Bir toplumsal hareketin aslında anlamsız olup olmadığına ben o hareket içinde ‘Elif Şafak var mı’ diye bakıp karar veriyorum. Bu yöntem hiç şaşmıyor. Eğer varsa o hareket anlamsız ve sunidir. Bugün tartıştığım konunun sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya ait olan bir sorun olduğunu Elif Şafak’a dünyada verilen desteğe bakarak da anlayabilirsiniz. O ne derse, dünyada onu destekleyen bir örgüt mutlaka çıkabiliyor. Yılmaz Erdoğan’ın mektubu hakkında da Elif Şafak ‘Kürt meselesinde önce insani boyut önemli’ diye buyurmuş... Ne kadar önemli ve duyarlı açıklama değil mi?.. Sanki sorunun çözümüne ‘yöredeki Kürt sokak köpeklerinin sorununu çözerek başlayalım’ diyen var da Elif Hanım buna karşı bir laf söylüyormuş izlenimini veriyor.
Bu tür meselelerde alınan tavrı daha da soyutlaştırıp tam anlamsız hale getirmenin en kestirme yolu ‘insani boyut’ veya ‘insani değerler’ şeklinde bir lafı da işin içine sokmaktır. Neyin insani olduğu neyin olmadığı tartışma konusudur ve felsefe bu işi çözemedi çözeceği de yok... Çözmesi de gerekmeyebilir. Belki yapılacak en iyi şey; Marksizmin yaptığı gibi, insanlık, insani değer kavramlarını tamamen teorinin dışına atmak olabilir. Liberallere tavsiyem; bu konuda Althusser’i biraz okumaya çalışmalarıdır. Marksizm ‘Humanity’ ve ‘Human Values’ kavramlarını teoriden attıktan sonra ancak o zaman adil bir pratiğe hizmet eder hale geldi. Biliyorum biraz soyut kaçtı bu ama ne yapayım; her meseleyi de gazete yazısının gerektirdiği somutluk düzeyinde tartışmak da mümkün değil.
KİTAPLA YETİNİN
Yılmaz Erdoğan’ın edebi ağlaması, Kürt meselesini çözmeye yarayacak tek bir cümle bile içermemektedir. Bunu ‘insanın insan olmasına yakışan düşünce ve duygular’ olarak yorumlayanlara açık çağrı yapıyorum: İnsanın insan olmasına yakışan düşünce ve duyguları net olarak tanımlayın lütfen... Örneğin; bana göre insana en yakışanı faşist olmaktır. Faşizmden nefret ettiğim halde bunu görebiliyorum ben. İnsan, insanlık kavramını atın analizinizden, ağlamayı kesin ve sınıf kavramıyla düşünmeye çalışın... Bu işi ancak sınıfsal analizle çözebiliriz, bunu da unutmayın... Yemez mi diyorsunuz; yemiyorsa bari sesinizi kesin de kitap yazmakla yetinin veya şiir yazın, orada ağlayın... Bari ağlamanız sanat sayılsın. O bile değil bana göre ya; ama ne olursa olsun onları alkışlayanlar bir şekilde çıkacaktır.
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=47836,10,104
1~ 764 gün
comandante
Hayatının 3/4ünü Amerika'da geçiren yazdığı yazıların çoğunluğu ''penis'' üzerine olan bir adam Serdar Turgut. Kürt sorunlarıyla olan ilişkisi sıfırdır. Yılmazsa o topraklarda doğmuştur.
Kendi deyimiyle;
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı esmer cesur korkak
çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...
O toprakların sorunlarını Serdar Beyden daha çok yaşamış ve bunu insanlara aktarmıştır. Aktarmaya devam edecektir çünkü orada yaşamaya devam edecek Yılmaz Ama Serdar Bey işi bitince Amerikaya gidecek terörden ölen Türk ve Kürt çocuklarına ''Tüh tüh Yazık Olmuş '' gözüyle bakmaya devam edecektir.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/5006
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!