ana sayfaya dön
ÜYE OL  GİRİŞ 

başlık ara
 
forum
forum  edebiyat  charles bukowski
yazar bukowski ayyas
Sayfalar: 1  2  Sonraki Sayfa >>      şu anda 1 - 15
 
moviebiker
moviebiker
kimilerine göre ayyaş.yattığı kadınlardan ve içtiği içkilerden başka bişey anlatmıyor.kimilerine göre ise 20.yüzyılın en büyük yazarlarından.kitapları üniversitelerde okutuluyor.karısına göre ise aslında bukowski anlattıklarının hiçbiri değil.kim ne derse desin edebiyata john fante'den aldığı yazı üslubuyla büyük yenilikler getirmiş yazar,şair,ressam,senarist,ayyaş,.. :)
~ 956 gün   mesajın adresini al  
 
gizem
gizem
15 imde bi kitabını okudum 'kadınlar' cok mu erken okumuşum ne,:)
~ 956 gün   mesajın adresini al  
 
a. bandini
a. bandini
Bu kadar sempatim olmasına rağmen sadece bir kitabını okudum bu adamın. Elimde ve sırada olan kitaplardan sonra kesinlikle bukowski geliyor gümbür gümbür
~ 956 gün   mesajın adresini al  
 
moviebiker
moviebiker
senaryosunu yazdığı 1987 yılı çekimi olan barfly filminde de çok az süre görünür ama keşke yapımcılar sean penn'in teklifini kabul etselermişte mickey rourke izlemek yerine sean penn'i bukowski olarak izleseydik.
~ 955 gün   mesajın adresini al  
 
berktuğ
berktuğ
Kadınlar, Ekmek Arası Hayat, Ölüler Böyle Sever beğenerek okuduğum kitapları arasıdandadır. Özellikle tasfirleri ve umutsuz, kaygısız insan tiplemelerini müthiştir :)
~ 949 gün   mesajın adresini al  
 
hafriyat
hafriyat
çüküne mor soğan diye hitap edermiş.

"Bukowski-born into this" belgeselinden

~ 946 gün   mesajın adresini al  
 
boris ivan nikolai
boris ivan nikolai
Bildiğim Kadarıyla John Fante nin "ask the dust" kitabını başucu kitabı olarak yorumluyor..John fante yi tapacak kadar çok sewdiği söyleeniyor..
~ 852 gün   mesajın adresini al  
 
fi
fi
charles bukowski'nin bir kaç günlük bir gezisi hakkında günce gibi tuttuğu yazısını fotograflarla süsleyip bir kitap haline getirmişler,en son onu okudum ve charles'ı çok sevdim,kitaplarını okuduğum zmndan daha çok.sürekli içiyor,hakikaten ayyaş,kitabı okuduğum süre boyunca alkolün kokusu burnumdaydı ve sarhoş gibiydim o kadar.

kitaplarının filmini çekmelerinden rahatsız olduğunu yazmış bu güncede demek istediklerini kimse anlatamıyormuş..vs..

çok duygusal bir herif..çok..
~ 631 gün   mesajın adresini al  
 
bravestarr
bravestarr
Kasabanın En Güzel Kızı, s. 13-19

Cass, beş kızkardeşin en genci ve güzeliydi. Kasabanın en güzel kızıydı Cass. Sağlam ve harikulade bir vücudu vardı. Kızılderili melezi. Yılan gibi kıvrımlı yılan gözlü. Sıvı halinde akan bir ateşti o. Girdiği şekle sığmayan bir ruh. Uzun, parlak ipek gibi saçları sağa sola dalgalanırdı hareket ettikçe. Ya çok şendi ya da hüzünlü. Arası yoktu Cass'ta. Deli diyenler vardı. İçi ölmüş olanlar. Onlar anlayamazlardı. Erkeklerin umurunda değildi deli olup olmadığı. Bir seks makinasıydı onlar için. Cass onlarla dans eder, flört eder ama bir iki kez hariç iş yatmaya gelince bir yolunu bulur ayrılırdı.
Kızkardeşleri onu güzelliğini yanlış kullanmakla suçlar, kafasını kullanmadığını söylerlerdi. Oysa Cass'ta hem kafa hem ruh vardı. Resim yapar, dans eder, şarkı söyler, alçıdan şeyler yapar ve biri incindiğinde ta içinden duyardı onların acısını. Pratik bir kafası yoktu işte. Kızkardeşleri önce kendi erkeklerini cezbettiği için sonra da onlardan faydalanamadığı için kızarlardı ona. Çirkin erkeklere yanaşmak gibi bir huyu vardı. Yakışıklı erkeklerden iğrenirdi. Hayat yok onlarda, derdi. Mükemmel kulaklarından, burunlarından başka bir bok düşünmezler. Tamamen yüzeyseldirler, içleri yoktur... Deliliğe yakın bir hiddeti vardı; bazıları hiddetine delilik derdi.
Babası alkolden ölmüş, annesi de kızlarını terkedip kaçmıştı. Kızlar bir akrabalarının yanına gitmişler sonra bir manastıra yerleşmişlerdi. Manastır boktan bir yerdi. Özellikle Cass için. Diğer kızlar onu kıskanmış, hemen hepsi ile dövüşmüştü. Sol kolu baştan aşağı jilet izleri ile doluydu. Sol yanağında da bir iz vardı ama bu onu daha bir güzelleştiriyordu.
Manastırdan çıktığının ertesi günü Batı Yakası Barı'nda tanıdım onu. En genci olduğu için kızkardeşlerinden sonra çıkmıştı manastırdan. Tek kelime söylemeden gelip yanıma oturdu. Kasabadaki en çirkin adam bendim; belki de bunun için beni seçmişti.
İçki? diye sordum.
Tabii niye olmasın?
Konuşmalarımızda kayda değer fazla bir şey yoktu. Cass'ın öyle bir havası vardı. Beni seçmişti ve olay onun için bu kadar basitti. Rahat. İçkiyi seviyor fazlaca içiyordu. Yaşı tutmadığı halde bara girmeyi başarmıştı. Belki de sahte bir kimliği vardı, bilmiyorum. Her neyse, her tuvaletten dönüp yanıma oturduğunda erkeklik gururum kabarıyordu. Yalnız kasabanın değil hayatımda gördüğüm en güzel kadındı o. Kolumu beline dolayıp öptüm.
Beni güzel buluyor musun?
Evet ama başka bir şeyler var sende... görünümünle ilgili değil.
İnsanlar beni hep güzel olmakla suçluyorlar, gerçekten güzel miyim sence?
Güzel kelimesi yeterli değil.
Cass elini çantasına soktu. Mendilini alacak sandım. Uzun bir saç iğnesi çıkarttı. Davranmama fırsat vermeden iğneyi burnuna geçirdi, burun deliklerinin hemen üstünden, yanlamasına sokuvermişti iğneyi. Korku ile karışık bir bulantı hissettim. Bana bakıp güldü. Beni hâlâ güzel buluyor musun? İğneyi çekip mendilimi kanayan burnuna tuttum. Barmen ve çevredekiler olayı izlemişti. Barmen yanımıza geldi:
Bana bak, dedi Cass'a, Bir daha sapıtırsan kendini dışarıda bulursun. Senin oyunlarına ihtiyacımız yok!
S..tir git ulan! dedi Cass.
Ona hâkim ol, dedi barmen bana.
Sorun yok, dedim.
Burun benim, ne istersem yaparım burnumla, dedi Cass.
Olmaz, dedim. Benim canım yandı.
Ben burnuma iğne sokunca senin canın mı yanıyor?
Evet, gerçekten.
Peki, bir daha yapmam. Neşelen biraz.
Öptü beni gülerek. Bir eli ile mendili burnuna bastırıyordu. Bar kapanınca kaldığım eve gittik. Bira içip konuştuk. Sıcak ve sevecen biri olduğunu sezmeye başlamıştım. Kendini farkında olmadan sunuyordu. Yine de bazan aksi, anlaşılmaz bir tavır takınıyordu. Schitzi. Harikulade, manevi, kutsal bir Schitzi'ydi o. Herifin biri canına okuyacaktı günün birinde şüphesiz. Ben olmazdım inşallah.
Yatağa girdik. Işığı söndürdükten sonra sordu. Şimdi mi istersin yoksa sabah mı?
Sabah, diye yanıtladım ve sırtımı döndüm.
Sabah kalkıp kahve yaptım, yatağa getirdim.
Güldü. Geceyi pas geçen ilk erkeksin, dedi.
Boşver, dedim. Hiç olmasa da olur.
Hayır, istiyorum. Bekle biraz tazeleneyim, dedi.
Cass helaya gitti. Kısa bir süre sonra döndüğünde nefesimi kesti; uzun siyah saçları, ağzı, gözleri, kendisi pırıl pırıldı... Sakin bir tavırla vücudunu açtı. İyiye alamet. Yatağa girdi.
Hadi gel sevgilim.
Yanına uzandım.
Kesik ama tereddütsüz öpüşüyordu. Ellerimi teninde, saçlarında gezdirdim. Birleştik. Sıcak ve dardı. Uzatmak için ağır bir tempo tutturdum. Gözlerimin içine bakıyordu.
Adın ne? diye sordum.
Boşver, dedi.
Güldüm ve devam ettim. Giyindikten sonra arabamla barın kapısına bıraktım onu. Unutulacak kadın değildi. İşsizdim. Öğlen ikide uyanıp gazeteleri okudum. Elinde kocaman bir yaprak ile geldiğinde küvete gömülmüştüm.
Banyoda olacağını biliyordum, dedi. Şeyini örtmen için bir yaprak getirdim ben de.
Yaprağını suyun üstüne bıraktı.
Nerden bildin banyo yaptığımı?
Ben bilirim.
Her gün ben banyodayken geliyordu. Değişik saatlerde banyo yapmama rağmen. Yaprağı da unutmuyordu. Sonra sevişirdik.
Birkaç kez telefon etti. Sarhoşluk ve kavgadan tutuklanıyordu. Kefaletle çıkardım.
Pis köpekler, dedi. Sana bir içki ısmarlayıp donuna girebileceklerini sanırlar.
İçkiyi kabullenince başına belayı sarıyorsun zaten, dedim.
Benlen ben olduğum için ilgilenemezler mi sanki?
Beni hem sen hem de vücudun ilgilendiriyor. Ama çoğu erkeğin vücudunun dışındaki şeylerle ilgileneceğini sanmam.
Altı ay için şehri terkettim. Serserilik yapıp geri döndüm. Cass'ı unutamamıştım. Ufak bir tartışma geçmişti aramızda. Ayaklarım karıncalanmaya başlayınca da basıp gitmiştim. Döndüğümde onu bulamayacağımdan emindim. Batı Yakası Barı'nda yarım saat oturdum, içeri girip yanıma oturdu.
Demek döndün it.
Ona bir içki söyledim. Sonra baktım. Boynuna kadar kapalı bir elbise giymişti. Hiç böyle giyindiğini görmemiştim. İki gözünün altında baş kısmı cam, içeri gömülmüş birer topluiğne vardı. İğnelerin sadece başları dışarıda kalmış dibe kadar girmişlerdi.
Allah belanı versin, hâlâ kendini mahvetmeye çalışıyorsun.
Yok canım moda bu, aptal, dedi.
Delinin birisin.
Özledim seni, dedi.
Başka biri var mı?
Hayır, kimse yok. Bir tek sen. Ama çalışıyorum. Fiyatım on dolar. Sana parasız.
Çıkar şu iğneleri.
Hayır, çok moda.
Beni üzüyorsun.
Emin misin?
Allah kahretsin, eminim.
Yavaşça iğneleri çıkartıp çantasına soktu.
Neden güzelliğinle uğraşıyorsun? Kabullensene.
Çünkü başka bir şey gördükleri yok. Güzellik bir bok değil, uçar. Çirkin olduğun için talihlisin. Biri sana ilgi gösterirse başka bir nedeni olduğunu biliyorsun.
Tamam, dedim. Talihliyim.
Çirkin olduğunu söylemek istemedim. Başkalarına göre belki. Aslında harikulade bir yüzün var.
Sağol.
Birer içki daha yuvarladık.
Neler yapıyorsun? diye sordu.
Hiç. Canım bir bok yapmak istemiyor. İstek yok.
Ben de. Kadın olsan orospuluk yapardın.
Bir sürü yabancı ile o denli yakın ilişkiye girmek istemezdim. Yılardım.
Haklısın, yıldırıcı, her şey çok yıldırıcı.
Beraber çıktık. İnsanlar sokakta Cass'a hâlâ bakıyorlardı. Hâlâ çok güzel bir kadındı, belki de her zamankinden daha güzel.
Evime gittik. Bir şişe şarap açıp konuştuk. Konuşmak kolaydı onunla. O konuşur ben dinlerdim, sonra ben konuşurdum. Akıcı ve zorlamasız bir muhabbet. Sırlar yaratırdık beraber. İyi bir tane yakalayınca o eşsiz gülüşünü gülerdi. Yalnız o gülebilirdi öyle. Bir alev coşkusu. Konuşurken birbirimize yaklaşır öpüşürdük. O gece arzulandık ve yatağa girdik. Elbisesini çıkardı ve o zaman boynundaki korkunç yarayı gördüm. Geniş ve uzun.
Allah senin canını alsın kadın, diye bağırdım yataktan. Allah canını alsın, ne yaptın?
Kırık bir şişe ile denedim bir gece. Beni beğenmiyor musun artık? Güzel değil miyim?
Yatağa çekip öptüm onu. Beni itip güldü. Bazı müşteriler on dolar verdikten sonra yarayı görüp vazgeçiyorlar. On dolar da bende kalıyor. Amma matrak.
Evet, dedim. Gülmekten kırılacağım... Cass! Deli karı. Seviyorum seni... Kendini mahvetmekten vazgeç. Yaşayan kadınların en güzelisin.
Tekrar öpüştük. Sessizce ağlıyordu. Gözyaşlarını duydum. Siyah saçlarını bir ölüm bayrağı gibi yaymıştı yatağa. Ağır, hisli ve güzel bir sevişme tutturduk.
Sabah Cass kalkıp kahvaltı hazırladı. Sakin, mutlu bir görünümü vardı. Şarkı söylüyordu. Yatakta kalıp onu seyrettim. Sonra gelip sarstı beni Kalk artık domuz. Yüzüne, s..ine biraz soğuk su serp, yemeğe gel.
Sahile götürdüm onu o gün. Yaz henüz başlamamıştı, hafta arası olduğu için ortalık nefis bir sessizlikteydi. Kıyı sefilleri paçavralar içinde kuma uzanmışlardı. Bazıları taş banklara oturmuş aynı şişeden kafa çekiyorlardı. Martılar aptal ama telaşlı uçuşlarındaydılar. Yetmişlik, seksenlik moruk karılar kocaları öldükten sonra kendilerine kalacak evleri satıp satmamayı tartışıyorlardı. Her şeye rağmen havada bir barış kokusu vardı. Kıyılara bıraktık kendimizi. Az konuştuk. Mutluyduk beraber. İki sandöviç, biraz cips ve içecek bir şeyler aldım, kumlara uzanıp atıştırdık. Sarılıp uyuduk bir süre. Sevişmekten bile güzeldi bu sanki. Gerilimsiz bir beraber akış. Uyandıktan sonra eve döndük. Yemek pişirdim. Yemekten sonra beraber oturmamızı teklif ettim. Uzun uzun baktı bana bir şey söylemedi. Sonra yumuşak bir sesle Hayır, dedi. Bara bıraktım onu, çıkmadan önce eline bir içki verdim. Fabrikanın birinde bir ambalaj işi buldum. Bütün hafta öyle geçti. Dışarı çıkamayacak kadar yoruluyordum ama cuma akşamı Batı Yakası Barı'na gittim. Oturup Cass'ı bekledim. Saatler geçti. Barmen yanıma geldiğinde kafayı iyice bulmuştum. Sevgilin için üzgünüm, dedi.
Ne var ki!
Özür dilerim, duymadın mı?
Hayır.
İntihar. Dün gömdüler.
Gömdüler mi? dedim. Her an kapıdan girecekmiş gibi bir his vardı içimde. İnanamıyordum.
Kızkardeşleri gömdüler onu.
Nasıl oldu?
Gırtlağını kesti.
Anlıyorum. Şu içkiyi tazele.
Kapanış saatine dek içtim. Cass. Beş kızkardeşin en güzeli. Kasabanın en güzeli. Arabayı eve sürerken düşünüyordum. Üstelemeliydim Hayır dediğinde. Beni istediğine şüphe yoktu. Tembel, ilgisiz, bencil davranmıştım. İkimizin de ölümünü haketmiştim. Köpeğin biriydim. Hayır, köpeklerin ne günahı var. Evde bir şişe şarap bulup içtim. Cass, kasabanın en güzel kızı yirmisinde ölmüştü.
Dışarıda biri otomobilin kornasına basıyordu. Israrla. Şişeyi fırlatıp bağırdım. ALLAHIN BELASI OROSPU ÇOCUĞU. KES SESİNİ!
Gece üstüme geliyordu ve yapabileceğim tek şey yoktu
~ 197 gün   mesajın adresini al  
 
bravestarr
bravestarr
Bazıları Delirmez
bazıları hiç delirmez
ben, bazen koltuğun arkasında
3-4 gün boyunca yattığım olur
orda bulurlar beni
melaikeymiş derler
sonra gırtlağımdan aşağı
şarap döküp
göğsümü ovarlar
yağ serperler üzerime
sonra kükreyerek kalkarım
atıp tutar, köpürürüm
onlara ve evrene küfreder
bahçeye kadar kovalarım
sonra kendimi çok iyi hisseder
tost ve yumurtanın başına otururum
bir şarkı mırıldanıp
aniden
pembe besili bir balina gibi
sevimli olurum
bazıları hiç delirmez
ne korkunç hayat sürüyorlardır
allah bilir

charles bukowski
~ 197 gün   mesajın adresini al  
 
bravestarr
bravestarr
Cehennem Köpekleri
azdılar yine; sıçrayıp ısırıyorlar,geri çekiliyorlar,etrafımda dolanıp sonra yine saldırıyorlar.

oysa ben kurtulduğumu sanıyordum
onlardan,beni unuttuklarını; ama
şimdi daha da
çoklar.

ve ben daha yaşlıyım
şimdi

ama köpeklerin yaşı
yok

ve herzamanki gibi
etinizi ısırmakla yetinmiyor
beyninizi ve ruhunuzu da
ısırıyorlar

bu odada
etrafımda dönüyorlar
şimdi.

harikulade
değiller; cehenem
köpekleri bunlar

ve sizi de
bulacaklar

şimdi
onlardan biri
olsanız
da.


Charles Bukowski
~ 197 gün   mesajın adresini al  
 
bravestarr
bravestarr
Kafam Kıyak
en bağlayıcı emek
kutsanmış bir bayrak altında
iki yakanı bir araya getirmeye
çalışmaktır.
başkalarıyla
niyet benzerliği
aptalı
kaşiften ayırır.

bunu herhangi bir
bilardo salonunda,
hipodromda,
barda, üniversitede
ya da kodeste öğrenebilirsin.

insanklar yağmurdan kaçar
ama su dolu küvetlerde
otururlar.

milyonlarca insanın
hidrojen bombasından korkması
epey kasvetli
ancak
zaten yaşamıyorlar ki.

yine de para kazanmaya
kadın kapmaya
mantıklı davranmaya çalışmayı
bırakmıyorlar.

ve sonunda Büyük Barmen
olanca beyazlığı ve saflığı
gücü kuvveti ve gizemiyle öne eğilip
yeterince içtin, der,
tam da keyif almaya başladığında.


Charles Bukowski
~ 197 gün   mesajın adresini al  
 
bravestarr
bravestarr
katıla katıla gülünesi
iyi olurdu buradan
ayrılmak,
gitmek artık,
nalları dikmek, bütün anıları
terketmek
filan,
ama kalmanın da
bir tadı var:
kendilerini
afet
sanıp
şimdi kirli dairelerinde
sabırsızlıkla melodram dizisinin
başlamasını bekleyen
bütün o yavrular,
ve bütün o delikanlılar,
Yıllık'larda
pürüzsüz ciltleriyle
bir gün
önemli biri
olacaklarından emin emin
sırıtan,
şimdi polis onlar, daktilograf,
sosisli sandöviç satıcısı,
tımarcı,
toz
zerrecikleri,
kalıp diğerlerinin
ne olduklarını
görmek güzel - yalnız
banyoya girdiğinde
aynayı es geç
ve sifonu çektiğinde
arkana bakma.


Charles Bukowski
~ 197 gün   mesajın adresini al  
 
bravestarr
bravestarr
Önemli Olan Burada Kimin Yaşadığı Değil
Önemli olan burada kimin yaşadığı değil
kimin öldüğü
ne zaman öldüğü değil
nasıl öldüğü
büyük insanların tanınmışları değil
adı sanı duyulmadan ölenleri önemli
ülkelerin tarihleri değil
insanların yaşamları önemli
masallar düşlerdir
yalanlar değil
ve insanlar değiştikçe
gerçeklerde değişir
ve gerçekler durağanlaştığında
işte o zaman insanlar ölecekler
ve
böcek, ateş
ve seller
gerçek olacaklar....


Charles Bukowski
~ 197 gün   mesajın adresini al  
 
kafası bozuk yumurta
kafası bozuk yumurta
defalarca kitabevlerinden red yemiş olmasına rağmen yılmamış...kadınları,içkiyi ve hayatı seven....aslında okkalı laflar eden özlü yazar.şair. bazıları sarhoş ta der...
~ 197 gün   mesajın adresini al  
 
 
Sayfalar: 1  2  Sonraki Sayfa >>      şu anda 1 - 15

sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin.
Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
ortakantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008