gruplar
 hocalar
 okullar
 üye/içerik arama 


Edebiyat - Yılmaz Erdoğan Şiirleri
 Sayfalar: 1  2  << Önceki Sayfa      Listelenen Kayitlar 21 - 40
 Yazar: Mesaj:
eudomania
eudomania
şiirleri de kendileri de gereksiz..

7 Ekim 2006 18:43  mesajın adresini al  
~balım~
~balım~
bide hepsi insan işi vardı cok beğenmistimm benn

7 Ekim 2006 19:36  mesajın adresini al  
comandante
comandante
Yok serkan Şiir Yılmaz Erdoğana ait. Hatta gecen haftalarda Deniz Akkaya'ya yazıldığını okumuştum.

8 Ekim 2006 01:17  mesajın adresini al  
apolloed
apolloed
Bana kalırsa oldukça başarılı bir şair. Edebi değeri yok demiş birkaç arkadaş ama edebi değer koşullarınız nedir bilemem elbet ancak ben okuduğum bir şiirde öncelikle özgünlük ararım yeni bir söylem tarzı bir düşünceyi bir cümleyi daha farklı söylemek, şiir yazmanın belirli bir kuralı yoktur.. şiir yazıyor olmak dünyanın en kolay işidir, ama ortaya şiir çıkarmak tam tersi..
Elbette ki bu adamı ustalar ile karşılaştıramam bile ancak kayıp kentin yakışıklısı kitabı uzun süre baş ucu kitabım olmuştu yazdıklarına saygı duyuyorum. boş bir adam değil..(şiiri sadece aşk ve onun getirileri olarak algılayan insanlar elbet siyasi bir cümle duyunca irkilecektir.)

Sanırım eleştirilenin çıkışı popüler olmasından kaynaklanıyor, doğrudur belki de popüleritesinden ötürü olması gerektiği yerden (şiir olarak) daha yukarıda olabilir, ancak yaptığı şeye popülist bir çaba diyemem. (şiirin popülist oluşumunu kaybetmesi uzun zaman önceydi) seslendirmesi güzeldir, şiirleri ama Attila İlhan'ın hakkını yememeli sanırım benim dinlediğim en güzel şiirlere, seslendirmesine sahip insandır.

son olarak yılmaz erdoğan şöyle der bir şiirde,

elbet şiir olacak şairin tesellisi ve en kötüsü bile işe yarayacak aşklaşmaların, yazana değilse bile okuyana faydalı..

9 Ekim 2006 23:27  mesajın adresini al  
denias
denias
Şimdi ben bi kafiye gerek diyeceğim,söz oyuna başlayacak benle.gülecek sonra bir adam olan bitene.Yılmaz dı adı,hayatın karmaşası...:P

10 Ekim 2006 01:57  mesajın adresini al  
belbalgom
belbalgom
hakkariden gelmiş yoksul ve umutlu bir genç solcuyken yazdığı şiirlerin yanında şimdi yazdiklarinin boş ve anlamsız kaıyor olması..şimdi çıktığı mankenleri düşünerek yazdığı şiirlerin o günkü saf haliyle yaşadığı aşklar için yazdığı şiirlerle bir olmaması..veysel karanide işkembe içen çocuğun kolunda rolex altında son model cip olmaması belkide..belkide bir ankara ayazında artık tek başına sokak lambası altında dikilip son sigarasının dumanını içine çekememesi...bir esnaf lokantasında az çorba içmiyor olmasi...belkide tek bir şey yapsa çok iyi olabilecekken herşeyi yapmaya çalışıp hepsinde vasat olmasi..bilmiyorum hangisi belkide hepsi sebep ama ben bu adamdan eskisi kadar tad alamıyorum artık..

10 Ekim 2006 13:29  mesajın adresini al  
tuğçé
tuğçé
soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam....

21 Ocak 2007 00:48  mesajın adresini al  
o şimdi plajdaa
o  şimdi  plajdaa
Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.
Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri
Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben.
Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim...
(Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak...)

seviorumm bu adamı beeeeeeeeeeee

31 Ocak 2007 01:38  mesajın adresini al  
a. bandini
a. bandini
Arkadaş yollamıştı bana şiirini. İŞte Yılmaz Erdoğan kendisi okumuş. Hiç beğenmedim. Ağlıyorum bu şiirde demişti bir de. Fena bir durum.
Belki de şiirden haz almadığım için -çokca- sevmemişimdir. Bilemiyorum.

31 Ocak 2007 02:30  mesajın adresini al  
gizeeem
gizeeem
Yılmaz Erdoğan-SANA BAKMAK....


her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır...



benmde favorim bu...

31 Ocak 2007 03:52  mesajın adresini al  
dogujan
dogujan
sana bakmak allaha inanmaktır dio ya
bayılıom o şiire

31 Ocak 2007 11:48  mesajın adresini al  
geronimo
geronimo
Yüksekten uçan herkesle akrabayım.
Belli bir rakımının üstünde doğdum.
Seslerin önce kayalara vurup sonra
Kulaklara aktığı bir yerde çıplak.

Uzak. Yüksek.
Kışın çok yağışlı yazın seyrek..
Uzun anlattım uzaktaki yakın ve
Yakın doğunun uzak günlerini...
Uzatmayalım...aydım çıplak..yürüyorum çıplak.

Yüksek.
Kışın çok yağışlı,yazın seyrek.
Doğdum büyük bir hadise olarak geçmedi kayıtlara.
Büyüdüm yalınayak.
Ve yüksek!
Kışın çok yağışlı yazın seyrek.
İçindeki her şeyin pahalı değil
Değerli olduğu evlerin hep soğuk
Sularla sulanan akşamüstlerinden geçtim..
Vesikalık için taktığım ço
Oldu fotoğrafçı gravatlan....
Saçları m ıslak..üstümde önlük...
Ve (evet)
Yüksek!
Kışın çok yağışlı yazın seyrek.
Bir otobüs yolculuğudur ki bitmez
Hala aklımda bazen hayat sanki elazığ malatya arasında
Bir uzun uzun yayla molasında..

Evet yüksek!
Kışın çok yağışlı yazın seyrek
Bir hayatta kalma mücadelesidir aslında yoksun doğmak.
Çok yoksun kaldığımız oldu ama çok şükür hiç yoksul olmadık
Alabileceğimiz şeylerin sayısı bulabildiklerimizden
Birazcık daha olsa fazla idi canım...
Yani şehirde her daim limon olsa niye almayaydık ama yol uzun.
Zap vadisi yokuşa sürüyor ve bazen alıp gidiyor
Koca koca kara parçalarını..
Ve dedik ya yüksek kışın çok yağışlı yazın seyrek...

Herkese kısmet olmuyor maalesef
Her yoksun öğünden tok kalmak üzerine eğitilmek!
Yüksek kışın çok yağışlı yazın seyrek...


11 Şubat 2007 10:04  mesajın adresini al  
rastignac
rastignac
güzel bahçeli bir okulun penceresinden dünyaya
hayret , hasret ve birazda bayat bayram şekeri kederiyle bakan
aklı cambaz , yanakları al , sesi ise çilek aroması
bir çocuk oturuyor gözlerinde ....



9 Mart 2007 17:55  mesajın adresini al  
comandante
comandante
ben bu şiirini ilk kez okudum. Gerçekten çok güzelmiş.


EDİT :Bu arada ''bana'' kısmını görmeden yazdım yorumu :)) ilk kez okumamın sebebini de çözmüş bulundum :))

1 defa alkışlanmış (1)  9 Mart 2007 22:27 ~ 9 Mart 2007 22:31  mesajın adresini al  
geronimo
geronimo
şiir değil ama güzel bir yazısı..:

İnsan kaç yaşında olursan olsun, hâlâ aşık olabiliyorsa, hâlâ telefonda saçma sapan bir konuyu bir buçuk saat konuşabiliyorsa, hâlâ bir çift yakıcı göz ve korkutucu eda karşısında yüreği saklanacak delik arıyorsa, hiç korkma gençlik yerli yerinde demektir.

.................................

İnanırım ki her yazarın boynunun borcudur kendi kuşağı hakkında bir şeyler yazmak.

Bu yazı otuzlu yaşlarına varmış olanlar ve onları merak edenler için yazıldı.

Sınıfın en güzel kızının kendini aslında hiç de öyle zannetmediği ve buna benzer başka nedenlerden ötürü hakiki güzellerin, sınıfın ikinci liginde mücadele verdiği yıllardı.

Bazı bazı çok cesur, hatta tam tabiriyle sadece sempatik değil aynı zamanda yırtık çirkinler şans bulabiliyordu güzel kızlar arasında. "Çirkinliğinden" hoşlanmayan ama bunun utanılacak bir şey olmadığını düşündüğü için güzelleşen bazı arkadaşlarımız vardı ama genel kategoriler şu şekilde oluşuyordu benim çocukluğumda :

Güzeller, çirkinler, bir de bunlar.

Ben "Bir de bunlar" grubuna dahildim.

Daha çok asılmak zorundaydı işe, "çirkin ama zeki" erkek!

Onun işi daha çok vakit istiyordu... Bir insana kendi fiziksel güzelliğini, yakın planda on saniyede anlatmak mümkün ama zekâyı ispat için en az yarım saat şart.

Aslında erkekler de, kadınlar da sonsuza dek şu üç gruba ayrılacaklar : Durunca Güzel Olanlar, Konuşunca Güzel Olanlar, Durunca da Konuşunca da Güzelliğini Muhafaza Edenler! Bu üçüncü gruba dahil olduğunu düşündüğümüz kadın ya da erkeğe aşık oluruz zaten. Ta ki o kişi kategorisini değiştirir, (gerçekte ya da bizim gönlümüzde) o zaman aşk biter. Ve bu durum değişmez, yirmisinde de otuzunda da ve sanırım ötesinde de...

Bir güzeli çirkin yapmaz kısa boylu olmak, ama bu irtifadan utanmak yapar!

Bütün yakışıklılar beyinsiz değildir elbet, ne de bütün güzel kızlar aptal. (Bu onların o sıra üstesinden gelemedikleri bir önyargıydı. Ama önyargılar önemliydi ve hâlâ da öyle... Ama bir şey, zaten bir "ön yargı" haline gelmişse bir toplumda, oluşmasına sebep olan her şey doğru değildir ama en az birkaç mantıklı gerekçe vardır aralarında. Çünkü fiziki güzelliğe fit olmuş ve cehaleti bir bayrak gibi en güzel organına çengelleyenler var güzel vatanımın güzelleri arasında. Bunların hepsi de meşhur değil üstelik.

Bizim sınıfa dönelim...

Hep daha az sevgili başvurusu yapılırdı sınıfın güzeline... "Bize bakmaz oğlum bu kız" lafıyla eğitilmiş son kuşağın insanları otuzlu yaşlarındalar artık. Şimdi güzel bir kızın karşısında hissedilen, erkeği çirkinleştiren o eziklik, o korkaklık giderek azalmakta.

Kadın, hızla sevilmeye muhtaç şahane bir canlıdır, çoğu zaman korktuğunda. Korkak bir erkek ise mide bulandırır!

Üstelik bu korkaklık hayata karşı değil, sade bir çift göze karşıdır.

Ama benim de bünyesinde büyük bir şerefle yer aldığım bir kuşak, yani şimdi otuzlu yıllarını yaşayanlar, otuz kelimesinin telaffuzu sırasında ağızdan çıkan belli belirsiz, seçimsiz bir tozun etkisinden midir bilinmez, ince bir soğukluk hissetmeye başladılar doğum günü kutlamalarında.

Ben otuz dört yaşındayım.

Amcalarım 12 MART'ı iyi hatırlıyorlardı, ben de 12 EYLÜL'ü hiç unutmadım.

Otuz'a hafif tozlu dedim diye hemen bozulmayın yaşıtlarım, bana yakın küçüklerim, bana yakın büyüklerim, otuz hiç kötü değildir; o tozu attıktan hemen sonra... Demek toz tutmasına izin vermemek lazım ya da yirmili yaşların sonu bu kadar tozlu yaşanmamalıydı diyelim.

(Aslında hep merak ederdim bir pazar yazısını çarşamba günü yazanlar o gün pazarmış gibi yaparken "evet bugün keyifli bir pazar günü" diye başlayanları diyorum, tam nasıl hissederler kendilerini diye. Pazar günü meselesine çok girmeyince o kadar yalan olmuyormuş neyse ki...)

Kısacası bizim sınıfta durum şuydu kabaca :

Sınıfın en güzel kızı, hiç haketmediği saçma bir yalnızlığı paylaşmayı sürdürürken sınıfın en zeki çocuğuyla (ama korkak, ama çok güzel bir kadının gözlerinin tam içine direk ve uzun bakabilmişlik yok daha hafızasında), arada kalanlar dengi dengine idare ediyorlardı vaziyeti.

Her güzel kızın mutlaka bir "çirkin" yakın kız arkadaşı vardı mesela. Aralarındaki ilişki mükemmeldi. Güzel güzeldi, çirkin de çirkin. İkisi birbirlerinin alanına girmedikçe ya da daha fenası "çirkin" güzelleşmedikçe, aralarındaki uyum bozulmuyordu.

Onu kıskanmak yerine kıskançlığını güzel bir arkadaşlık içinde sürdürmeye karar vermişti "çirkin" olan. Ya da "çirkin" rolünü kabul eden... Çirkin arkadaşların işi güzel için yapılan başvuruları almaktı... Bazılarını tavsiye ederek, ballandırarak, bazılarını ise yarım ağız iletirdi güzel'e! Güzel eğer çok güzelse bizzat muhatap olmazdı bu işlerle!

Çirkinin de, aşık olduğu "yakışıklı" bir çocuk vardı yan sınıfta ama bu mesele fazla konuşulmazdı. Güzelin lise medyasındaki aşk hayatı öyle çok vakit alıyordu ki...

Ama onlar arkadaştılar. Birbirlerine sarılıp ağlarlardı bu insanlar. Ve ortada sahte bir şey yoktu. Biri güzelliğine diğeri çirkinliğine ağladıklarında, ikisinin de yüzünde aynı ifade oluyordu. İkisi de çok güzel çocuklara dönüşüyorlardı.

Hep bir şekilde, bir öğretmen hatırlatırdı, yan sıradaki arkadaşın mesela Çorumlu olduğunu. Zira biz çoktan unutmuştuk. Dikkate almadığımızdan değil, arkadaşımızın doğduğu yeri, onunla aramıza mesafe koymak istemediğimizden...

Biz hiçbir yakın arkadaşımızı kimseye şöyle tanıştırmayız : Tanıştırayım anne, bu çok yakın bir arkadaşım Erzincanlı Necati! Şimdi Necati bize Erzincan folklorundan bazı örnekler sunacak. Ben de kendisine Hedikli oyununda bir müddet eşlik edeceğim!

Artık durum değişti.

Uyandı sınıfın güzel kızları.

Son verdiler saçma yalnızlıklarına. Güzelim ve bunun farkındayım, üstelik kıymetini de biliyorum... Gerçi bazısı daha kalabalık ve daha saçma yalnızlıklara ulaştı ama çok şükür bütün erkekler ve kadınlar biraz daha kendine güvenli doğuyorlar artık. Vatanımın artıları hanesine yazılsın bunlar...

Kendi kuşağıma belki biraz erken bir uyarı olacak ama, sakın "zamane gençliği" gibi saçma tabirleri katmayın hayatınıza! İçinde olun ZAMANE gençliğinin, neden dışında kalasınız ki?

Hep üzerinizde taşıyabileceğiniz büyüklükte bir GENÇLİK bulundurun yanınızda.

Can Yücel öldüğünde hepimizden daha gençti. Hâlâ ağız dolusu küfür edebiliyordu uluorta memleketin ortasında. Adliyemize bile mizah uğruyorda sayesinde, saçma bir dava ama güzel bir fıkra bırakmadı mı gerisinde?

Bedenin tüm sarkmalarını beynin kıvrımına, güzel bir hayat hikâyesi, bir ders, bir hediye olarak gören insanlar yaşlanmazlar.

Ya da şöyle söylemeli; kaç yaşında olursa olsun, karşıdaki kişi ya da kendisi hâlâ aşık olabiliyorsa insan, hâlâ telefonda saçma sapan bir konuyu bir buçuk saat konuşabiliyorsa, hâlâ bir çift yakıcı göz ve korkutucu eda karşısında saklanacak delik arıyorsa yürek; hiç korkma, gençlik yerli yerinde demek!

Otuzlu yaşlarına gelmişler için oturdum bu yazıyı yazmaya ama gördüm ki bugün doğan bebekler de benim kuşağımın içinde, yarın doğacak olanlar da...

O zaman dedim, her yaştan yaşıtlarıma, her gün dünden daha güzel olmaya çalışan herkese, beklenmedik, hatta yersiz, zamansız bir doğum günü armağanı olsun bu yazı.

İyi ki doğdunuz her yaştaki yaşıtlarım, iyi ki doğdunuz...

Yılmaz Erdoğan

19 Mart 2007 03:28  mesajın adresini al  
geronimo
geronimo
biz millet olarak olaylara geniş açıdan yaklaşamıyoruz sanırım..öncelikle kişisel beğenilerin olmaması genel bir yargıya varmayı getiriyor beraberinde..sen sevmezsin birçoğu sever..burada senin şiir anlayışın sorgulanmalı sen kalkmış başkalarınınkini sorguluyorsun..ahmet haşimi,ahmd arifi okumayan bir adam yılmaz erdoğanı okumaz zaten..şiirle hiç ilgisi olmayan biri hele hele hiç okumaz..o saçma sapan dediğin şair ne bir pop yıldızıydı zamanında ne de film artisti..o bir yazar..o iyi yazdığı için yılmaz erdoğan oldu..ve sen sadri alışıkla kıyaslıyorsun..e zaten sırf buna bakarak olayın yanlış yerlerde olduğunu anlayabiliriz zaten..



banshee demis ki:

Yılmaz Erdoğan'a gıcık kapmam ama be kardeşim bırak şu kağıt kalemi, popülersin diye bak insanlar senin saçma sapan şiirlerini seviyor. Sen git bir oyun yaz, ne bilim senaryo yaz, yönetmenlik yap;ama şiir de yerin yok. Populer diye insanlarımız şiirlerini sevip okudu;ama ona bin basıcak yazarlarm şiirlerini okumadan. Bir tane daha vardı bu yılmaz erdoğan gibi, Sadri alışık'ın oğlu. O da beceriksiz ama insanlar geberip geberip diriliyorlar. Populer olmak lazım efendim....


21 Mart 2007 02:50  mesajın adresini al  
seytan ucurtmasi
seytan ucurtmasi
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe da çay tadında....
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
seyrediyorum...

Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
büyük geliyor artık hayat!

Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...

13 Nisan 2008 23:59  mesajın adresini al  
uysalhan
uysalhan
sevmek; bir halkı sevmekse, aşk o zaman sevmekmiş..

düşünmeye gerek duymaksızın, sürekli nakarat olarak söyleyip duruyorum bu dizeyi..

14 Nisan 2008 00:01  mesajın adresini al  
ıssız
ıssız
durup dururken yabancı dillere çevriliyor en sevdiğim şarkılar

işte böyle herkes bilince ben de soğuyorum sevdiğim şeylerden
ki insanlar bi boktan haberleri olmasa da bilirler hep
yılmaz erdoğan ilk önce şiir yazmaya başlamıştırdiğer işler arasında
bu şiirlerin çoğunu da 96 dan önce yazmıştır

14 Nisan 2008 00:25  mesajın adresini al  
ceydas
ceydas
bıraksın bu işleri

14 Nisan 2008 12:23  mesajın adresini al  
 Sayfalar: 1  2  << Önceki Sayfa      Listelenen Kayitlar 21 - 40
bloguna / web sayfana ekle Bloguna / Web Sayfana Ekle     arkadaşlarına gönder Arkadaşlarına Gönder     başlığın adresini al Başlığın Adresini Al     favori başlıklarına ekle Favori Başlıklarına Ekle


  Sen de binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.

Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
Hoşgeldin!

OrtaKantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008