Emine Ana'nın haşlanmış yumurtası
Mustafa o sabah geç kaldığı için kahvaltı etmeden aceleyle giyinip evden çıkmak üzereyken Emine Ana oğlunu kapıda yakaladı:
-Kahvaltı hazır, kurban olayım gel bi lokma ye öyle git!
-Yok anne geç kaldım, gitmem lazım.
Emine Ana anladı ki oğlunu kahvaltı sofrasına oturtamayacak, “bari şunu al da yolda giderken yersin” diye bir haşlanmış yumurta ve çeyrek ekmeği eline tutuşturdu.
Mustafa, koşar adım DİSKe bağlı Maden-İş Sendikasının Ümraniye Temsilciliğine geldi. Görevi yakalamıştı! Koç Holdingin Otosan fabrikasında örgütlenme çalışması yapan Netaş işçileri ve sendika görevlilerinin bildiri ekibi hareket etmek üzereydi.
Mustafa hem geç kaldığı için hem de görünümü yüzünden Netaş Baştemsilcisinden sabah fırçasını yedi:
-Mustafa sakal tıraşlı adam istemiyorum demedi mi? Çık sendikaya otur, bugün bildiriye gelmiyorsun!
-Abi aceleyle çıktım, nolur geleyim!
Mustafanın masum ısrarına dayanmak kolay değildi:
-Peki geç minibüse…
-Ben hep Aykut Abinin arabasıyla gidiyorum, yine öyle yapsam…
Baştemsilci otomobilin ön koltuğundan inip, yerini Mustafaya verdi kendisi de arkada bekleyen küçük minibüse geçti.
Minibüsteki Maden-İş ekibi E-5in üzerinde, otomobildekiler ise E-5in altından gelen Otosan servis araçlarına bildiri dağıtıyorlardı.
Görev bitmek üzereyken bir haber geldi:
-Sizden birisi vuruldu!
Minibüstekiler hemen Haydarpaşa Numune Hastanesinin Acil Servisine gittiler. Mustafanın bindiği aracın sahibi Netaş işçisi Aykut Koç kapıdan kireç gibi yüzle çıktı:
-Benlioğlu öldü!
Tarih 13 Mart 1980di. O yıllarda vurularak ölme haberleri “sıradan” olaylar arısındaydı. Ama Netaş işçilerinin başına ilk kez geliyordu! Haberi alanlar, sanki kötü bir rüyanın içindeymiş gibi başlarını iki yana sallayıp uyunmak istediler, hayır bu rüya değildi. Şimdi önlerinde çok daha zor bir görev vardı. Benlioğlu ailesine gidilecekti:
-Oğlunuz bildiri dağıtırken vuruldu, öldü! denilecekti.
Önce küçük ağabey İbrahim Benlioğlu bulundu. Acı haber “hastanede yaralı” şeklinde bildirildi. Mustafanın ölümü çok hızlı biçimde yayıldı. En sonunda da sabah onu kahvaltı sofrasına oturtamayan Emine Anaya…
Emine Ananın beline kadar inen sarı saçları, 14 Mart sabahı bir gecede bembeyaz oldu!
Aile ölümü vakur biçimde kabul etti. Büyük ağabey Erdoğan, cenaze günü fabrikanın önünde şöyle dedi:
-Biz buradan bir cenaze almıyoruz, bir anıt dikiyoruz!
Güzel sözdü ama Emine Ananın yüreğindeki acıyı dindirmeye yetmiyordu. Aradan bunca zaman geçti Emine Ana 13 Mart 1980de yürek yarasını hâlâ aynı yakıcılığıyla yaşıyor. O gün beyazlayan ak saçlarını hiçbir zaman boyatmadı. Her 13 Martta Mustafanın sevdiği yemekleri yapıp Netaş işçilerini bekler. Bir de Anneler Gününü…
Emine Ana oğlunu kaybettiği gün sadece Netaş işçilerinin değil, bütün işçi sınıfının annesi haline geldi. Nerede bir grev, direniş, işçi eylemi varsa hepsine ziyaretçi olarak gitti. Gidemeyecek kadar uzaktakilere başarmaları için dua etti. Grevi başarıyla bitirip toplu sözleşme imzalayan işçilerin haberlerini izlerken, dualarının kabul olduğuna inandı.
Emine Ana duvarındaki pos bıyıklı kara yağız oğlu Mustafanın 1980de çekilmiş fotoğrafına bakıp, ziyaretine gelen eski Netaş işçileriyle 12 Eylül öncesinin sendikal mücadelelerini konuşur.
Bugün Anneler Günüydü. Emine Ana sabah erkenden yumurtaları haşlayıp Mustafalarıyla buluşma anını bekliyor.
Nazım ALPMAN
çok güzel bir yazı , günün anlam ve önemine uygun... :(