gruplar
 hocalar
 okullar
 üye/içerik arama 


Konu Dışı - farklı hikayeler
 Sayfalar: 1      Listelenen Kayitlar 1 - 11
 Yazar: Mesaj:
red apple
red apple
Birinci Ders:

Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi ögrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada
çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
'Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?'
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan
olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuclarına
dahil olup olmadığını sordu.
'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...
'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar.
Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da...
Dorothy idi.


İkinci Ders :Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen,
bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir
zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken
ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda...
'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi
yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini
verdi.

Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.'



Üçüncü Ders :

Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...

Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
'Çikolatalı pasta kaç para ?'
'50 Cent.'

Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
'35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
geçirebilirdi ki...
Çocuk parasını bir daha saydı ve
'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson
kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti.

Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
15 Cent'lik bahşiş duruyordu..


Dördüncü Ders :

Yolumuzdaki Engeller...

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye
gözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
etrafından dolasıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi.Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye
başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti.Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir
kesenin durduğunu gördü.
Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...
'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.Köylü, bü gün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'


Beşinci Ders :

Önemli Olan Vermektir..

Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam
şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an
duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi.
Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de
giderek soluyordu...
Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
'Hemen mi öleceğim ?'
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu.



alıntıdır-

8 Mayıs 2008 19:15 ~ 8 Mayıs 2008 19:16  mesajın adresini al  
red apple
red apple
4.hikaye beni çok etkiledi.

8 Mayıs 2008 19:17  mesajın adresini al  
*yvaine*
*yvaine*
çocuklar oldu olası beni hep etkiler zaten, 3. hoşuma gitti benim...

8 Mayıs 2008 19:38  mesajın adresini al  
eterlielbisemudguard
eterlielbisemudguard
5teki kardeşi benim kardeşime anlatmak lazım...

senin gibi abi olmaz olsun der durur :D

8 Mayıs 2008 19:43  mesajın adresini al  
3urak
3urak
benide en çok 5. etkiledi

8 Mayıs 2008 20:37  mesajın adresini al  
shepnem&zeki müren
shepnem&zeki müren
etkilenmedim

8 Mayıs 2008 23:40  mesajın adresini al  
no control
no control
olen bunlar e-mail yoluyla geliyodu bi ara..bitmez tükenmez bir işkence...bırakmıyo peşimizi

8 Mayıs 2008 23:42  mesajın adresini al  
hayda.bre
hayda.bre
olen bunlar e-mail yoluyla geliyodu bi ara..bitmez tükenmez bir işkence...bırakmıyo peşimizi

bıktırıyor :S

9 Mayıs 2008 00:41  mesajın adresini al  
_angelus_
_angelus_
O zaman forward.. :D

9 Mayıs 2008 00:44  mesajın adresini al  
aslan67
aslan67
İki yıldır evliydiler.Erkek edebiyatı ve şiiri
seviyordu.

Yazılarını internet sitelerine gönderiyor, şiirlerini
dergilere postalıyordu.

Fakat kimse dönüp bakmıyor,okuyan ve beğenen çıkmıyordu.

İyi bir fotoğrafçıydı.Ama edebiyat ve şiir merakı
yüzünden fotoğrafçılığı bir kenara bırakmıştı.

Kendi düğünlerindeki fotoğrafların büyük bir
çoğunluğunu da o çekmişti.

Karısını çok seviyordu. Karısı da onu seviyordu.

Kızın biraz sabırsız bir karakteri vardı, zaman zaman
kızıp bağırır,küserdi.

Erkek daha sabırlıydı,her zaman karısını hoş görür,
affedici olmaya çalışırdı.

Erkeğin başı edebiyat ve şiirle hoş olduğu için, evin
geçimini karısı sağlıyordu şimdilik. Çok satan bir yazar
oluncaya kadar...

Kızın naz günüydü bugün.Yine kocasından sevmediği
Bir şeyi yapmasını istiyordu.

Kız: arkadaşımın düğün fotoğraflarını neden sen
çekmiyorsun? Üstelik karşılığını fazlasıyla ödeyeceğini
söyledi

Erkek: bugün vaktim yok

Kız: Öffff yine mi? şu roman yazma işini biraz
kenara bıraksan, pekala vaktin olacak.

Erkek: Bir gün herkes benim yazdıklarımın kıymetini
anlayacak.

Kız: Ben anlamam. Arkadaşımın düğün fotoğraflarını
çekeceksin.

Erkek: Hayır!

Kız: Ne olur sadece bir kez?

Erkek: Hayır dedim!

Diyalog burada koptu.

Kız son uyarısını yaptı: Ya 3 gün içinde bunu kabul
edersin ya da...

İlk günün sonunda,kocasına mutfağı, banyoyu,
bilgisayarı, buzdolabını, televizyonu ve müzik setini
yasakladı.Yasaklardan yatağı hariç tuttu, sadece her şeye
rağmen sevdiğini göstermek için.

Erkek aldırış etmedi. Derken 2.gün başka yasaklar ve
bunu 3.deki başka yasaklar takip etti...

Ve 3.gece...Yine aynı yatağı paylaşıyorlardı. Ancak
sırtları birbirine dönüktü.

Erkek: Konuşmamız lazım

Kız: fotoğraf çekimi dışında konuşacak bir şeyimiz yok!

Erkek: Çok önemli bir konu

Kız: Sessiz kaldı.

Erkek: Ayrılalım mı? Ne dersin?

Kız kulaklarına inanamadı.

Erkek: Bir kızla tanıştım.

Kız kızgınlığını ve şaşkınlığını saklayamadı.Gözleri
çoktan nemlenmiş,ve yüzünde göstermemeye çalıştığı iki
damla gözyaşı aşağıya süzüldü.

Erkek pijamasının içinden bir fotoğraf çıkardı.Tam
kalbinin üzerinde saklıyordu.

Erkek: Hoş bir kız!

Kızın gözyaşları çoğaldı.

Erkek: Anlaşabileceğim biri! Beni çok seviyor ve beni
istemediğim şeyleri yapmak için zorlamayacağından eminim.
Ayrıca iyi bir yazar olmam içinde bana destek
verecek

Kızın kıskançlığı iyice arttı çünkü bir zamanlar bütün
bu sözleri kendisi de vermişti...

Erkek: Fotoğrafını çektim. Sende bakmak ister misin?

Kız: ....

Erkek fotoğrafı bakması için kıza uzattı ama kız karşı
konulmaz bir öfkeyle erkeğin elini itti.

Ve kız ağlamaya başladı.

Erkek fotoğrafı tekrar koynuna koydu.

Erkek ışığı söndürdü ve uyumaya başladı. Kız ışığı yaktı
ve oturdu.

Erkek uyuyordu ama kızın uykusu kaçmıştı.

Bir zamanlar kendisi de diğer kız gibi davranmıştı
ona...

Ne çabuk unutulmuştu iyilikleri, desteği, sevgisi...

Tekrar ağladı. Onu uyandırmak istiyordu. Aşklarının
hatırasını yeniden kalbine kazmak istiyordu.

Erkeğin pijamasının açık yakasından fotoğrafın arka yüzü
görünüyordu.

Merak duygusu kıskançlığını ve öfkesini yendi.
Kaybedeceği bir şeyi yoktu nasılsa.

Elini uzatıp yavaşça aldı fotoğrafı.

Baktı.

Ağlamak istedi doyasıya...

Doyasıya gülmekte istedi.

Güzel çekilmiş bir fotoğraftı. Kızda güzeldi.

Kendi fotoğrafıydı.

Bir ara kendisinden habersiz çekmiş olmalıydı.

Eğildi kocasını yanağından öptü.

Erkek tebessüm etti.

Uyuyormuş gibi yapıyordu...

15 Mayıs 2008 22:59  mesajın adresini al  
vernick
vernick
pek klasik bir yazı daha başında belli oluyor sonu.

15 Mayıs 2008 23:03  mesajın adresini al  
 Sayfalar: 1      Listelenen Kayitlar 1 - 11
bloguna / web sayfana ekle Bloguna / Web Sayfana Ekle     arkadaşlarına gönder Arkadaşlarına Gönder     başlığın adresini al Başlığın Adresini Al     favori başlıklarına ekle Favori Başlıklarına Ekle


  Sen de binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.

Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
Hoşgeldin!

OrtaKantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008