Yaklaşık yüz elli yıl önce batı Amerika şehirlerinden birinin banliyölerinde, köhne bir barakada, bütün büyük şairler ve düşünürler gibi sanrı nöbetlerinin arasına sıkıştırdıdığı Medet nidalarının sahibi sevgili Edgar, feryatlarının çok değil birkaç yıl sonra Fransa'da yankılanacağını; giderek önayak olduğu yeni bir dilin görevini postmodern kuşaklara dek götüreceğini nereden bilebilirdi? Kuzgun şairirin havaya fırlattığı üç beş feryadın yankısı hemen hemen aynı yıllarda Bertrand'a Gaspard de La Nuit 'i , Stephane Mallarme'ye Divagations 'ı, Baudelaire' e Les Fleurs du mal ' ı yazdıracaktı. Piyano başında geçirdiği delilik nöbetlerini biyolojik düzyazı şiire dönüştüren Comte de Lautreamont bu feryatlardan nasibini almış mıdır bilinmez. Zira kimliksiz Maldoror'un mısralarının keşfi elli yıl sonradır : bir tesadüfün fotoğrafı/gerçek/üstü taşbaskı.
Taş çatlasa yüz elli kelimelik saf bir kelime hazinesi topluluğu olan Fransızca bu figanlardan nasibini almış modern/düz yazı şiir in temellerini atmıştır : Bireyin uçsuz bucaksız yalnızlığı ve yolculukları. Avrupa çılgınlar gibi kendi geçmişinden, tarihinden intikam almaya devam etmektedir: Yüzyıllar boyunca iktidar sahiplerince örselenmiş bütün arzular sahipleri tarafından azad edilmiş, deli'ye dönüştürülmüş ve klasik dönemlerde önüne ahlak, gelenek,... gibi adlarıyla set çekilen duvarları büyük bir vahşilikle parçalamaya girişmiştir.
Aranızda bu arzular ın birer kopya/mumya sını görmek isteyen olursa, Avrupa müzelerini gezebilir. Şimdi herbiri, kendilerine ayrılan köşelerde inzivanın iksirini yudumluyorlar.
Ne garip! Avrupa'nın yeni iktidar sahipleri (vahşi kapitalistler) bu arzular ı birer ekonomik değer'e dönüştürmüştür: 5 Fransız Frangı karşılığında Lautreamont'un el yazmalarına yakından bakılabilir.
Arzunun şu karanlık nesnesi. Dali'nin aşk-ı memnusu Luis Bunuel henüz 20. yy 'ın başlarında filmini kafasında kurgularken acaba tüm bunların, gelecekte (günümüzde) postmodern bir çılgınlığa dönüşeceğini biliyor muydu ?
Her şey çok açık. Modernizmin serüveni, postmodern bir kirliliğe yol açmıştır ve dünya gün geçtikçe kirlenmektedir. 68 Paris'inin duvar yazılarında yaşamını noktalayan komünist lanet bir bir gerçekleşmektedir :
Açlıktan ölmeme garantisinin can sıkıntısından ölmeme garantisiyle satın alındığı bu dünya batsın!
Bütün malvarlığı 150 özgün kelime olan Fransızca, postmodern bir kirliliğe giden yolun önünü açmıştır. Bizler algılarımızın seçiciliğini istediğimiz kadar ayarlayalım. İstesek de istemesek de evlerimize, özel hayatlarımıza sırnaşan bu sarmaşıkla gizli ya da aleni bir temasta bulunmak zorundayız.
Çünkü yaratılan kitlesel dil bunu gerektirmektedir.
Her şey dildir arkadaş! İmgedir! Her şey dil ile başlar ! O sebep değil midir bütün iktidar sahipleri için en tehlikeli zümre, dil in egemenliğini ellerinde bulunduran zümredir.
Şimdi bu ulemanın patronları medya diktatörleri değil midir? İktidar, hükümetler medya patronları ve sanayiciler tarafından bölüşülmekte değil midir?
Pastanın dilimleri...
İktidar ya şundadır ya bunda misali kimlerin eline geçerse geçsin şairler her daim iktidar sahiplerinin korkulu rüyası olmuşlardır ve olacaklardır.
Dünyada tek gerçek devrim vardır : şiir