ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
Yine yepyeni süper bir tartışma konusuyla karşınızdayım arkadaşlar. Tartışma konumuz Türk internetinin medari iftaharı Reşat Çalışlar'ın SiyahKahve'de yayımlanan son yazısı. Sitemiz bir üniversiteliler sitesi olmasına rağmen iki satır yazıyı okumaktan aciz kimseleri de barındırdığından, yazıdan alıntılarla sözü size bırakıyorum. Tam metin için http://www.siyahkahve.com/index.php?cmd=7&textID=856 adresine tıklayabilirsiniz.
"Toplumumuzdaki hemen hemen tüm kesimlerinin en uzak olduğu ve en az peşinde koştuğu şeylerden biri objektiflik. Eskiden yeterince özgür bir toplum olmadığımız için objektif düşünceye yatkınlık göstermezdik; şimdi ise bireysel egoların şişkinliği ve bencil-anarşist-öznellik yanlısı bir tavrın popülerlik kazanması nedeni ile subjektif ve kişisel yaklaşımları objektif düşünceye yeğ tutmaya başladık.
...
İşin ilginci, görece genç, entelektüel ve modern sayılabilecek kişilerde bile zaman zaman bu yaklaşım gözlemlenebiliyor. Toplumumuz tarafsızlığa yatkın değil. Sosyal bir konuya bir matematik problemine yaklaşır gibi soğuk bir akılcılıkla yaklaşmaya yatkın değil. Toplumumuz fanatik çıkışlara objektif düşüncelerden daha çok değer veriyor. Kişisel mağduriyet ya da kişisel alınganlık temelinde üretilen argümanları, objektif akıl yürütme yoluyla üretilen argümanlardan daha kaliteli buluyor.
...
Ama bizim toplumumuz her zaman için sevgi ve nefreti düşünceye tercih etmiştir. Tabii parayı da… Düşünce, bizim toplumumuz tarafından hiçbir zaman zevkli, eğlenceli, cazip bir şey olarak algılanmamıştır. Eskiden politik eylemcilik “düşünme”ye ve “objektif düşünsel üretim”e üstün görülürdü, şu an ise haz ve eğlence peşinde koşan bir yaşam tarzı düşünsel üretime üstün görülüyor. Toplum olarak “düşünme”yi değerli, saygıdeğer, zevkli, anlamlı, heyecan verici bulmuyoruz."
~ 801 gün
resatcalislar
eleştirileriniz için teşekkür ederim. mutlaka haklı olduğunuz noktalar var. "benim genç yaşımdaki başarılarımı kıskanıyorlar ben kitap yazdım ünlüler yakın dostum çekemiyorlar" demek gibi bir niyetim de yok kesinlikle size...O tarz sözleri özellikle tepki çekmek için sarfederim. normalde kibirli ya da egosu şişkin birisi değilimdir.
~ 801 gün
the divine comedian
İsmail Biçer'in üslup üzerine eleştirisine katılmamakla beraber -istemeyerek de olsa- süper bir konuya değindiğini düşünüyorum, şöyle ki: "[...]yazdıklarım da nacizane kendi düşüncelerim ve eleştirilerimdir beni bağlar." yazıya mükemmel bir örnek olmuş :)
Kendi düşüncelerime gelince, genel olarak hemfikir olmakla ve objektifliğin önemini gayet iyi anlamakla beraber öznelliğin çok da "kötü" birşey olduğunu düşünmüyorum. Zira yazı, insanlarımızdaki objektiflik yoksunluğundan çok öznelliğin nasıl da kötü birşey olduğunu anlatıyormuş gibi geldi bana. Çünkü -aslında İsmail Biçer'in de dediği gibi- yazıdaki örnek yoksunluğuyla öznellik çok fazla havada kalmış gibi. Sonuçta öznelliğin olduğu gibi objektifliğin de aşırısı kötüdür değil mi? Hatta bence daha da kötüdür. Bir kaç ütopik romana bakmak yeterlidir bu tür objektifliğin nelere yol açabileceğine dair.
Mesele kimin nasıl baktığı değil, nasıl bakmayı tercih ettiğidir ve bu noktada işin içine -farkettiğiniz gibi- "tercih etme" yetisi girmektedir. Tercih, bir süreci ifade eden bir olgudur ve düşünme, tartma gibi akli yeteneklerimizi kullandığımız basamakları içerir. Reşat'ın deyimiyle "objektifliği". Yanlış bulduğum nokta da tam olarak bu: Yazıda düşünme ve objektiflik kavramlarının içiçe geçmişliği. Reşat'ın toplumdaki asıl sorun olarak gördüğü şey bence "subjektiflik" değil, "tercih edememe yoksunluğu"dur, yani "düşün(e)meme". Daha da açık söylettirmeyin işte! :)
Biz, aynen yazıda da okuyabileceğimiz gibi, verileni alırız, üzerine düşünmeden ve tercih etmeden. Hele de verilen şeyin üstüne bir de duygu sömürüsünü bol bol serptik mi "135.000 ölü daha verir Yunanistan'ı bile alırız". Şimdi bu meşhur Türk deyişini alsak, ballandıra ballandıra Yunanların yaptıklarıyla iki gün terbiye ettikten sonra sunsak -ki yapıldı işte- "olması gereken" tepkiyi almakta, yani "yuh artık naptın be abi" lafını duymakta oldukça gecikiriz, öznellikten, duygusallıktan mı bu?
diğer toplumlarda ne nanedöndüğünü bilmediğim için türk toplumu die ayrım yapamamakla beraber kişilerin objektif olmamayı daha bacak kaderken ,o zmanalar kendılerine objektif yaklaşmayan ototritelerinden yani anne babalarından öğrendiklerini düşünmekteyim.hatat cocouklar objektif olmamayı guc sembolu bıle sanıo olabılırler
~ 800 gün
savaş
r. calısların yazısıyla ilgili bişey demek istemiyorum ama başlıkla ilgili br çift sözüm var :
türk toplumunun çoğunluğunda (tamamı degil;genellemeler hep yanıltır) bulunan objektif düşünce yoksunluğu memleketi terk etme istegimi kamçılayan en önemli faktörlerden bir tanesidir,
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/4456
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!