ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
bir ara bu arkadaşın bir iki şiirini okuyup biraz araştırmıştım, heveslenip bir kitabını alimde bakim dedim ama yarım kaldı. gördüğüm kadarıyla bu adamı tekrar keşfetmem konusunda önerilerde bulunabilirsin. neyi alıp okuyalım mesela? ne tavsiye edersin?
16 Nisan 2006 18:01
asmin,,
seviyorum susmanı, yokluk gibisin çünkü,
sesim sana varmadan işitiyorsun beni.
bilmek acı çekmektir...
rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
yavaş yavaş ölürler.
16 Nisan 2006 20:12
buz mavisi-lilith
Pablo Neruda (asıl ismi: Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto) (12 Temmuz 1904 Parral, Şili - 23 Eylül 1973 Santiago), Şilili yazar ve şair. Her şeyden önce ülkesindeki ve İspanya'daki faşizme karşı durmuştur. 1971 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülü almıştır.
Yaşamı boyunca güçlü siyasi duruşuyla tanınmıştır. Sürgüne gönderilmeden önce açıksözlü bir komünist olarak, Şili Komünist Partisi'ne hizmet etmiştir.
Şair takma ismini Çek meslektaşı Jan Neruda'dan türetmiştir. Daha sonra bu isim yasal adı olarak kalmıştır.
1970 yılında Şili başkanlığına aday gösterilmiş, ancak daha sonra başkan seçilen Salvador Allende'yi desteklemiştir. Allende seçilince Neruda'yı Şili'nin Fransa elçisi olarak görevlendirmiştir. İki buçuk yıl bu görevi yürüten Neruda 1972 yılında sağlık sorunları sebebiyle görevden çekilmiş ve Şili'ye dönmüştür. 24 Eylül 1973'de kalp yetmezliğinden hayatını kaybetmiştir.
şili li bu guzel yurekli şair hakkında biraz daha bilgi vereyım dedim.nazımla ataol behramoğluyla tanıdım ben kendısını.iykide tanımısım..
29 Ocak 2008 20:21
buz mavisi-lilith
yavaş yavaş ölürler... seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler...okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.
yavaş yavaş ölürler...alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
yavaş yavaş ölürler...
aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
29 Ocak 2008 20:28
buz mavisi-lilith
onca gün, ah, onca gün görürüm seni.
nasıl öderim, neyle öderim
onca somut ve onca yakın oluşunu?
kana susamış ilkbahar
ormanlarda uyanır.
yakında çıkar tilkiler inlerinden,
çiyi içer yılanlar,
ve çamlarla sessizliğin arasında
yürürüm seninle yapraklarda,
bu talihimi nasıl ve ne zaman
öderim diye sorarım kendime.
gördüğüm her şeyden
görmek istediğim sensin hep,
dokunduğum her şeyden
dokunmak istediğim tenindir hep:
severim portakal gülüşünü,
seni uyurken izlemekten hoşlanırım.
ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiğim?
bilmem nasıldır diğer aşklar
ya da geçmişteki sevdalılar,
yaşarım, izlerim, severim seni,
sevmek doğamda var benim.
hoşlanırım senden ikindileri.
nerededir şimdi? gözlerin yittiğinde
sorarım hep.
ne de uzun oyalandı diye düşünüp yaralanırım.
zavallı, aptal ve üzgün hissederim kendimi,
ve varıp ışıldarsın,
yükselirsin şeftali ağaçları üzerinde.
bundandır seni sevmem, ve bundan değil.
onca nedeni var, ve onca nedeni yok,
ve böyle olmalı aşk dediğin,
kapsayan ve olağan,
özel ve dehşetli,
bayraklı ve gamlı,
yıldızlar gibi çiçeklenmiş
ve bir öpüş gibi ölçümsüz.
29 Ocak 2008 20:29
no control
BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRLERİ YAZABİLİRİM
Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: Gece yıldızlardaydı
Ve yıldızlar, maviydi, uzaklarda üşürler
Gökte gece yelinin söylediği türküler
Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim
Hem sevdim, hem sevildim, ya da o böyle söyler
Bu gece gibi miydi kucağıma aldığım
Öptüm onu öptüm de üstümde sonsuz gökler
Hem sevdim, hem sevildim, ya da ben böyle derim
Sevmeden durulmayan iri, durgun bakışlı gözler
Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim
Duymak yitirdiğimi, ah daha neler neler
Geceyi duymak, onsuz daha ulu geceyi
Çimenlere düşen çiy yazdığım bu dizeler
Sevgim onu alakoymaya yetmediyse ne çıkar
Ve o benimle değil, yıldızlıdır geceler
Yürek zor katlanıyor onu yitirmelere
Uzaklarda birinin söylediği türküler
Bakışlarım kovalar onu tellim her yerde
Bakışlar sanki onu bana getirecekler
Böyle gecelerdeydi ağaçlar beyaz olur
Artık ne ben öyleyim ne de eski geceler
Sesim arar rüzgârı ona ulaşmak için
Şimdi sevmiyorum ya, eskidendi sevmeler
Şimdi kimbilir kimin benim olduğu gibi
Sesi, aydınlık teni, sonsuz uzayan gözler
Sevmiyorum doğrudur, yürek bu hâlâ sever
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer
Bu gece gibi miydi kollarıma almıştım
Yüreğimde bir burgu ah onu yitirmeler
Budur bana verdiği acıların en sonu
Sondur bu onun için yazacağım dizeler
(2) 29 Ocak 2008 20:32
seytan ucurtmasi
seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle çıkar karşına hayat.
bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan
seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.
sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarı
hem seviyorum,hem de sevmiyorum seni.
sevgimin iki canı var seni sevmeye.
bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken sevmiyorum seni.
29 Ocak 2008 20:51
seytan ucurtmasi
GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIM'A BİR ÇELENK
Niçin öldün Nazım?
ne yaparız şimdi biz
şarkılarından yoksun?
Nerde buluruz başka bir pınar ki
orda bizi karşıladığın gülümseme olsun?
Seninki gibi ateşle su karışık
acıyla sevinç dolu
gerçeğe çağıran bakışı nerde
bulalım?
Kardeşim,
öyle yeni duygular, düşünceler yarattın ki
bende,
denizden esen acı rüzgâr
kapacak olsa bunları
bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir
yaşarken seçtiğin
ve ölümünden sonra sana barınak olan
oraya, uzak toprağa düşerler.
Al sana bir demet Şili kasımpatıları
al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,
halkların savaşını, kendi dövüşümü
ve yurdumun kederli davullarının boğuk
gürültüsünü
kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,
çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen
yüzüne hasret,
benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma
güç veren
dostluğundan yoksun.
Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
ama parlak bir yüreğin vardı,
yara ve ışık dolu bir yürek.
Ne yapayım ben şimdi?
Tasarlanabilir mi dünya
her yanına ektiğin çiçekler olmadan
Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
senin halk zekanı, ozanlık gücünü duymadan?
Böyle olduğun için teşekkürler,
teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.
9 Şubat 2008 01:51
seytan ucurtmasi
Yine yitirdik o alacakaranlığı.
Ve kimse görmedi bizi o akşam el eleyken.
mavi gece dünyaya inerken.
Penceremden gördüm
uzak kıyılarda batan güneşin bayramını.
Bazen, bir madalya gibi
bir güneş parçası yanardı ellerimde.
Ve seni anımsardım yüreğim daralarak
tanıdığın hüzünle hüzünlü.
Neredeydin o zaman sen?
Ve hangi insanlarlaydın?
Neler konuşuyordun?
Neden gelir ki birden bütün aşk
hüzünlüyken ve seni uzak tanırken?
Hep alacakaranlıkta alınan kitap düştü,
pelerinim, o yaralı köpek, ayaklarımın dibine yığıldı.
Hep uzaklaşıyorsun ve hep akşam
gecenin heykelleri silerek alelacele geldiği saatlerde.
9 Şubat 2008 01:52
hepsi eren
şiirler yazarım ben
şayirim çünkü ben
en sevdiğim mavi
gök mavisidir mesela
en sevdiğim havuç
turuncu....
şiirler yazaarım ben
sormam kimseye güzel olmuş mu şiyirim die
şiyirler yazarım ben
hayatı da uçlarda yaşarım söylemesi ayıp....
9 Şubat 2008 01:59
no control
BÜYÜK SEVİNÇ
(XX)
Peşinde seğirttiğim gölge, henüz benim değil
*
Ne kitaplar beni ağulasın diye yazdım,
Ne de zambak peşinde koşan;
Acemi çaylaklar için!
Ayı ve suyu dileyen
Basit kişiler için yazdım:
Düzen isteyen, ekmek ve şarap isteyen
Alet ve gitara isteyen
Basit halklar için
Halk için yazdım,
Şiirimi köylü gözleriyle okuyamayan.
Yaşantımı zehir zıkkım eden hava
Ve bir satır, kulaklarına ulaşacak bir gün:
İşte o zaman,
Başını kaldıracak basit emekçi
Ve taşlarla dövüşen madenci gülümseyecek
Alnını kaldıracak kürek işçisi
Ve şahane balığın pırıltısını daha iyi görecek
Balıkçı;
Ve elleri tutuşacak
Ve biraz yıkanınca
Kokulu sabunlar içindeki çarkçı
Bakakalacaklar şiirlerime
“Belki bir arkadaştı” diyecekler
*
Başka taç istemem,
Bu bana yeter!
*
Çıkınca fabrika ve madenlerden,
Şiirim toprağa karışsın istiyorum
Zulüm gören insanın zaferine, havaya.
Ve genç bir delikanlı,
Ağır ağır ve madenlerle ördüğüm yaşamı
Açınlasın diyorum
Köşe bucak saçılan bir kutu gibi.
Doldursun ruhunu içine
Ellesin fırtınalara.
Benim de şen olsun yüreğim
Boralı yüceliklerde.
9 Şubat 2008 02:01
no control
KIZIL ÇİZGİ
Daha sonra, kral
Yorgun ellerini kaldırdı
Ve haydutların
Yüzleri üstünden
Dokundu duvarlara
Kırmızı çizgi
Çektiler buraya
Altın ve gümüşle
Doldurmak gerekiyordu
Üç odayı
Kanlarının çizgisine dek
Doldurmak gerekiyordu
Altının çarkı geceler boyu döndü,
Ve şehitler çarkı hiç durmamacasına.
Toprağı pençelediler
Köpük ve sevgi mücevherlerini ipliğe
Geçirdiler
Nişanlının bileziklerini kopardılar
Tanrılarını bıraktılar
Çiftçi eski antika paralarını teslim etti
Balıkçı altın damlasını
Demir parmaklıklarda bir yankı titredi
Ve yüceliklerde cevap verirken mesaj ve ses
Altının çarkı dönmeye devam ediyordu
O zaman kaplanlar toplandılar
Kan ve gözyaşını paylaştırdılar
Atahualpa biraz kederliydi
Ve And’ların sarp yönünde bekliyordu
Kapılar açılmadılar
Akbabalar her şeyi bölüştüler
Mücevherlerin en son kertesine dek
Dinsel firuzeleri
Ve kana bulanmış
Ve gümüş dokunmuş elbiseler
Ve haydutların tırnakları
Her şeyi ölçüyordu
Ve keşişin gülüşleri arasında
Haydutlar arasında
Kral onu kederle dinliyordu.
Yüreği bir vazo gibiydi
Kininin acı özü gibi
Bir sancıyla dopdolu
Cephelerini düşündü
Cuzco’nun yücesinde
Kendi çağında
Prenseslerini
Egemenliğinde bir ürperme oldu
İçindeki olgunluğu hissetti ama
Umutsuz barışı bir hüzündü
Huascar’ı düşündü.
Yabancılar, burdan mı geçecekler
Her şey bir bilmece, her şey bıçaktı
Her şey sessizlikti
Yalnız kızıl çizgi canlı, çırpınıyordu:
Ölen dilsiz krallığın
Sarı bağırlarını yutan
O zaman Valvarde ölümle girdi
“Senin adın Juan bundan böyle” dedi
Tam hazırlandığı sırada
Odun yığını
Ağırbaşlılıkla cevap verdi: “Juan
Öyleyse benim ölüm adım olacak Juan”,
Artık, ölümün ne anlama geldiğini hesaba katmayarak
Boynuna ip geçirdiler: bir çelik kanca
Peru’nun ruhuna girdi.
9 Şubat 2008 02:02
hepsi eren
elma şekeri
misal
ne güzel şekerdir
öyle değil mi a dostlar
bugüne bugün
neruda yız
pablo neruda
gerekirse
gökyüzünü boyarız
sevgiler
sdkljglhr
(1) 9 Şubat 2008 02:03
tohunç
delikanlı adam :)
9 Şubat 2008 02:03
hepsi eren
ufoozgur demis ki:
küçücük bir çocuğum.
minicik ufacık.
boyum vardır 2 santim
benden uzunu yoktur ey ortakantin.
halının kenarına oturur
sallarım ayaklarımı
dağa çıktım alp stili ski yapmak için
fekat unuttum evde kayaklarımı.
nasıl da içten söylemiş neruda
9 Şubat 2008 02:11
seytan ucurtmasi
şu anlamsız geyiği başka yerde yapsak...
(4) 9 Şubat 2008 02:14
no control
katılıyorum..ancak şimdi laf dalaşı başlıycak diye tırsmıyrum değil..zira bu sıra moda oldu meret
şeytan uçurtması demis ki:
şu anlamsız geyiği başka yerde yapsak...
(3) 9 Şubat 2008 02:16
buz mavisi-lilith
şimdi on ikiye kadar sayacak
ve hep birlikte susacağız.
bir an olsun toprağın yüzünde
konuşmayalım hiçbir dilde,
bir saniye duralım,
sallamayalım kollarımızı bu kadar.
acelesiz, motorlarsız
ne mis kokan bir an olurdu,
birlikte hepimiz
apansız bir gariplikte.
incitmezdi balinayı
balıkçılar soğuk denizde
tuz toplayan adam bakardı
yaralı ellerine.
yeşil savaşlar hazırlayanlar,
gazlı savaşlar, ateşli savaşlar,
yaşayanı kalmayan zaferler,
temiz giysiler giyerlerdi
yürüyüp kardeşleriyle
gölgede, bir şey yapmadan.
istediğim karıştırılmasın
kesin eylemsizlikle:
ne yaparsa odur yaşam
bir işim yok benim ölümle.
götürebilmek uğruna hayatımızı
bu kadar sıradan olmasaydık,
ve bir an, hiçbir şey yapmasaydık,
belki dev bir sessizlik
yanda kesebilirdi kederini
kendimizi hiç anlamayışımızın,
kendimizi ölümle korkutmanın,
belki de toprak öğretecek bize
ölü görünen her şeyin
aslında canlı olduğunu.
şimdi on ikiye kadar sayacağım
sessiz olun, ben gideceğim.
pablo neruda
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/3365
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
Sen de binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!