ya niye bu ya anlamak çok zor allah gibi tapıyorsunuz evet ilericiydi devrimciydi çok iyi işler yaptı
devletçi laik bir türkiye cumhuriyeti kurdu
ama yaptığı devrim bir burjuva devrimiydi
tek başına mı yaptı bu devrimi bütün halk savaştı
silah ve para dasteğini sovyetler sağladı
ve şu anda osmanlı devletine göre ileri bir devlet olan türkiye cumhuriyeti
23 ün de gerisine götürülüyor
ben de diyorum ki bu ülkeyi artık sadece cumhuriyetin kazanımlarıyla korumak mümkün değildir
bu ülke bağımsız değildir bu ülke kamucu dağildir bu ülke laik değildir
bu ülkede eşitliğin e si yoktur
bu ülkede biri insanlık dışı koşullarda çalışıp aç kalıyor başka biri de oturduğu yerde para kazanıyor insanların emeğini sömürüyor yani başkasının hakkını yiyor bu asalakların olduğu bi ülke ne bağımsız olabilir ne laik ne kamucu
ne eşit ne de özgür
bu saydıklarım ancak sosyalist bir düzende mümkündür
223 Mayıs 2008 19:24
adamın1i
Evet osmanlıdan daha ileri bir devlet kurdu diye kabul edip sonra bu ülke şu değil bu değil demek ve öyle olması için sosyalizmin gelmesi lazım demek kolaycılık değil tamamen bilgisizlik. Atatürk devrimleri Cumhuriyet kazanımları diye mağarada kalmış şeyler diye nitelediklerin hiç bir zaman tam anlamı ile uygulamaya konulmadı sadece kavramların ismi üzerinden satış yapıldı. Atatürk devrimleri senin özlemini çektiğin , kendinde var olduğu halde dışardan getirmeyi hayal ettiğin yaşam ve yönetim biçimine giden yolun ilk sapağını oluşturuyor zaten . Bize bu yo0lda rehberlik etmekle yükümlü olan kişilerin yanlış güzergah kullanımı bizi hedeften saptırmış olabilir, zaten Atatürk böyle bir tehdit olabileceğini düşündüğü için Gençliğe hitabeyi kaleme alıp sana bana miras bırakmış. Eğer ki o sıraladığın özlemlerin bu ülkede hükümsürmesini arzu ediyor ve bunun için bir devrim sart diyorsan o halde Atatürk devrimlerine che`nin resimlerinden daha fazla sahip çık içene gir gelişen süreci ve varılmak istenen hedefi iyi tesipit et kendini ve çevreni yönlendir. Gerisi zaten gelir, araya bu milletin hazmedemeyeceği ideolojileri sokma onun dünya çapında ün yapmış savunucularını , bu mileltin benimsediği insanlarla bir tutma bir adım öeteye gitmediğin gibi daha çok patinaj çekersin .
çıgın fizikçi demis ki: ya niye bu ya anlamak çok zor allah gibi tapıyorsunuz evet ilericiydi devrimciydi çok iyi işler yaptı
devletçi laik bir türkiye cumhuriyeti kurdu
ama yaptığı devrim bir burjuva devrimiydi
tek başına mı yaptı bu devrimi bütün halk savaştı
silah ve para dasteğini sovyetler sağladı
ve şu anda osmanlı devletine göre ileri bir devlet olan türkiye cumhuriyeti
23 ün de gerisine götürülüyor
ben de diyorum ki bu ülkeyi artık sadece cumhuriyetin kazanımlarıyla korumak mümkün değildir
bu ülke bağımsız değildir bu ülke kamucu dağildir bu ülke laik değildir
bu ülkede eşitliğin e si yoktur
bu ülkede biri insanlık dışı koşullarda çalışıp aç kalıyor başka biri de oturduğu yerde para kazanıyor insanların emeğini sömürüyor yani başkasının hakkını yiyor bu asalakların olduğu bi ülke ne bağımsız olabilir ne laik ne kamucu
ne eşit ne de özgür
bu saydıklarım ancak sosyalist bir düzende mümkündür
123 Mayıs 2008 22:04
çıgın fizikçi
bak arkadaşım siyasetten ne kadar anladığını bilmiyorum ama pek bişey bilmediğin kesin
musrafa kemal in verdiği savaş ulusal kurtuluş mücadelesiydi
benim kast ettiğim başka bişey atatürk eşit özgür bir ülke kurmadı kuramazdı da zaten çünkü dediğim gibi bir ülkenin kurulabilmesi için ulusal kurtuluş değil sınıf mücadelesi vermek gerekir yani ezen sömüren sınıfa karşı işçi sınıfının mücadelesinden bahsediyorum 23 te bu ülke kurulduğunda da bu topraklarda sınıf ayrımı vardı 38 de mustafa kemal öldüğünde de sadece feodal sistemin çözülüşü ve kapitalist sistemin temellerinin atılışı yaşandı bu kapsamda kapitalist sistem feodal sisteme göre daha gelişkin daha çağdaş olduğundan dolayı ileri adımlar atılması gerekiyordu ki bu adımlar da mustafa kemal ve arkadaşları tarafından atıldı ama artık o atılan ileri adımların bu lkeye yetmediği yetemeyeceği görülüyor bu lanet olası sermaye düzeni krizden krize giriyor ve bu krizlerin bedelini de türkiye emekçi halkı ödüyor tuzlada tersanede işçiler ölüyor memleketimin bütün fabrikaları toprakları satılıyor bağımsızlık elden gidiyor ABD ye ve AB ye teslim ediliyor laiklik kavramı ortadan kalkıyor ve daha neler neler ve bunları engellemek te kemalistlerin değil artık kesinlikle sosyalistlerin ve türkiye emekçi sınıfının elinde bulunuyor
224 Mayıs 2008 17:46
lord of drinks
Bunun birden fazla sebebi var aslında.
1- Che Guevera, çoğu sömürülen insandan birisidir benim kanımca, belki en çok sömürülendir. Kimse Lenin'i ,Trotzky'i Che yi sömürdüğü kadar sömürmemiştir. Yani çoğu kimse bu olayı özentilikten öteye götürmemiştir.
Şenliklerde filan yıldızlı bereden tutun da Che tshirtlerine kadar stand kurup satan, sonra da sözde sosyalist geçinen tipler görmüşsünüzdür. Çünkü iş sosyalizmden çıkıp markalaşmaya, iyice kapitalizmin yan kollarından birine dönmeye başladı. Yani finansal sebepler. tamamen duygusal hani.
2- Bilen, özümseyen, hatta yaşamış insanların olduğu gerçeğini yadsımıyorum bu da sebeplerden bir diğeri. Her devrimci liderin belli başlı özellikleri vardır, yani bir çok özelliği vardır aslında ama bir tanesi öne çıkmıştır. Atatürk'ün üstün ekonomik ve askeri dehası, Lenin'in kitleleri hiç yoktan harekete geçirebilecek gücü, Castro'nun cesareti(bi avuç adamla o işleri yapmak zor iş) vs vs.
Elbette diğer devrimciler gibi Che'de de bu özelliklerin hepsi var, ekonomi bilgisi var ki küba bankasını yıllarca o idare etti, askeri dehası olmasa küba ve venezuela için çarpışamazdı, keza cesareti de öyle. Ama hepsinden önemli, onu öne çıkaran bir sebep var;
Aşırı insan sevgisi.
Aşırı diyorum, çünkü bence sonunu hazırlayan sebep de, şimdileri bu kadar sömürülmesinin sebebi de bu.
Birleşmiş milletler toplantısındaki '' Güney Amerika ülkelerinden herhangi birinin bağımsızlığı için, o halkların kapitalist boyunduruğundan kurtulması için seve seve canımı feda ederim, dönüp arkama bakmam bile.
Böyle bir anda gelecek ölüm, Bence ölümlerin en güzeli'' diyerek,
Veya kendi günlüğünde olsun, Granado'nun ağzından olsun cüzzamlılar adasındaki insanlara yaklaşımı, kimsenin eldivensiz dokunmasının şiddetle yasaklandığı bir yerde sırf sınıf ayrımı yapmamak için, o insanların üzülmemesini ve mutlu olmasını sağlamak için aç ve ilaçsız kalması pahasına o insanlarla bu denli yakınlaşması, bunların birer örneği olarak gösterilebilir.
cüzzamlı yaşlı amcanın ayağındaki yaralara pansuman yaparken:
-futbol mu oynadın sen?
-yok gençken oynardım ama artık geçti benden oynamıyorum
-yalan söyleme oynuyorsun işte. bu yaralar açılmış.
-evet oynadım.
-bir dahaki sefere ayaklarında çarık olmasına dikkat et. ve oynarken beni de çağır...
diyip, yaşlı amcanın sırtını sıvazlaması dünyaları bağışlamıştır ona...
veya bir diğer örnek; kız arkadaşının amerika'dan elbise alması için verdiği parayı soğuk, astım ve açlıkla ciddi zorluklarla karşılamalarına rağmen harcamayıp, ölümlerden dönüp, sırf komunist diye horlanan ve hiç bir yerde işe alınmayan bir maden işçisi çifte vermesi de bunun bir göstergesidir.
Diğer devrimci liderlerde insan sevgisi yoktur demiyorum, Ama Che' de bu sömürülmeye daha müsait hale getirilmesinin yegane sebebidir diye düşünüyorum..
Şimdi öğrense bu olanları mezarında ters dönerdi o ayrı mevzu...
24 Mayıs 2008 18:04
extremo
atatürkle che emperyalizme karşı mücadele etmiş olsalarda siyasal görüşleri çok farklıdır
24 Mayıs 2008 18:13
lord of drinks
Devrimci demek her ne kadar solcu anlaşılsa da solcu demek değildir zaten.
Devrimci; bir sistemi devirip yerine yeni bir sistem getiren, belli alanlarda köklü değişiklikler yapan, veya bunun için çaba sarfeden demektir...
her devrimcinin siyaset görüşünün aynı olması bu yüzden beklenemez zaten.
katılıyorum yani.
Görüşümü belirttim sadece.
24 Mayıs 2008 18:18
biradamsmithbirdeben
Güldürmeyin bizi..tamam ikiside anti emperyalist ama Che doktorluk eğitimi almış ve dağları secmiştir..Atatürk ise askeri eğitim alşmıştır bunun icin yetiştirilmiştir..
Atatürk savaşı sanatını okulda ögrenirken Che bizzat dağlarda ögrenmiştir..
Mustafa Kemalin bir geometri kitabı dışında bir kitabı varmıdır..nutuk demeye kalkmayın o nutukdur..yani atanın sözlerinin biri tarafından tutuldugu bir kitap ama chenin bir sürü kitabı vardır..şiirden gerilla savaşının yöntemine kadar..
Sonra Che kubada devrim olduktan sonra bir muddet bakanlık yapar ve tekrar dağlara döner..ama mustafa kemal mecliste kalır ve askerlik hayatını bırakır..
Che düşman kursunuyla ölür..Atatürk kendi eceliyle ölür..
amacımız karşılaştırma yapmak değildir baştan söylüyorum bir kac kişiye cerilmiş cevaptır..sadece bu kadar..sözlerimi oraya buraya cekmek cok kolay..cekin isterseniz hic umurumda olmaz ama bir zahmet sagdan soldan duydugunuz che hakkında eleştirileri düşünmeden sorgulamadan yazmayın..konuşmayın.. Son olrak Lord Of Drinks cok güzel yazmısın..eleştiri dediğin böyle olmalı yapıcı..ve saygılı.. teşekkürler
124 Mayıs 2008 18:44
işte hepsi benim
hiç biriniz benim kadar siyaset bilmiyorsunuz
24 Mayıs 2008 20:25
• c€dric¹ •
nedensiz:)
24 Mayıs 2008 20:35
jaja of opobo ® .iz
:)) allah gibi tapmak yorumunu neye göre yaptın ?....laiklik sdc sosyalizmde olur demek zaten bilgizliğini yeterince ortaya koyuyor..sen laiklik nedir biliyo musun acaba?:)).....kısaca ve en bilinen haliyle din ve devlet işlerini birbirinden ayırmaktır,laiklik ayrıca içerisinde herkese eşit dini özgürlük tanıma şartını da barındırır....
komünist düzende din öğesi var mıdır?komünizm tibete geldiği zmn dini ve ananevi değerlere ne kadar değer verilmiştir mesela?....sen önce bunları bir açıkla.......
ayrıca Atatürk'ü ve onun devrimini eleştirebilecek kapasitede olduğunu sanmıyorum...
kuru kuru komünizmi savunmuşsun ve bunu yaparken de hedef aldığın değer, bu ülkenin değeridir......
çıgın fizikçi demis ki: ya niye bu ya anlamak çok zor allah gibi tapıyorsunuz evet ilericiydi devrimciydi çok iyi işler yaptı
devletçi laik bir türkiye cumhuriyeti kurdu
ama yaptığı devrim bir burjuva devrimiydi
tek başına mı yaptı bu devrimi bütün halk savaştı
silah ve para dasteğini sovyetler sağladı
ve şu anda osmanlı devletine göre ileri bir devlet olan türkiye cumhuriyeti
23 ün de gerisine götürülüyor
ben de diyorum ki bu ülkeyi artık sadece cumhuriyetin kazanımlarıyla korumak mümkün değildir
bu ülke bağımsız değildir bu ülke kamucu dağildir bu ülke laik değildir
bu ülkede eşitliğin e si yoktur
bu ülkede biri insanlık dışı koşullarda çalışıp aç kalıyor başka biri de oturduğu yerde para kazanıyor insanların emeğini sömürüyor yani başkasının hakkını yiyor bu asalakların olduğu bi ülke ne bağımsız olabilir ne laik ne kamucu
ne eşit ne de özgür
bu saydıklarım ancak sosyalist bir düzende mümkündür
224 Mayıs 2008 22:11
bigbang
jaja noldu polis gaz mı attı
124 Mayıs 2008 22:16
jaja of opobo ® .iz
sen de bizi güldürme...che aşağı che yukarı ne cheymiş be.......siz checi olmaya devam edin:)....
hatta Türkiye hariç diğer ülkelerin kahramanlarını baş tacı edin...Türkiye için en doğru yönetim olan cumhuriyeti değilde komunizmi savunun siz.....Kemalizmi reddedin..marksizmi leninizmi yüceltin.........
bu ülkede ülkemiz değerlerine sahip çıkan,Kemalist,laik gençler olarak sonuna kadar her türlü karşıt devrimin karşısındayız......bunu da not ediverin bi kenara:)
biradamsmithbirdeben demis ki: Güldürmeyin bizi..tamam ikiside anti emperyalist ama Che doktorluk eğitimi almış ve dağları secmiştir..Atatürk ise askeri eğitim alşmıştır bunun icin yetiştirilmiştir..
Atatürk savaşı sanatını okulda ögrenirken Che bizzat dağlarda ögrenmiştir..
Mustafa Kemalin bir geometri kitabı dışında bir kitabı varmıdır..nutuk demeye kalkmayın o nutukdur..yani atanın sözlerinin biri tarafından tutuldugu bir kitap ama chenin bir sürü kitabı vardır..şiirden gerilla savaşının yöntemine kadar..
Sonra Che kubada devrim olduktan sonra bir muddet bakanlık yapar ve tekrar dağlara döner..ama mustafa kemal mecliste kalır ve askerlik hayatını bırakır..
Che düşman kursunuyla ölür..Atatürk kendi eceliyle ölür..
amacımız karşılaştırma yapmak değildir baştan söylüyorum bir kac kişiye cerilmiş cevaptır..sadece bu kadar..sözlerimi oraya buraya cekmek cok kolay..cekin isterseniz hic umurumda olmaz ama bir zahmet sagdan soldan duydugunuz che hakkında eleştirileri düşünmeden sorgulamadan yazmayın..konuşmayın.. Son olrak Lord Of Drinks cok güzel yazmısın..eleştiri dediğin böyle olmalı yapıcı..ve saygılı.. teşekkürler
324 Mayıs 2008 22:21
no control
Birgün başka gökler altında son saatim gelirse, son düşüncem halk ve özellikle sen olacaksın...
Önderler zulmün tarihsel haksızlığına karşı, ezilen halkların haklı kavgasında düşünceleriyle, eylemleriyle, kişilikleriyle birer yol göstericidirler.
Yaşadıkları sürece zulüm için yokedilmesi gereken birer tehlike dirler. Ama onları yoketmek kolay değildir. Yaşamlarıyla olduğu gibi ölümleriyle de sarsarlar zulüm düzenini...
Ve ölümlerinden sonra da, halkların haklı kavgalarında, yüreklerinde ve bilinçlerinde yaşamaya yol göstermeye devam ederler. Halklar için,bizden biri' dir onlar. Halkın dostu, evladı, önderidirler... bizden biri kadar yakındırlar, insandırlar...
Onları yoketmek için her yol denenir. Yaşamlarında halkın gözünden düşürülecek bir leke bulamayınca efsaneleştirilir, ulaşılamaz, insanüstü hale getirilir. Öyle ki sanki başka bir gezegenden gelmişlerdir...
Bir de insani erdemlerini, devrimci kişiliklerini gözden uzak tutmak için yoz kültürün beğeni ölçütleriyle yakışıklılığı, aşkları, zevkleri vb. ile gündeme getirilir.
Birde tüketim ekonomisine malzeme yapılır ki tişörtlerle, çantalarla, aksesuarlala simgeleştirilir.
Oysa önderlik ettikleri halkların gözünde farklı bir misyonları vardır. Halkların arkadaşı, dostu, öğretmeni, komutanı, önderi, yoldaşıdırlar...
Tıpkı Che gibi...
Nasıl bir insandır Che? sorusuna verilecek onlarca güzel cevap vardır.
Che her şeyden önce devrimci olmanın bütün erdemlerini kişiliğinde barındıran örnek bir devrimcidir.
Che'nin bir Maceraperest olduğunu iddia edip, onu salt bu kalıba sığdırmak isteyenler ne için savaştığını halktan gizleme kaygısına sahip olanlardır.
Che renkli serüvenlerle dolu bir hayat yaşamıştır... Ama bu serüven cilik nasıl bir serüvenciliktir? Bu serüvencilik bir amaç, bir ideal uğruna yaşanan serüvenciliktir. Serüvenlerle dolu bir ömrü bitirdiğinde halkların gönlünde hakettiği yeri bulacaktır. Maceraperesttir Che, ta ki.. soğuk Meksika gecelerinden birinde 'Amerikalı bir sürgün'e, Fidel'e rastlayana dek...
Motosikletiyle Latin Amerika kıtasını gezmek idealiyle çıktığı yolda gördükleri halka karşı beslediği duygularını güçlendirecek emperyalizme olan öfkesini büyütecektir. Latin Amerika kıtası haksızlıklarla doludur. Orta Amerika halkları yoksuldur, ezilmiştir. Kuzey Amerikalı sömürgecilerin elinde olan yoksul halkların çocukları açtır. Ve varolanı değiştirmek değil, yıkmak fikri saracaktır Che'yi...
Kıtayı boydan boya gezmek idealiyle, motosikletiyle çıktığı bu yola inançlı, yürekli bir devrimci olarak devam edecektir. Yol boyunca gözleri görmesi gerekeni görecek, Meksika ve Küba'da topraklarında sömürü ve yoksulluk politik düşüncelerinin netleşmesine zemin sağlayacaktır.
Hayatı boyunca silah arkadaşı, yoldaşı, komutanı olacağı ve yüreklerinde, beyinlerinde aynı düşü paylaşacakları Fidel'le ilk karşılaşmalarını şöyle anlatır: Soğuk Meksika gecelerinden birinde onunla tanıştım, ilk konuşmamız uluslararası politika üzerineydi. Sabahın erken saatlerinde gelecekteki yolculuğa katılacaklardan biriydim.
Bu serüvenci doktor Fidel'e ve Fidel'in ideallerine inanır.
Ve Bu kadar saf bir erek uğruna ölmeye değer diyerek yaşam tercihini yapar ve Küba'nın kurtuluşu uğruna mücadeleye başlar...
Görevi, Devrimci savaşı adanın bir ucundan öbür ucuna götürmektir. Bu görevi O'na Fidel vermiştir...
Küba az gelişmiş ve emperyalizmin sömürgesi bir ülkedir. Ama... and olsun ki bir gün bu Yeşil Timsah özgür olacaktır... Olur da... Bir gün zincirlerinden kurtulur Küba, bağımsızdır.
Sierra Maestra dağlarında ateşli bir aşk gibi yüreklerinde taşıdıkları devrim özlemiyle savaşırlar. Che gerillada bir öğretmen, bir doktor, bir komutan, bir savaşçıdır... Pek çok yoldaşı gibi Sierra Maestra dağlarının yarattığı kahramanlardan biridir...
YİĞİT FEDAKAR BİR SAVAŞÇI, KOMUTAN CHE
En başta gelen belirleyici özelliklerinden biri, en tehlikeli görevler için derhal gönüllü olmakta gösterdiği yiğitlikti. Elbetteki, bu da büyük bir hayranlık uyandırıyordu. - Her zamanki hayranlığın iki katını uyandırıyordu. Bu ülkede doğmamış olan, bizimle savaşan bir asker, derin düşüncelere sahip bir adam, zihni kıtanın diğer parçalarında mücadele etme hayalleriyle dolu bir kişi, her an tehlikeli görevleri üstlenecek kadar, hayatını sürekli tehlikeye atacak kadar kendi kaderini hiçe sayan, kendini feda eden yiğit bir savaşçıydı.
Che'yi yoldaşları böyle anlatıyor.
Che'yi devrimci yapan (hani o kapitalizmin özenle gizlemek, yoketmek istediği) değerler ve idealler bugün hala yaşıyorsa Che' de yaşıyor demektir.
Çünkü kavga sürmektedir. Çünkü Che ve yoldaşlarının büyük bir kin ve nefretle savaştıkları emperyalizm hala halkların büyük bir düşmanıdır.
Che' yle birlikte savaşanlar onu tanıma fırsatı bulanlar onu anlatmaktan büyük bir gurur duyuyorlar. Birlikte yaşadıkları süre içinde askeri başarılarının yanısıra, onun mütevazi yaşamından öğrendiklerini de unutmuyorlar.
Che' yi anlamak, ne için savaştığını bilmekle mümkündür. Bir ömür boyu sürdürdüğü devrimci yaşamında ideallerini nasıl korumuş ve büyütmüştür? Che' ye biraz da buradan bakmak gerek.
14 Haziran 1928' de Bounes Aires' te dünyaya gözlerini açan bu hasta ve çelimsiz bebeğin bir gün gelip bir önder, bir savaşçı olacağı akıllarına gelmiş midir anne ve babasının, bilmiyoruz. Böyle bir ihtimal her anne babanın aklına gelmez elbette. Ama oğulları Ernesto'yu tanıdıkça bir gün gelipte Latin Amerika halklarının kurtuluşu için savaşa girdiğini duyduklarında ellerinde büyüyen çocuklarının bu tercihi onları şaşırtmayacaktır.
İrlandalı bir katolik olan babası Ernesto Guevara Lynch ilk çocuğu Ernesto'yu yetiştirirken ona katı bir hayat çizgisi ve inanç aşılamaz. Hayatı, hayatın içinde tanıması ve kişiliğinin şekillenmesi için serbest bırakır.
Che' nin bebekliğinden beri varolan hastalığı nedeniyle onun bu hastalığı daha rahat geçirebileceği iklim ve koşullarda yaşamasına imkan tanır.
Che hayata karşı ilk mücadelesini hastalığıyla boğuşarak ve o peşini ömür boyunca bırakmayacak olan astım krizlerine karşı verir. Bu mücadelenin bir tek galibi olur: Che !
Büyüdükçe hastalığına karşı iradesini devreye sokarak onu yine yenmesini bilecektir.
Duyarlı, duygulu bir çocuktur...
Küçükken kanadı kırık bir serçeyi çatıdan kurtarmak için hayatını tehlikeye atacak kadar duygulu bir çocuk olan Ernesto ile Küba fundalıklarından ailesine yazdığı mektupta Yaşam gücüyle dolu ve kana susamış Che arasındaki fark baba Ernesto Guevara Lynch'i düşündürecektir. Bunu anlamaya çalıştığında şu sonuca varacaktır:
Bir insanın haklı bir dava uğruna mücadele etme kararı aldıktan sonra ne kadar katılaşabileceğini anladım. Benim duygu dolu duygusal oğlum, artık geri dönemeyeceği bir görevi yerine getirebilmek için kendi duygusallığını yokediyordu (Oğlum Che syf 36)
Che için de devrime ve devrimci çalışmaya yön veren şey her devrimcide olduğu ve olması gerektiği gibi İnsan sevgisi dir. Sevgi ise yaratılan bir değerdir. Che' de sevginin gökten inmediğine, kimse tarafından bahşedilmediğine inanır. Gerçek sevgi çabadır. Emek verilerek yaratılandır. Sevgi, emek verildiğinde bir anlam kazanır. İnsanlar ancak eşit olduğunda iletişimle kurulacak bir sevgi büyütülebilir.
Bir devrimciyi devrimci yapan en temel şey duygu dolu yüreğidir. İnsanların eşitliğiyle kurulabilecek sevgi dünyasına duyulan özlemdir devrimcilik. Che' yi de iyi bir devrimci yapan temel nokta budur. Bu sevgi dünyasını kurmak içinse savaşmak şarttır. Efendilerin olmadığı bir düzen, değiştirerek değil, yıkıp yerine yenisini koyarak mümkün olacaktır. Che' nin ve yoldaşlarının silahlarına duydukları sevgi bunun içindir. Çünkü eskiyi yıkmak ancak silahla mümkündür.
Fidel Che'yi O'nun kişiliğinde düşünce ve eylem adamı birleşmiştir diye tanımlar. Ölümünün ardından yaptığı konuşmada şöyle der Fidel; Che'nin yazıları, Che'nin politik ve devrimci düşünceleri, Küba Devrimi sürecinde ve Latin Amerika Devrimi sürecinde asla tükenmez, eksilmez, sonsuza dek sürecek bir değer taşıyacak, değerin sürekli biçimde koruyacaktır. (.....) O'nun düşünceleri eylem adamının, düşünce adamının, eksiksiz ahlaki değerlere, üstün duyarlılığa, kusursuz davranışlara sahip bir insanın düşünceleri olarak evrensel bir öneme sahiptir ve her zaman sahip olacaktır.
Kübalıların dostu Che bütün Latin Amerika halklarının kurtuluş umudu ve önderidir.
CHE VE SAVAŞ SANATI
Yoldaşları Che'yi anlatırken onu bir yerde Gerillacılığın sanatçısı olarak ifade ediyorlar. Üstün askeri yetenekleri, olağanüstü cesaretiyle kendi canını hiçe sayacak kadar yiğit bir savaşçı...
En tehlikeli görevlerin ilk gönüllüsü...
Esir düşen düşman askerlerini dahi tedavi eden elleri aynı zamanda cephede tetiğe asılan doktor ve gerilla Che... Achille Topuğuna** sahip Che... O'nun Achille topuğu ise tehlikeyi küçümsemesidir.
Savaşın da bir sanatı vardır, ve sanatçısı. Che' de bu sanatçılardan biridir. Bunu sayısız kez gösterir.
Askeri iki kola komuta ettiği bir işgal harekatı, binlerce piyade askeriyle Santa Clara kentine yaptıkları baskındaki başarılar bunun en güzel örnekleridir. Savaştığı sürece yoldaşlarında hayranlık uyandıracak bir biçimde yaşar.
Ama Che dendiğinde ilk akla gelen askeri başarıları değil, onun bu askeri başarıları gerçekleştirmesini sağlayan kişiliğidir. Che' nin kişiliğinde barındırdığı devrimci hedefler, devrimci duygular, devrimci erdemlerdir. Bunları gerilla savaşıyla bütünleştirip ve nihai amacı olan devrime ulaşmak için savaşın sanatını yaratmıştır.. Tartışmasız bir gerçektir ki bir devrimciye savaşmadan devrimci denmez. Aynı şekilde savaş da devrimcilerin nihai amacına ulaşmaları için kullandıkları bir araçtır.
Che'de savaşı ve savaşçı olmayı böyle görür. Devrim olmadan halkların kurtuluşu mümkün olmayacağı gibi, savaş olmadan devrim de olmayacaktır..
Bu nedenle savaşır ve kazanır.
Küba halkı emperyalizmin elinden kurtulmuştur ama daha bağımsızlık özlemi duyan kocaman bir kıta vardır geride...
Che kendini bütün Latin Amerika halklarının kurtuluşuna adamış enternasyonalist bir devrimcidir. Bu düşüncelerini 16 Nisan 1967' de Havana' da toplanan Tricontinantal konferansına gönderdiği mesajda şöyle açıklar:
Gerçek proleter enternasyonalizmini yaratacak olan, altında dövüştüğümüz bayrak, insanlığın kurtuluşu kutsal davası olmalı. O nedenle, yalnızca bugün silahlı mücadeleye sahne olan ülkelerden sözedersek Vietnam, Venezuela, Guetamala, Laos, Gine, Bolivya bayrağı altında ölmek... bir Amerikalı, Asyalı, Afrikalı hatta Avrupalı için aynı biçimde onurlu ve arzu edilirdir. İnsanın bayrağı altında doğmadığı bir ülkeye akıttığı her damla kan, orada hayatta kalan her kişinin, daha sonra, kendi ülkesinde vereceği kurtuluş mücadelesi için bir deney, bir halkın kurtuluşu, başka bir halkın kurtuluş mücadelesinde kazanılmış bir aşamadır
Che'nin de inandığı gibi Küba Latin Amerika Devrimlerinde bir örnektir. Ve hiç bir zaman tek bir örnek olarak kalmayacaktır. Bu düşüncelerle Küba Devriminin ardından 1965 yılında Vietnam'a, oradan Kongo'ya ve Latin Amerika'da çeşitli ülkelere gider. Ve 1966 yılında Adolfo Mena Gonzales adına çıkarılmış bir pasaportla Bolivya'ya gider. Bolivya'ya giderek oradaki halkların kurtuluşu için savaşmaya devam edecektir...
29 Eylül 1967' de AP ajansı Bolivya Silahlı kuvvetlerine bağlı bin beşyüz kişilik bir askeri gücün Che' nin peşine düştüğünü haber verir. 8 Ekim 1967 günü, Che'nin birliği yüzlerce asker tarafından kuşatılır. Çarpışmada yaralanan Che tutsak düşer...
Emperyalistlerin elinde tutsakken hakaret etmeye çalışan bir subayın yüzünün tam ortasına indirdiği yumruk Latin Amerika halklarının öfkesini bir devrimcinin başeğmezliğini simgeler. Tıpkı onu vuracakken eli titreyen subaya Haydi korkma Ateş et! diyen sözleri gibi...
Che' nin hayatına kalbine sıktıkları öldürücü kurşunla son veren emperyalistler ölüsünden de korkarlar. Che bir efsanedir, ve öldürseler de kurtulamayacaklardır...
Öldüğünde ABD basını Bolivya'da gerilla operasyonunun bittiğini müjdeler! Che ise Hanoi' de, Kongo' da, Cezayir'de, Tanzaina' da, Latin Amerika ülkelerinde bir kahramandır artık...
Bir devrimcinin ölümü nasıl karşılanmalıdır?
Che bunu Latin Amerika Dayanışma konferansına gönderdiği mesajda şöyle cevaplıyor:
Savaş çağrımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımızı kavramak için başka eller uzanacaksa başka insanlar mitralyöz sesleri ve yeni savaş naraları arasında cenazelerimize ağıt yakacaksa ölüm hoş geldi safa geldi
Ölümü cesurca karşılayan Che' nin tıpkı Fidel'e dediği gibi Son saati geldiğinde aklına gelen şeyin yine halk olduğundan kuşku duymuyoruz...Çocuklarına yazdığı veda mektubunda şöyle der:
Bu mektubumu bir gün okuduğunuzda babanız artık aranızda olmayacaktır. Babanız düşündüğü gibi hareket eden ve elbetteki inançlarına bağlı bir insandı. En çok istediğim şey, yeryüzünün hangi bölgesinde ve kime karşı olursa olsun, her türlü haksızlığı derinden duyabilmemiz ve bu haksızlıklara karşı gelebilmenizdir. Bu bir devrimcinin en güzel niteliğidir.
Che' nin çocuklarına bıraktığı bu mektupta anlatmak istedikleri bugün hala geçerliliğini koruyor. Bu mektup bütün ezilen halkların çocuklarına yazılmış bir mektup niteliği taşıyor aynı zamanda.
Che olmak, Che gibi yaşamakla namuslu, vicdanlı bir insan olarak haksızlıklara karşı çıkmak ve haksızlıkların son bulması için savaşmakla mümkündür. Tıpkı Che'nin dediği gibi dünyanın neresinde haksız yere bir tokat patlasa birinin yüzünde, onu yüreğinde hissedebilmektir, insan olmak, devrimci olmak, Che olmak... *Arkadaş anlamına gelen Che ismini O'na Küba Halkı vermiştir.
**Achille topuğu: Mirmidon kralı, Homer'in ünlü kahramanı Achille' nin bir tek zayıf yeri vardı, oda topuğuydu. Truva kuşatmasında, Paris'in attığı zehirli okla topuğundan vurulup öldü.
no control demis ki: Birgün başka gökler altında son saatim gelirse, son düşüncem halk ve özellikle sen olacaksın...
Önderler zulmün tarihsel haksızlığına karşı, ezilen halkların haklı kavgasında düşünceleriyle, eylemleriyle, kişilikleriyle birer yol göstericidirler.
Yaşadıkları sürece zulüm için yokedilmesi gereken birer tehlike dirler. Ama onları yoketmek kolay değildir. Yaşamlarıyla olduğu gibi ölümleriyle de sarsarlar zulüm düzenini...
Ve ölümlerinden sonra da, halkların haklı kavgalarında, yüreklerinde ve bilinçlerinde yaşamaya yol göstermeye devam ederler. Halklar için,bizden biri' dir onlar. Halkın dostu, evladı, önderidirler... bizden biri kadar yakındırlar, insandırlar...
Onları yoketmek için her yol denenir. Yaşamlarında halkın gözünden düşürülecek bir leke bulamayınca efsaneleştirilir, ulaşılamaz, insanüstü hale getirilir. Öyle ki sanki başka bir gezegenden gelmişlerdir...
Bir de insani erdemlerini, devrimci kişiliklerini gözden uzak tutmak için yoz kültürün beğeni ölçütleriyle yakışıklılığı, aşkları, zevkleri vb. ile gündeme getirilir.
Birde tüketim ekonomisine malzeme yapılır ki tişörtlerle, çantalarla, aksesuarlala simgeleştirilir.
Oysa önderlik ettikleri halkların gözünde farklı bir misyonları vardır. Halkların arkadaşı, dostu, öğretmeni, komutanı, önderi, yoldaşıdırlar...
Tıpkı Che gibi...
Nasıl bir insandır Che? sorusuna verilecek onlarca güzel cevap vardır.
Che her şeyden önce devrimci olmanın bütün erdemlerini kişiliğinde barındıran örnek bir devrimcidir.
Che'nin bir Maceraperest olduğunu iddia edip, onu salt bu kalıba sığdırmak isteyenler ne için savaştığını halktan gizleme kaygısına sahip olanlardır.
Che renkli serüvenlerle dolu bir hayat yaşamıştır... Ama bu serüven cilik nasıl bir serüvenciliktir? Bu serüvencilik bir amaç, bir ideal uğruna yaşanan serüvenciliktir. Serüvenlerle dolu bir ömrü bitirdiğinde halkların gönlünde hakettiği yeri bulacaktır. Maceraperesttir Che, ta ki.. soğuk Meksika gecelerinden birinde 'Amerikalı bir sürgün'e, Fidel'e rastlayana dek...
Motosikletiyle Latin Amerika kıtasını gezmek idealiyle çıktığı yolda gördükleri halka karşı beslediği duygularını güçlendirecek emperyalizme olan öfkesini büyütecektir. Latin Amerika kıtası haksızlıklarla doludur. Orta Amerika halkları yoksuldur, ezilmiştir. Kuzey Amerikalı sömürgecilerin elinde olan yoksul halkların çocukları açtır. Ve varolanı değiştirmek değil, yıkmak fikri saracaktır Che'yi...
Kıtayı boydan boya gezmek idealiyle, motosikletiyle çıktığı bu yola inançlı, yürekli bir devrimci olarak devam edecektir. Yol boyunca gözleri görmesi gerekeni görecek, Meksika ve Küba'da topraklarında sömürü ve yoksulluk politik düşüncelerinin netleşmesine zemin sağlayacaktır.
Hayatı boyunca silah arkadaşı, yoldaşı, komutanı olacağı ve yüreklerinde, beyinlerinde aynı düşü paylaşacakları Fidel'le ilk karşılaşmalarını şöyle anlatır: Soğuk Meksika gecelerinden birinde onunla tanıştım, ilk konuşmamız uluslararası politika üzerineydi. Sabahın erken saatlerinde gelecekteki yolculuğa katılacaklardan biriydim.
Bu serüvenci doktor Fidel'e ve Fidel'in ideallerine inanır.
Ve Bu kadar saf bir erek uğruna ölmeye değer diyerek yaşam tercihini yapar ve Küba'nın kurtuluşu uğruna mücadeleye başlar...
Görevi, Devrimci savaşı adanın bir ucundan öbür ucuna götürmektir. Bu görevi O'na Fidel vermiştir...
Küba az gelişmiş ve emperyalizmin sömürgesi bir ülkedir. Ama... and olsun ki bir gün bu Yeşil Timsah özgür olacaktır... Olur da... Bir gün zincirlerinden kurtulur Küba, bağımsızdır.
Sierra Maestra dağlarında ateşli bir aşk gibi yüreklerinde taşıdıkları devrim özlemiyle savaşırlar. Che gerillada bir öğretmen, bir doktor, bir komutan, bir savaşçıdır... Pek çok yoldaşı gibi Sierra Maestra dağlarının yarattığı kahramanlardan biridir...
YİĞİT FEDAKAR BİR SAVAŞÇI, KOMUTAN CHE
En başta gelen belirleyici özelliklerinden biri, en tehlikeli görevler için derhal gönüllü olmakta gösterdiği yiğitlikti. Elbetteki, bu da büyük bir hayranlık uyandırıyordu. - Her zamanki hayranlığın iki katını uyandırıyordu. Bu ülkede doğmamış olan, bizimle savaşan bir asker, derin düşüncelere sahip bir adam, zihni kıtanın diğer parçalarında mücadele etme hayalleriyle dolu bir kişi, her an tehlikeli görevleri üstlenecek kadar, hayatını sürekli tehlikeye atacak kadar kendi kaderini hiçe sayan, kendini feda eden yiğit bir savaşçıydı.
Che'yi yoldaşları böyle anlatıyor.
Che'yi devrimci yapan (hani o kapitalizmin özenle gizlemek, yoketmek istediği) değerler ve idealler bugün hala yaşıyorsa Che' de yaşıyor demektir.
Çünkü kavga sürmektedir. Çünkü Che ve yoldaşlarının büyük bir kin ve nefretle savaştıkları emperyalizm hala halkların büyük bir düşmanıdır.
Che' yle birlikte savaşanlar onu tanıma fırsatı bulanlar onu anlatmaktan büyük bir gurur duyuyorlar. Birlikte yaşadıkları süre içinde askeri başarılarının yanısıra, onun mütevazi yaşamından öğrendiklerini de unutmuyorlar.
Che' yi anlamak, ne için savaştığını bilmekle mümkündür. Bir ömür boyu sürdürdüğü devrimci yaşamında ideallerini nasıl korumuş ve büyütmüştür? Che' ye biraz da buradan bakmak gerek.
14 Haziran 1928' de Bounes Aires' te dünyaya gözlerini açan bu hasta ve çelimsiz bebeğin bir gün gelip bir önder, bir savaşçı olacağı akıllarına gelmiş midir anne ve babasının, bilmiyoruz. Böyle bir ihtimal her anne babanın aklına gelmez elbette. Ama oğulları Ernesto'yu tanıdıkça bir gün gelipte Latin Amerika halklarının kurtuluşu için savaşa girdiğini duyduklarında ellerinde büyüyen çocuklarının bu tercihi onları şaşırtmayacaktır.
İrlandalı bir katolik olan babası Ernesto Guevara Lynch ilk çocuğu Ernesto'yu yetiştirirken ona katı bir hayat çizgisi ve inanç aşılamaz. Hayatı, hayatın içinde tanıması ve kişiliğinin şekillenmesi için serbest bırakır.
Che' nin bebekliğinden beri varolan hastalığı nedeniyle onun bu hastalığı daha rahat geçirebileceği iklim ve koşullarda yaşamasına imkan tanır.
Che hayata karşı ilk mücadelesini hastalığıyla boğuşarak ve o peşini ömür boyunca bırakmayacak olan astım krizlerine karşı verir. Bu mücadelenin bir tek galibi olur: Che !
Büyüdükçe hastalığına karşı iradesini devreye sokarak onu yine yenmesini bilecektir.
Duyarlı, duygulu bir çocuktur...
Küçükken kanadı kırık bir serçeyi çatıdan kurtarmak için hayatını tehlikeye atacak kadar duygulu bir çocuk olan Ernesto ile Küba fundalıklarından ailesine yazdığı mektupta Yaşam gücüyle dolu ve kana susamış Che arasındaki fark baba Ernesto Guevara Lynch'i düşündürecektir. Bunu anlamaya çalıştığında şu sonuca varacaktır:
Bir insanın haklı bir dava uğruna mücadele etme kararı aldıktan sonra ne kadar katılaşabileceğini anladım. Benim duygu dolu duygusal oğlum, artık geri dönemeyeceği bir görevi yerine getirebilmek için kendi duygusallığını yokediyordu (Oğlum Che syf 36)
Che için de devrime ve devrimci çalışmaya yön veren şey her devrimcide olduğu ve olması gerektiği gibi İnsan sevgisi dir. Sevgi ise yaratılan bir değerdir. Che' de sevginin gökten inmediğine, kimse tarafından bahşedilmediğine inanır. Gerçek sevgi çabadır. Emek verilerek yaratılandır. Sevgi, emek verildiğinde bir anlam kazanır. İnsanlar ancak eşit olduğunda iletişimle kurulacak bir sevgi büyütülebilir.
Bir devrimciyi devrimci yapan en temel şey duygu dolu yüreğidir. İnsanların eşitliğiyle kurulabilecek sevgi dünyasına duyulan özlemdir devrimcilik. Che' yi de iyi bir devrimci yapan temel nokta budur. Bu sevgi dünyasını kurmak içinse savaşmak şarttır. Efendilerin olmadığı bir düzen, değiştirerek değil, yıkıp yerine yenisini koyarak mümkün olacaktır. Che' nin ve yoldaşlarının silahlarına duydukları sevgi bunun içindir. Çünkü eskiyi yıkmak ancak silahla mümkündür.
Fidel Che'yi O'nun kişiliğinde düşünce ve eylem adamı birleşmiştir diye tanımlar. Ölümünün ardından yaptığı konuşmada şöyle der Fidel; Che'nin yazıları, Che'nin politik ve devrimci düşünceleri, Küba Devrimi sürecinde ve Latin Amerika Devrimi sürecinde asla tükenmez, eksilmez, sonsuza dek sürecek bir değer taşıyacak, değerin sürekli biçimde koruyacaktır. (.....) O'nun düşünceleri eylem adamının, düşünce adamının, eksiksiz ahlaki değerlere, üstün duyarlılığa, kusursuz davranışlara sahip bir insanın düşünceleri olarak evrensel bir öneme sahiptir ve her zaman sahip olacaktır.
Kübalıların dostu Che bütün Latin Amerika halklarının kurtuluş umudu ve önderidir.
CHE VE SAVAŞ SANATI
Yoldaşları Che'yi anlatırken onu bir yerde Gerillacılığın sanatçısı olarak ifade ediyorlar. Üstün askeri yetenekleri, olağanüstü cesaretiyle kendi canını hiçe sayacak kadar yiğit bir savaşçı...
En tehlikeli görevlerin ilk gönüllüsü...
Esir düşen düşman askerlerini dahi tedavi eden elleri aynı zamanda cephede tetiğe asılan doktor ve gerilla Che... Achille Topuğuna** sahip Che... O'nun Achille topuğu ise tehlikeyi küçümsemesidir.
Savaşın da bir sanatı vardır, ve sanatçısı. Che' de bu sanatçılardan biridir. Bunu sayısız kez gösterir.
Askeri iki kola komuta ettiği bir işgal harekatı, binlerce piyade askeriyle Santa Clara kentine yaptıkları baskındaki başarılar bunun en güzel örnekleridir. Savaştığı sürece yoldaşlarında hayranlık uyandıracak bir biçimde yaşar.
Ama Che dendiğinde ilk akla gelen askeri başarıları değil, onun bu askeri başarıları gerçekleştirmesini sağlayan kişiliğidir. Che' nin kişiliğinde barındırdığı devrimci hedefler, devrimci duygular, devrimci erdemlerdir. Bunları gerilla savaşıyla bütünleştirip ve nihai amacı olan devrime ulaşmak için savaşın sanatını yaratmıştır.. Tartışmasız bir gerçektir ki bir devrimciye savaşmadan devrimci denmez. Aynı şekilde savaş da devrimcilerin nihai amacına ulaşmaları için kullandıkları bir araçtır.
Che'de savaşı ve savaşçı olmayı böyle görür. Devrim olmadan halkların kurtuluşu mümkün olmayacağı gibi, savaş olmadan devrim de olmayacaktır..
Bu nedenle savaşır ve kazanır.
Küba halkı emperyalizmin elinden kurtulmuştur ama daha bağımsızlık özlemi duyan kocaman bir kıta vardır geride...
Che kendini bütün Latin Amerika halklarının kurtuluşuna adamış enternasyonalist bir devrimcidir. Bu düşüncelerini 16 Nisan 1967' de Havana' da toplanan Tricontinantal konferansına gönderdiği mesajda şöyle açıklar:
Gerçek proleter enternasyonalizmini yaratacak olan, altında dövüştüğümüz bayrak, insanlığın kurtuluşu kutsal davası olmalı. O nedenle, yalnızca bugün silahlı mücadeleye sahne olan ülkelerden sözedersek Vietnam, Venezuela, Guetamala, Laos, Gine, Bolivya bayrağı altında ölmek... bir Amerikalı, Asyalı, Afrikalı hatta Avrupalı için aynı biçimde onurlu ve arzu edilirdir. İnsanın bayrağı altında doğmadığı bir ülkeye akıttığı her damla kan, orada hayatta kalan her kişinin, daha sonra, kendi ülkesinde vereceği kurtuluş mücadelesi için bir deney, bir halkın kurtuluşu, başka bir halkın kurtuluş mücadelesinde kazanılmış bir aşamadır
Che'nin de inandığı gibi Küba Latin Amerika Devrimlerinde bir örnektir. Ve hiç bir zaman tek bir örnek olarak kalmayacaktır. Bu düşüncelerle Küba Devriminin ardından 1965 yılında Vietnam'a, oradan Kongo'ya ve Latin Amerika'da çeşitli ülkelere gider. Ve 1966 yılında Adolfo Mena Gonzales adına çıkarılmış bir pasaportla Bolivya'ya gider. Bolivya'ya giderek oradaki halkların kurtuluşu için savaşmaya devam edecektir...
29 Eylül 1967' de AP ajansı Bolivya Silahlı kuvvetlerine bağlı bin beşyüz kişilik bir askeri gücün Che' nin peşine düştüğünü haber verir. 8 Ekim 1967 günü, Che'nin birliği yüzlerce asker tarafından kuşatılır. Çarpışmada yaralanan Che tutsak düşer...
Emperyalistlerin elinde tutsakken hakaret etmeye çalışan bir subayın yüzünün tam ortasına indirdiği yumruk Latin Amerika halklarının öfkesini bir devrimcinin başeğmezliğini simgeler. Tıpkı onu vuracakken eli titreyen subaya Haydi korkma Ateş et! diyen sözleri gibi...
Che' nin hayatına kalbine sıktıkları öldürücü kurşunla son veren emperyalistler ölüsünden de korkarlar. Che bir efsanedir, ve öldürseler de kurtulamayacaklardır...
Öldüğünde ABD basını Bolivya'da gerilla operasyonunun bittiğini müjdeler! Che ise Hanoi' de, Kongo' da, Cezayir'de, Tanzaina' da, Latin Amerika ülkelerinde bir kahramandır artık...
Bir devrimcinin ölümü nasıl karşılanmalıdır?
Che bunu Latin Amerika Dayanışma konferansına gönderdiği mesajda şöyle cevaplıyor:
Savaş çağrımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımızı kavramak için başka eller uzanacaksa başka insanlar mitralyöz sesleri ve yeni savaş naraları arasında cenazelerimize ağıt yakacaksa ölüm hoş geldi safa geldi
Ölümü cesurca karşılayan Che' nin tıpkı Fidel'e dediği gibi Son saati geldiğinde aklına gelen şeyin yine halk olduğundan kuşku duymuyoruz...Çocuklarına yazdığı veda mektubunda şöyle der:
Bu mektubumu bir gün okuduğunuzda babanız artık aranızda olmayacaktır. Babanız düşündüğü gibi hareket eden ve elbetteki inançlarına bağlı bir insandı. En çok istediğim şey, yeryüzünün hangi bölgesinde ve kime karşı olursa olsun, her türlü haksızlığı derinden duyabilmemiz ve bu haksızlıklara karşı gelebilmenizdir. Bu bir devrimcinin en güzel niteliğidir.
Che' nin çocuklarına bıraktığı bu mektupta anlatmak istedikleri bugün hala geçerliliğini koruyor. Bu mektup bütün ezilen halkların çocuklarına yazılmış bir mektup niteliği taşıyor aynı zamanda.
Che olmak, Che gibi yaşamakla namuslu, vicdanlı bir insan olarak haksızlıklara karşı çıkmak ve haksızlıkların son bulması için savaşmakla mümkündür. Tıpkı Che'nin dediği gibi dünyanın neresinde haksız yere bir tokat patlasa birinin yüzünde, onu yüreğinde hissedebilmektir, insan olmak, devrimci olmak, Che olmak...
*Arkadaş anlamına gelen Che ismini O'na Küba Halkı vermiştir.
**Achille topuğu: Mirmidon kralı, Homer'in ünlü kahramanı Achille' nin bir tek zayıf yeri vardı, oda topuğuydu. Truva kuşatmasında, Paris'in attığı zehirli okla topuğundan vurulup öldü.
Anlayana sivri sinek saz anlamayana ...
bunu anlamm için doktordan gözlük almm gerek:D
24 Mayıs 2008 22:40
jaja of opobo ® .iz
Mustafa Kemal ATATÜRK diyor ki.....
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir. 1906
Ben askerliğin herşeyden ziyade sanatkarlığını severim. 1912
Savaş için düşmanı ordugahımızda beklemektense, onu uzaktan karşılamak yeğdir. 1914
Tarih bir milletin kanını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez. 1919
Bütün ümidim gençliktedir. 1919
Bizim görüşümüz -ki halkçılıktır-kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. 1920
Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz. 1920
Büyük Türk ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rastgelinmemiştir. 1921
Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. 1921
Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır. 1921
Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur. 1921
Basın milletin müşterek sesidir. Başlıbaşına bir kuvvet, bir okul, bir öncüdür. 1922
Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. 1922
Yarım hazırlıkla, yarım tedbirle taarruz, hiç taarruz etmemekten daha fenadır. 1922
Bayrak bir milletin bağımsızlık alametidir. Düşmanın da olsa hürmet etmek lazımdır. 1922
Eğitim işlerinde behemahal muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu surette olur. 1922
Her çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa sahip olması mutlaka lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve bayındır hale getirilmesi bu esastadır. 1922
Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi inkar olunamaz kaidesi adalet sistemimizin temel taşıdır. 1922
Türkiye' nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak olan köylüdür. 1922
Okulun vereceği ilim ve irfan sayesindedir ki Türk Milleti, Türk Sanatı, Ekonomisi, Türk Şiir ve Edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir. 1922
Okul, genç beyinlere insalığa saygıyı, millet ve ülkeye sevgiyi, bağımsızlık onurunu öğretir. 1922
Biz barış istiyoruz dediğimiz zaman tam bağımsızlık dediğimizi herkesin anlaması gerekir. 1923
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. 1923
Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. 1923
Memleket mutlaka modern medeni ve yeni olacaktır. Bizim için bu hayat davasıdır. 1923
Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır. 1923
Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. 1923
Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır. 1923
Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir. 1923
Toplumdaki başarısızlığın sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır. 1923
Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok verimli, daha çok bilgili olmak zorundadırlar. 1923
Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak! 1923
Bizim dinimiz, ulusumuza, değersiz, miskin ve aşağı olmayı salık vermez. Tersine Allah da, Peygamber de insanların ve ulusların onur ve şereflerini korumalarını buyuruyor. 1923
Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu. 1923
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. 1923
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir. 1924
Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum. 1924
Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir. 1924
Türk milletinin istidatı ve kati kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir. 1924
Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir. 1924
Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. 1924
Öğretmenler! Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. 1924
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. 1925
Zafer Zafer benimdir diyebilenindir. Başarı Başaracağım diye başlayanın ve Başardım diyebilenindir. 1925
Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak ve yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. 1925
Tüketici yaşamak iyi değildir. Üretici olalım. 1925
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkilapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline değiştirmektir. 1925
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklale sembol olmuş bir milletiz. 1927
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. 1927
324 Mayıs 2008 22:42
no control
yahu neden bir yarış içindesiniz...
M.K.Atatürk farklı bir yolda, Che isebambaşka bir yoldadır...ortak noktaları anti-emperyalist savaşlarıdır...
kaldı ki devrimciler içinde Kemalistler önemlidir....
neden bu tarz benim babam seninkini döver olayın girişip komik duruma düşüyorsunuz...
M.kemal'in de Che nin de yeri ve duruşları değerleri bellidir...
diğer bir nokta ise che bir nevi kübanın atatürkü sayılır...ve dünyanın sahiplendiği bir önderdir...onun hakkında saçma sapan şeyler söylenemez..nedeni ise yarın bir ülke aynı şeyleri atatürk için söylese ne hissedersiniz?ne yaparsınız?
yoksa siz yere atılan yunan bayrağını ezmeyen atatürkün kurduğu ülkenin çocukları değilmisiniz?
124 Mayıs 2008 22:50
jaja of opobo ® .iz
yarış içinde olmak mı:) bunu söyleyene bak hele....valla cheyi öyle bir övüyorsunuz ki adam kendi ülkesinde bu kadar övülmemiştir heralde:))
ne che'ye ne de lenine ihtiyacımız yok...bize Atatürk'ümüz yeter.....
24 Mayıs 2008 22:59
lord of drinks
aslına bakarsan dünya che'ye beslediği saygının onda birini Atatürk'e beslemez.
Beslemiyor diye düşünüyorum ya da... Buradan kastım önceki yazımda belirttiğim gibi neden atatürk tshirtleri yok bilmemne filan değil,
Sadece Türk olmamızdan, Atatürk'ün bizim milletimize bahşedilen üstün bir insan olmasından duyulan kıskançlık var tüm dünya çapında...
Türkiye tarihinde hiç yurtdışına çıkmamış, tüm diğer siyasilerle toplantılarını Türkiyede gerçekleştirmiş bir tek cumhurbaşkanı var.
Hangisi?
Alemin kralı Churchill görüşmek istiyor, istersen buraya gelirsin diyor Atatürk, otelde filan değil,
Tren vagonunda görüşüyorlar.
Dünya için böylesine önemli bir liderin bizde olmasının, ve diğer hiçbir liderin yapamadıklarını yaptığının hasetliği içerisinde bütün diğer ülkeler...
Ve bir de tabi her zamanki karalama politikaları. Ezbere biliyoruz artık...
Ama şunu da düşünmüyor değilim, che Castro'nun ömrünün yarısını yaşamış olsaydı, - ki çok genç öldü - kesinlikle ona da takacak bi kulp bulurdu dünya
rahat ol sen.
no control demis ki: yahu neden bir yarış içindesiniz...
M.K.Atatürk farklı bir yolda, Che isebambaşka bir yoldadır...ortak noktaları anti-emperyalist savaşlarıdır...
kaldı ki devrimciler içinde Kemalistler önemlidir....
neden bu tarz benim babam seninkini döver olayın girişip komik duruma düşüyorsunuz...
M.kemal'in de Che nin de yeri ve duruşları değerleri bellidir...
diğer bir nokta ise che bir nevi kübanın atatürkü sayılır...ve dünyanın sahiplendiği bir önderdir...onun hakkında saçma sapan şeyler söylenemez..nedeni ise yarın bir ülke aynı şeyleri atatürk için söylese ne hissedersiniz?ne yaparsınız?
yoksa siz yere atılan yunan bayrağını ezmeyen atatürkün kurduğu ülkenin çocukları değilmisiniz?
24 Mayıs 2008 23:01
no control
insanlığın yararına işler yapmış herkesi överiz...
sen kabullenirsin kabullenmezsin..o se nin bileceğin iş...
che yi sadece biz değil dünya sever ve över...
che ye ya da lenine ihtiyacım yok diyorsun...sence olmaya bilir....ancak unutulmamalıdır ki bu insanlar dünyayı değiştiren işşler tespitler ve bilimsel tezler ortaya koymustur..senin ihtiyacın yoktur belki ama dünya onların tezleriyle yönleniyor...M. Kemal'i ya da Kemazlizmi kimse yok sayamaz...az çok devrimi devrimcileri bilen kişi Kemalistlerin devrimin itici gücü olduğunu bilir...
birşeyleri söylerken azcık mantıklı ve tutarlı olmakta yarar vardır
24 Mayıs 2008 23:05
jaja of opobo ® .iz
ancak unutulmamalıdır ki bu insanlar dünyayı değiştiren işşler tespitler ve bilimsel tezler ortaya koymustur nedir o tezler?...neyi değiştirdi lenin?yada stalin?.....
komünizm güzel bi yönetim olsaydı hala varlığını sürdürüyor olurdu biaralar hüküm sürdüğü coğrafyalarda...
no control demis ki: insanlığın yararına işler yapmış herkesi överiz...
sen kabullenirsin kabullenmezsin..o se nin bileceğin iş...
che yi sadece biz değil dünya sever ve över...
che ye ya da lenine ihtiyacım yok diyorsun...sence olmaya bilir....ancak unutulmamalıdır ki bu insanlar dünyayı değiştiren işşler tespitler ve bilimsel tezler ortaya koymustur..senin ihtiyacın yoktur belki ama dünya onların tezleriyle yönleniyor...M. Kemal'i ya da Kemazlizmi kimse yok sayamaz...az çok devrimi devrimcileri bilen kişi Kemalistlerin devrimin itici gücü olduğunu bilir...
birşeyleri söylerken azcık mantıklı ve tutarlı olmakta yarar vardır
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/19790
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
Sen de binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!