gruplar
 hocalar
 okullar
 üye/içerik arama 


Güncel - 6 Mayıs 1972, Üç Fidan Darağacına giderken
 Sayfalar: 1  2  3  4  5  6  7  Sonraki Sayfa >>      Listelenen Kayitlar 1 - 20
 Yazar: Mesaj:
comandante
comandante
Avukatlar Hüseyin'in olduğu odaya girerlerken bir albayla karşılaştılar. Albay Dini telkin istemiyorlar dedi. Bunu anlamlı bir sesle söylemişti. Müslüman olmadıklarını çağrıştırmak istiyordu. Avukatlar Bu sadece onların bileceği bir iş dedi. Albay Tabii siz de bilirsiniz, diye aynı sezdirmeyi, bu kez avukatlara yöneltti. Aylardan mayıstı. Günlerden Mayıs'ın 6'sı. Hıdrellez günü diye yazıyor takvimler, Alaçam, Samsun, Geyikaşan Hıdrellez günü... Karacabey, Bursa Hıdrellez şenlikleri..Yerleşmiş İslam geleneğine göre Hıdır ve İlyas peygamberlerin her yıl buluştuklarına inanılan gün. İnanışa göre ölümsüzlüğe erişmiş bu iki peygamberin buluşmaları, kutlanarak anılır.

Avukatlar Hüseyin'in bulunduğu odaya girecekken duydukları bu sözle sinirlenmişlerdi. Hüseyin babasını düşünüyordu odada, Hıdır'dı babasının adı, Hıdır İnan. Aylardan mayıstı. Günlerden Mayıs'ın 6'sı. Avukatlar albaydan geçip Hüseyin'in bulunduğu odaya girdiler. Hüseyin de Deniz ve Yusuf'un durumundaydı. Birkaç görevli omuzlarından tutmaktaydı.
Avukatlarını görünce büyük bir mutluluk ve derin bir gülümsemeyle Hoş geldiniz dedi. Avukatlar ona bir arzusu olup olmadığını sordular. Bir arzum yoktur. Sizlere çok teşekkür ederim. dedi.

Sonra Hüseyin avukatlarına Babam Ankara'da mı? diye sordu. Avukatlar Ankara'da olduğunu söylediler. Hüseyin Nasıl? diye sürdürdü sorusunu. İyi ve seninle iftihar ediyor diye yanıtladı avukatları. Bu arada avukatlar görevlilere ,Hüseyin'in de arkadaşlarıyla vedalaştırılmasını hatırlattılar.
Hüseyin aynı sıcaklık ve canlılıkla Deniz ve Yusuf'la odalarında birer birer kucaklaştı. Zincirleri ve bağları, üçünün de bu vedalaşma anında gövdelerine alabildiğine ağırlık veriyordu. Omuzlan ve başlarının hareketiyle birbirlerine sokuluyorlardı.
Hüseyin önce başgardiyan odasında Deniz'le, sonra yandaki diğer odada Yusuf'la, konuşacak çok şeyleri olan, ama ayrılmak zorundaki insanların can sevinciyle bakıştı. Hiçbir şey şakadan değildi. Fakat yaşayan gülümseyişlerinde, çocuksu, şakacı bir incelik vardı. Bir birlikteliğin, yaşamadaki son karşılaşmaları da böylece bitti.

Üçü de ilkin kendisinin asılmasını isteyen bir duygu taşıyordu. Onları darağacına çıkmak değil, darağacına çıkacak arkadaşlarım seslerden, kıpırtılardan dinlemek zorunluluğu incitiyordu. Fakat bu son deneylerine de dik duruyorlardı. Saat 01.00'i geçiyordu.
Bu ara avukatlar Deniz'in bulunduğu odaya döndüler.

Deniz ayakları zincirli, elleri arkadan bağlı bir durumda darağacına bakan pencereye karşı oturduğu yerden yazdırdığı son mektubunu tamamlamak üzereydi. Onun bitirmesini beklediler.

... Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım... Oğlun Deniz Gezmiş. Mektup tamamlanmıştı.



İnfaz savcısı Sami Uğur, Deniz'e sokulup, elindeki basılı kağıttan idam kararının özetini okuyup, bir diyeceği olup olmadığım sordu. Deniz, kararın kendisine ait olduğunu, bir diyeceği olmadığım belirtti.
Savcı görevlilere zincirleri çözün dedi. Bir görevli yarı telaşlı, yarı çekingen bir tavır içinde, elindeki anahtarla zincirlerin kilidini kurcalamaya başladı... Açamıyordu. Elindeki anahtar kilide uymuyordu. Bunun üzerine başgardiyan birkaç anahtar daha verdi. Kilidi yine açamadılar.
Bu durum odadakilerde yeni bir sabırsızlık havası estirmişti. Kendi kendine söylenenler vardı. .
On beş dakika kadar beklenildi. Birisinin Zincirleri çözmeye lüzum yok, zincirleriyle çıkarılsın dediği duyuldu. İnfaz savcısı Sami Uğur Bunlar efendi çocuk, prangayı çözelim diye karşılık verdi ve Kilidi kim kilitlediyse acele bulun komutunu verdi.
Adamı bulup getirdiler. Ve zincirler çözülebildi. Deniz zincirlerini çözen adama Postallarımın bağını bile bağlamaya vakit bırakmadan beni apar topar buraya getirdiler. Sehpada bu haliyle postallarım ayaklarımdan düşecekler. Onları bağla.... dedi. Görevli, Deniz'in postallarım bağladı.
Bu arada Deniz'e, beyaz bezden dar bir idam gömleği giydirdiler. Ayaklarına kadar uzandı...
Gitme vakti gelmişti.
Deniz avukatlarına dönerek veda etti. Çevresini acı bir gülümsemeyle süzdü ve avludaki sehpaya doğru metin adımlarla yürüdü.
İdam gömleğinin dar olması ve ellerinin bağlı olması nedeniyle sehpaya destekle çıktı. Sehpada üç ayaklı bir tabure vardı. Deniz ona da çıkıp ilmiği boynuna kendisi geçirmeye çalıştı.
İlmiği boynuna geçirdiğinde, seyredenlerden bazıları, cellada başlarıyla tabureyi çek işareti veriliyordu. Deniz birden, şafağı daha sökmemiş bu bahar sabahının, serin sessizliğine doğru yankı veren bir sesle bağırmaya başladı:

YAŞASIN TÜRKİYE HALKININ BAĞIMSIZLIĞI, YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZMİN YÜCE İDEOLOJİSİ, YAŞASIN TÜRK VE KÜRT HALKLARININ BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ, KAHROLSUN EMPERYALİZM!

Çevredeki görevliler telaşlandılar. Deniz'in son sözcüğü . bitmemişti ki, cellat aceleyle tabureyi altından çekti. Ciğerinden yükselen son sözcüğü taşıyan nefes,. dudağına varamadan, gırtlağında tıkandı.
Taburenin çekilmesiyle Deniz boşluğa yığılmıştı. Fakat onun uzun boyunu cellat hesap edememişti. Deniz'in ayakları taburenin altındaki masaya çarptı. Hemen masayı da çektiler.

Saat 01.25'i gösteriyordu.

Gardiyan, imam ve sivil personel, gelenek gereği saygı duruşunu geçmişti. Avukatların yüzlerini derin bir hüzün doldurmuştu. Denizgili ölüme mahkum eden 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesinin Başkanı Tuğgeneral Ali Elverdi, elleri arkasında, ağzında sigara Deniz'i seyrediyordu. Ankara savcısı Fazıl Alp, Tevfik Türüng, Sami Uğur, yüksek rütbeli birçok subay, gardiyanlar, sivil görevliler, imam, avukatlar doktor infazda hazır bulunmuştu. Özellikle imamın aşın derecede duygulandığı görülüyordu. İnfaz savcısı Sami Uğur, kendince espriler yapıp yine kndi gülüyordu.
Deniz'in göğsüne, karar özetini içeren bir beyaz karton astılar. On dakika kadar sonra, görevli doktor gömleğini sıyırıp nabzına baktı. Deniz'in nabzı çarpıyordu. Beklediler...
On-on beş dakika sonra nabza tekrar bakıldı. Deniz'in nabzı durmamıştı. Bekliyorlardı. Deniz ipin ucunda bir dal gibi, alaca havada ağır ağır dönüyordu. Sadece başı ve postalları, uzun ince beyazlığın iki ucunda, iki gri noktaydı.
Gemerek'te yakalandığı gün kalbi ve beyni arasında dolaştırdığı ölüm duygusu, onu darağacında, boynunda bulmuştu. Elli dakika öylece kaldı.
02.15'de ipi keştiler.

6 defa alkışlanmış (6)  5 Mayıs 2008 22:08  mesajın adresini al  
extremo
extremo
ruhu şad olur inş

5 Mayıs 2008 22:28  mesajın adresini al  
seytan ucurtmasi
seytan ucurtmasi
keşke sen açmasaydın bu başlığı....

11 defa alkışlanmış (11)  5 Mayıs 2008 22:30  mesajın adresini al  
bart-
bart-

ne yapalım profilimize nah veririz yazılı bir türkiye haritası ve deniz gezmiş fotografları koyalım mesela.he?

comandante demis ki:
Bari bu forumda konu dışı saçma tartışmalardan kaçınalım. Kişisel sataşmalar ve tartışmalar değil konu ile ilgili yazılar yazalım.

1 defa alkışlanmış (1)  5 Mayıs 2008 22:30  mesajın adresini al  
*mahkum
*mahkum
onları idam edenleri bütün nefretimle kınıyorum...

5 Mayıs 2008 22:33  mesajın adresini al  
comandante
comandante



_volkan_ demis ki:
Baba

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.

Sadece senin değil, Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor,kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi, abimi, kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.

Oğlun Deniz Gezmiş


Sen benden hızlı davranıp bu mektubu koymuşsun. Bir başkasını da ben koyayım.

Baba,
Sana her zaman müteşekkkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim. Baba biz Türkiye’nin İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız.
Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi. Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları.
Düşün baba, bugünkü hükümet, işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdalar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız.
Ya vatan ya ölüm!

Deniz Gezmiş (29 Ocak 1971)

2 defa alkışlanmış (2)  5 Mayıs 2008 22:36  mesajın adresini al  
hunikoleksiyncusu
hunikoleksiyncusu
kahrolsun amerikan emperyalizmi !

Deniz Gezmiş , Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan ; Türk solunun Türk halkına mal olmuş en yüksek değerleri, düşünceleri ve eylemlerini yaşamında bütünleştirmiş devrimci gençlik önderiydiler...


1 defa alkışlanmış (1)  5 Mayıs 2008 22:37  mesajın adresini al  
comandante
comandante
Atatürk genci Deniz

Mustafa Kemal’in resimleri insanların evlerini süslemeye başladığında, daha Kurtuluş Savaşımız başlamamıştı. Ama Çanakkale Kahramanı bu genç subay, milletin gözünde bir umut olmuştu...

Kurtuluş Savaşı başladığında da Mustafa Kemal’in tek bir güvencesi vardı; rütbesi, görevi değil, vatanı için gösterdiği bu kahramanlık.

Aynı kahramanlık Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra Mustafa Kemal resimleri artık ülke sınırlarını aşmıştı çünkü O artık Çanakkale Kahramanı değil, Doğu’nun kahramanıydı...

1923 sonrası Asya şafağını Mustafa Kemal resmi aydınlatıyordu.

1950’ler geçerken bu resim Ortadoğu’ya Kuzey Afrika’ya yayıldı.

Artık her Ulusal Kurtuluşçunun cebindeydi resmi...

Mustafa Kemal’i tüm Doğu’da bu kadar benimseten kahramanlık, O’nun emperyalizme karşı savaşçılığıydı. Çanakkale bunun göstergesiydi, koskoca İngiliz Donanması ilk defa burada yeniliyordu ve Kurtuluş Savaşı’nda bu defa İngilizi, Fransızı, İtalyanı ile yedi düvel boyun eğiyordu bu adama.

Emperyalizme kafa tutan değil aynı zamanda emperyalizmi yenen adamdı Mustafa Kemal.

Bu nedenle de emperyalizme başkaldıran her ulus, her devrimci için en büyük moral kaynağı O’nun resmiydi.

Dünya halkları emperyalizme başkaldırırken O’nun ülkesinde farklı bir dönüşüm yaşanıyordu ama. Kurduğu tam bağımsız devlet, ölümünün hemen ardından emperyalizmin güdümüne giriyordu, Çanakkale’yi emperyalist donanmalar geçememişti ama Amerikan zırhlısı Missouri Dolmabahçe’ye demirlerken ülkeyi yönetenler bunu bir bayram günü sayıyordu.

O’nun resmi devlet dairelerini süslüyordu. O resmin önünde egemenler ülkeyi pazarlıyor ve yaptıklarından utanmıyorlardı.

Atatürk bir devlet adamına böyle böyle dönüştürülürken bir şeyler değişti birden.

Tarihler 27 Haziran 1968’i saat sabah 8.20’yi gösterirken İstanbul Üniversitesi’nde ilk işgal sona eriyordu. İşgali sona erdiren öğrenciler rektörlük binasını rektöre teslim ederken rektör Prof. Dr. Şerif Egeli’ye de makam odasını teslim ettiler.

Odada ufak bir değişiklik vardı, rektörün masasının arkasına bir Atatürk portresi asılmıştı ve üzerine de bir not düşülmüştü:

“Üniversite Boykot Savunma Komitesinin Rektörlüğe hediyesidir.”

Herhalde 68 kuşağının ne istediğini, ne için yola çıktığını bundan güzel anlatacak bir olay yoktu: 68, duvardan indirilen Mustafa Kemal resmini asma eylemiydi.

Aynı rektör bundan 15 gün önce işgal başlarken karşısında Devrimci Gençleri bulur, başlarında Deniz Gezmiş vardır. Deniz, işgalci öğrenciler adına talepleri sıralar ve üniversitede devrim istediklerini belirtir.

İstekleri dinleyen rektörle Deniz arasında şu tartışma geçer:

Deniz: Biz pazarlığa gelmedik.

Rektör: Yanlış bilgiye dayanıyorsunuz. Halledilmesi mümkün olanların halledilmediği bir karar alınmış mıdır ki bu şekilde konuşuyorsunuz?

Deniz: Zor mu kullanılması gerek?

Rektör: Kullandınız işte.

Deniz: Biz Atatürk genciyiz.

Rektör: Atatürk genci önce benim. Ben, Atatürk’ün ağzından Gençliğe Hitabesini dinledim. Burada hesaplaşma olmaz. Bu kalabalıkla mesele çözümlenemez.

Deniz: Sabreden derviş açlığından ölmüş

Rektör: Doğrusu sabreden derviş muradına ermiş.

Deniz: Üniversitede devrim istiyoruz. Üniversitede söz sahibi olmak istiyoruz. Hükümetlerin dümen suyuna gidilmemesini istiyoruz.

Rektör: Benim geldiğim yol belli, gittiğim yol belli.

Deniz: Belli belli, Mason Locasından geçiyor. İstifa et!


Bu diyalog hem Türkiye’deki karşı devrimi hem de gençliğin nasıl bir devrim istediğini anlatmaktadır. Atatürk’ü bir halk kahramanından, antiemperyalist devrimciden soyutlayıp onu devlet adamına dönüştüren Mason Atatürkçülüğüne karşı devrimci Atatürkçülük.

İşte Deniz, böylesi bir dönemin ve böylesi bir mücadelenin lideri olarak ortaya çıktı: İlk eylemi de rektörün duvarına Atatürk resmi asmaktı!


Alıntıdır


3 defa alkışlanmış (3)  5 Mayıs 2008 22:39  mesajın adresini al  
bart-
bart-



comandante demis ki:


Alıntıdır



başka ne olacak ki.bana Deniz Gezmiş senin için ne ifade ediyor bundan bahset !

9 defa alkışlanmış (9)  5 Mayıs 2008 22:42  mesajın adresini al  
comandante
comandante
İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile
Deniz Gezmiş arasında geçen konuşma


Menteşoğlu: Neden yola çıktın bu genç yaşta?

Deniz: İnandığım dava uğrana mücadele veriyorum. Sizin yüzünüzden mücadele veriyorum.

Menteşoğlu: Nereye gidiyordunuz?

Deniz: Devrime

Menteşoğlu: (Eliyle duvardaki haritada Sivas'ı işaret ederek) Devrim o tarafta mı?

Deniz: Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir.

Menteşoğlu: Parayı ne yaptın?

Deniz: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu paranın gereğini yapacaktır.

Menteşoğlu: Halk Kurtuluş Ordusu nedir? Türkiye'de bir tek ordu vardır o da Cumhuriyet ordusudur

Deniz: Hükümetinizin istifasından belli.

Menteşoğlu: İşte bu pejmurde adam Türkiye Halk Kurtuuş Ordusu'nun kahraman kumandanıymış. İyi bakın kılığına kıyafetine suratına.

Deniz: Kahramanım tabii.

Menteşoğlu: Kimin kahraman olduğu belli olmadı mı?

Deniz: Belli oldu. Kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi?




3 defa alkışlanmış (3)  5 Mayıs 2008 22:46  mesajın adresini al  
comandante
comandante
Daha önce de yazdığım gibi kişisel satşamalara bu başlık altında cevap yazmayacağım. Gelirsin pm'de kapatırım kapağını oturursun. Bu başlık kişisel tartışma sataşma başlığı değil....

Denizlerle ilgili düşüncelerimi birçok başlıkta daha önce yazmıştım, yine yazarım. Yazı hoşuma gittiği için alıntı yaptım.

1 defa alkışlanmış (1)  5 Mayıs 2008 22:48  mesajın adresini al  
*mahkum
*mahkum
Bazen doğruyu yapmak o kadarda kolay olmaz. Çünkü yaptığınızın doğru olması, onun yüreğinizin burkmasını, canınızın acıtmasını ve kendi içinde bir sürü yanlış barındırmasını engellemez. Ve doğrular her zaman güzel olmaz.
bu ülkede herzaman şerefsiz olup herşeye göz yummak gerekiyormuş başka türkiye yok...

5 Mayıs 2008 22:50  mesajın adresini al  
bart-
bart-

bahsettiğim şeyin kapaklardan farklı olduğunu anlayamayan sen ve deniz gezmiş.

onu bunu bırakta o fotograflar ne alla sen ya.nah verirmişiz.gel sonra da burda deniz gezmiş.genç fb commandante seni.

comandante demis ki:
Daha önce de yazdığım gibi kişisel satşamalara bu başlık altında cevap yazmayacağım. Gelirsin pm'de kapatırım kapağını oturursun. Bu başlık kişisel tartışma sataşma başlığı değil....

Denizlerle ilgili düşüncelerimi birçok başlıkta daha önce yazmıştım, yine yazarım. Yazı hoşuma gittiği için alıntı yaptım.

6 defa alkışlanmış (6)  5 Mayıs 2008 22:53  mesajın adresini al  
*mahkum
*mahkum

5 Mayıs 2008 22:55  mesajın adresini al  
jaja of opobo ® .iz
jaja of opobo ® .iz
niye deniz gezmişler sizin tekelinizde mi?


seytan ucurtmasi demis ki:
keşke sen açmasaydın bu başlığı....

10 defa alkışlanmış (10)  5 Mayıs 2008 22:56  mesajın adresini al  
pablo_escobar
pablo_escobar
ADIM TAYLAN ÖZGÜR...
ben bu adın degerini daha cocuk yasta ögrendim.
cok 6 mayıslar gördüm.
o mezarları gördükce babamın agzından denizi dinledikce yusufu hüseyini cihanı sinanı ömeri mahiri dinledikce bir kez daha anlıyorumki bu vatan bu topraklar bizden daha cok özlemeli o yigitleri....eyyy hükümettt yalanlarla dolanlarla ört camurunun üstünü eyyy adalett şimdi ver dogru klararı hiçmi sızlamadı yüregin hiçmi yanmadı canın...

yazıklar olsun böyle geri kafalı bi topluma yazıklar olsun denizini bilmeyenlere yazıklar olsun

1 defa alkışlanmış (1)  5 Mayıs 2008 22:57  mesajın adresini al  
*mahkum
*mahkum
denizler ve onun gibilerini asanlar şimdi ise onları savunur oldu bu ne biçim çelişki yarrabim bunu gördüm ya yeter bana

1 defa alkışlanmış (1)  5 Mayıs 2008 22:58  mesajın adresini al  
comandante
comandante
ne yapalım profilimize nah veririz yazılı bir türkiye haritası ve deniz gezmiş fotografları koyalım mesela.he?

O resimlerin konma sebebi forruma bazı sözde haritaları koyanlara karşı misillemeydi. Hala da arkasındayım. Nah Veririz. Biz bu topraklarda Tam Bağımsız olarak yaşayabilmek için kanımızı az dökmedik, az can yitirmedik. Gerektiğinde vurulduk, gerektiğinde darağacına gönderildik. Ama Mustafa kemal'in bize bıraktığı topraklardan ve Kemalist felsefeden bir an olsun vazgeçmedik.

5 defa alkışlanmış (5)  5 Mayıs 2008 22:58 ~ 5 Mayıs 2008 22:59  mesajın adresini al  
bart-
bart-
niye deniz gezmişler sizin tekelinizde mi?

haklısın rapcilerde deniz gezmişin bol tişörtlerini giyiyorlar.

6 defa alkışlanmış (6)  5 Mayıs 2008 23:00  mesajın adresini al  
comandante
comandante



bart- demis ki:
niye deniz gezmişler sizin tekelinizde mi?

haklısın rapcilerde deniz gezmişin bol tişörtlerini giyiyorlar.


Bu ülkede çok uzun süre gençlik Deniz'lerin adını ağzına alamadı. Onların adına yazılan kitaplar yasaklandı. Şimdi yavaş yavaş kitaplar tekrar yayınlanıyor, dizilerde ve filmlerde Denizler anlatılabiliyor. Bırakalım rapçisi de t-shirtle olsun diziyle olsun Deniz'i tanıyıp yasaklanan öğretilmeyen, sansürlenen yakın tarihimizi öğrensin. Deniz bu toprağın çocuğuydu, kimse onu sahiplenip kendine özgü göstermesin.

6 defa alkışlanmış (6)  5 Mayıs 2008 23:08  mesajın adresini al  
 Sayfalar: 1  2  3  4  5  6  7  Sonraki Sayfa >>      Listelenen Kayitlar 1 - 20
bloguna / web sayfana ekle Bloguna / Web Sayfana Ekle     arkadaşlarına gönder Arkadaşlarına Gönder     başlığın adresini al Başlığın Adresini Al     favori başlıklarına ekle Favori Başlıklarına Ekle


  Sen de binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.

Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
Hoşgeldin!

OrtaKantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008