Forum Güncel Olaylar eskişehir belediye başkanı büyükerşen ile röportaj
1 2 3 4
17 Ocak 2008 20:53
Vadi Efe
Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Büyükerşen'le sınırlı kaynakları ve yetersiz yasaların engellemelerini konuştuk

Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ismini Türkiye'de bilmeyen yok. Çok renkli bir geçmişe sahip olan Büyükerşen, esas olarak Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nin kuruluşu ve gelişmesine ön ayak olmak, yükseköğrenimde pek çok ilke imza atmakla tanınıyor. DSP'den iki dönemdir Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na seçiliyor. Ama bütün belediye meclis üyeleri, kendisine muhalif olan AKP'den. İş bununla kalmıyor. Sürekli AKP'li hükümetin baskılarına maruz. Yılmaz Hoca'nın çok ilginç bir hobisi var. Zamanında Londra'da Madam Tussault'nun balmumu mumya heykel müzesini gezerken Atatürk'ün mumya heykelini görüyor. Ama heykel o kadar Atatürk'e benzemiyor ve o kadar kötü yapılmış ki, Yılmaz Hoca son derece tedirgin oluyor ve böylece balmumu mumya heykel yapmaya merak sarıyor. İlk yapıtı da Atatürk heykeli. Son zamanlarda Eskişehir parkları ve meydanlarını kendi yapıtları olan balmumu mumya heykellerle donatıyor. Yılmaz Hoca'yla Cumhuriyet'teki odamda konuşuyoruz. Her zamanki gibi iyimser. Sinirlerine hâkim.



- AKP hükümetinin, baştan beri, iş âlemi ve giderek kendisine muhalif basına karşı yürüttüğü sindirme siyasetini, şimdi de İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri ile kendinden olmayan belediyeler üzerinde sürdürdüğü görülüyor. Bunlardan biri de sizsiniz. Ancak siz ve bürokratlarınız için ileri sürülen iddiaların geçersiz olduğu, Danıştay'da yapılan inceleme sonucu belirlendi. Bu konuda ne söylemek istersiniz?



BÜYÜKERŞEN - AKP'nin bana uyguladığı baskı, yeni Belediyeler Kanunu ile belediye meclis üyelerinden kurulan İç Denetim Komisyonu'nun marifet aracı olarak kullanılmasıdır. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nde AKP'li üyeler sayısal çoğunluğa sahip oldukları için toplantı başına ücret alınan komisyonlarda da çoğunluğu ellerinden bırakmıyorlar. Belediye Başkanı olarak bana karşı sorumlu oldukları komisyonda, kendileri yerine, bütün inceleme işlerini, İçişleri Bakanlığı ve Defterdarlık'tan getirttikleri yandaş memurlara yaptırıp, onlara yalan yanlış raporlar hazırlatarak, bu raporları milletvekilleri ile Bakanlığa suç duyurusunda kullanıyorlar. Daha da beteri, bu raporları çoğaltarak, gizlilik yasağına rağmen, medyaya haber servisi yapıyorlar ve bütün Türkiye'de bedava dağıtılan yandaş gazeteleri ile düzmece iddiaları manşette yayımlatıyorlar. Böylece kamuoyunda hakkınızda şüphe uyandıracak bir çeşit iftira ve çamur atma yoluna başvuruyor ve siyaseten sizi yıpratabilmek için haysiyetinizle de oynuyorlar. Allah'tan Ankara'da yüksek mahkemeler ve yargıçlar var.



Elbette biz de bunların yaptıklarını yanları kâr bırakmayacağız. Hepimiz ayrı ayrı tazminat davaları açıp, ceza takibatı için suç duyurusunda bulunacağız. Aslında bunların bilemedikleri bir şey var. 30 yılı aşkın sürede, ita amiri vasfıyla üst yöneticilik yaptığım görevlerde elimden trilyonlarca liralık ihaleler geçti. Şükürler olsun ki hep Sayıştay'ın takdirlerine muhatap olduk. Bunda, benim İktisat ve Maliye hocası olmamın yanı sıra Kamu Hukuku'nu ve ihale kanunlarını ve içtihatları personelimle birlikte oldukça iyi bilmemizin ve zaman zaman gerek Sayıştay denetçileri ve gerek Kamu İhale Kurumu uzmanları ve hukuk müşavirlerine sık sık danışmamızın rolü vardır.



- Bir bilim insanının aynı zamanda siyasetçi olması nasıl bir durum?



- Zor bir durum. Çünkü bizim ülkede siyaset, kendisine politikacı dediğimiz kişilerin, amaçlarına ulaşmak için şartların gerektirdiği kıvraklıkta ve seçmenin hoşuna gidecek tarzda davranarak işlerini yürütmesidir. Ben bu gerçeği bu âlemin içine düştükten sonra bütün çıplaklığı ile gördüm. Bu âlemde hizmet yerine laf üretmek, yalan söylemek, bol bol vaat etmek, vaat edip yapmamak, yapılanlarda da üç fazla oy için pozitivizm yerine popülizme öncelik vermek gelenek haline gelmiş. Bir bilim insanı olarak ben, işte bu âlemin koşulları içinde 8 yıldır Eskişehir halkının kent sorunlarını akıl ve bilgi ile çözmeye, çağdaş yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya çabalıyorum. Buna bir de AKP'li siyasetçilerin çoğunlukta olduğu bir belediye meclisine karşın azınlıkta bir başkan olmamı ilave ederseniz, sorunuza niçin zor durum cevabını verdiğim sanırım daha iyi anlaşılır.

Bilimsel belediyecilik

- Bugüne kadar belediyeleri hep bilimsel çalışmamakla eleştirdik. Siz belediyecilik ve bilimselliği nasıl dengeliyorsunuz?

BÜYÜKERŞEN - Kültürleri, değer yargılarını, ihtiyaçları, zevkleri, ruhsal yapıları, ekonomik durumları, sosyal davranışları, kısaca her şeyleri farklı olan yüzbinlerce insanın, bir arada yaşadığı ve adına şehir dediğiniz bir yerleşim alanındaki ortak ihtiyaçları karşılamak, ortak sorunları çözümlemek ve ortak bir düzeni sağlamak zorundasınız. Üstelik bunları, yetersiz parasal kaynaklar ve yürürlükte olan yetersiz yasaların sınırları içinde yapmak durumundasınız. Eğer siyaseten partizan ve kişisel çıkarları elinizin tersiyle bir tarafa itip çoğunluğun faydasından yana olursanız o denge kolay kuruluyor.

- Türkiye'de belediye meclisinin tamamı muhalefet olan tek belediye başkanısınız. Bu duruma karşın başarılı olmanızın sırrı nedir?

BÜYÜKERŞEN - Benim avantajım, Akademi Başkanlığım ve Rektörlüğüm sırasında, üniversitede kurduğum enstitülere Eskişehir'in kentsel sorunları üzerinde bilimsel toplantı ve araştırmaları yaptırtmış olmam; akademik kariyerimin Ekonomi, Kamu Maliyesi, Kamu Hukuku gibi toplumu ve devleti yakından ilgilendiren alanları kapsamasıdır. Ayrıca, yan branşlarımdan birinin iletişim olması ve akademik hayata geçmeden önce mesleğimin gazetecilik olmasını da bir avantaj sayıyorum. Bunlara bir de 1968'den beri hep üst düzey yöneticilik görevlerindeki deneyimlerimi ekleyebilirsiniz.

Bütün bunların yanı sıra, beni kendilerine hep doğruları söyleyen, inandığı doğrulardan ve doğruluktan hiç taviz vermeyen, partizanlığı sevmeyen, vizyon sahibi ve radikal bir hoca olarak benimseyen halkın, projelerime hep destek verdiğini unutmamak gerekir. Siyaset âlemine sokulduğum 1999'dan beri beni en çok destekleyen halk olmuştur. Merak ettiğiniz sırlarım işte bunlardan ibaret.

- Eskişehir sizinle birlikte raylı sistemle tanıştı. Halk raylı sisteme nasıl uyum sağladı? Kentte nasıl sosyal ve kültürel bir değişiklik oldu?

BÜYÜKERŞEN - Eskişehir'de raylı sistem projemiz, petrol kaynakları olmayan kocaman bir ülkede, kent içi ve kentler arası ulaşımda, petrol enerjisine dayalı, lastik tekerlekli bir ulaşımın akılsızca teşvikine karşı bir başkaldırıdır.



Düşününüz ki; kentlerimize göç, kent içi ulaşım talebini, bu talep de lastik tekerlekli ve dolayısıyla daha çok yolcu taşıyabilecek daha şişman, daha büyük ve daha çok sayıda toplu taşımacılık otobüslerine talebi arttırıyor. Ancak geçmişte, geleceği göremeyen genel ve yerel yöneticilerimizin yarattıkları şehirlerimizin cadde ve yolları ise bu talebe cevap veremeyecek durumda. Yerli ve yabancı otomotiv endüstrisi için Türkiye pazarı adeta bir cennete dönerken, kentler ve ülkemizdeki karayolları trafik açısından giderek birer cehenneme dönüyor.

Bu durum, yalnızca fiyatı üretici ülkelerin keyfine bağlı olan petrole giderek artan ölçüde para harcamamızla bitmiyor. Lastik tekerlekli araçlar için on binlerce kilometrelik yolları kaplamak ve sık sık yenilemek için petrol ürünü asfaltı da ithal ediyoruz. Türkiye 80 yıldır bu politika ile durmadan yol yapıyor. Yol yeniliyor, yol tamir ediyor; petrol ile çalışan araçlarda, her yıl yenilenen yüzlerce parça var; araç ömürleri ve modelleri fazla dayanmıyor.

Bankalar nerede ise sıfır faizle otomobil kredisi vererek kentlere adeta otomobil pompalıyor. Petrolün yakıt olarak kullanılmasının yarattığı hava ve çevre kirliliğinden kurtulmak için yine kendisi ve fiyatı dışa bağımlı doğalgazda çareyi arıyoruz.

Oysa kent içi ve kentler arası ulaşım sisteminde demirin demir üstünde gittiği, uzun ömürlü, daha az parçası olan, hafif raylı sistemlere ağırlık verecek yeni bir vizyon ve politikalara ihtiyaç olduğuna inanıyoruz.

İşte bu bakış açısı ile ve cesaretle Eskişehir kent içi yollarına uygun, son model, 16 kilometrelik bir tramvay sistemini, ilginçtir ki AKP Genel Başkan Yardımcısı bir Eskişehir Milletvekili'nin engelleme çabalarına rağmen, bir buçuk yılda bitirdik ve 2004 yılı Dünya Taşımacılık Sistemi Ödülü'nü aldık. Ama çirkin siyaset bu sistemin işletmeye alınacağı günkü törenleri yapmamıza imkân vermedi; dolmuşçuları, halk otobüsçülerini, evvelce caddeleri işgal eden işportacıları organize eden yerel siyasetçiler, bir hafta boyunca, sistemi işletmemek için akla hayale gelmeyen engellemeleri, kışkırtmaları yaptılar.

Sonunda halk kendi kent içi hafif raylı sistemine sahip çıktı. Sistem şimdi günde 80 bin Eskişehirliye temiz, konforlu ve dakik bir ulaşım hizmeti veriyor. Halk otobüsçüleri de otobüslerini yenileyerek, pırıl pırıl araçları satın aldılar ve akıllı kart aracılığı ile ortak ulaşım sistemine dahil oldular. Eskişehir ESTRAM ile büyük bir kültür değişimi başlattı.


Zorlukları aşmak

- Bütün Büyükşehir Belediye Başkanları alt kademe belediyelerle çekişmeli. Sizde durum nasıl?

BYÜKERŞEN - Bizdeki durumu ben söyleyeyim, siz de değerlendirin.

Eskişehir'de 1994 seçimlerine kadar iki ilçe belediyesi vardı ve 1999 seçimlerinde Büyükşehir Belediyesi dahil üç belediyede, üç başkan ve meclis çoğunluğu DSP'de idi.

2004 seçimlerinde ise iki ilçede de belediyeleri AKP aldı, Büyükşehir'de de DSP başkan adayı olarak ben, ikinci kez yüzde 45 oyla seçimi kazandım. Ancak büyükşehir belediyelerinde ilçelerdeki gibi ayrıca meclis üyeleri seçilmiyor. Yalnızca Büyükşehir Belediye Başkanı seçiliyor. Büyükşehir'in meclisini ise ilçe belediyelerinin meclislerinden gelen üyeler teşkil ediyor. Dolayısıyla 2004 seçimlerinde benim başkan seçildiğim Büyükşehir Belediye Meclisi'nde üye çoğunluğu, az farkla da olsa AKP'lilerin eline geçti. Durum bununla da kalmadı. AKP hükümetinin meşhur pergel yasası ile AKP'li üç belde belediyesi de bizim mücavir alana dahil edilerek, meclisteki AKP üyeleri çoğunluğu daha da arttırıldı. Sayısal çoğunluğa güvenen AKP grubu, uygar kent anlayışına göre yapılan nazım planları, siyasi ranta yönelik popülist bir anlayışla değiştirmeye başladı. İş giderek kamusal faydadan ve bilimsel gerekçelerden uzak, Biz böyle istiyoruz inadına dayanan, katı bir reddiyetçi kavgaya dönüştü. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu'nda ilçe (veya alt kademe) belediyeleri ile büyükşehir belediyesi olarak iki kademeli bir yönetim tarzı öngörülmüş. Eski parlamento sistemimizdeki Millet Meclisi ve Senato gibi. Ama gelin görün ki öyle yapılamamış. Çünkü alt kademe birimi olan ilçe belediyelerinin kendi meclisleri seçilirken, büyükşehir belediyesinde yalnız başkan seçiliyor. Onun meclisini ise ilçelerin meclislerinden gelen üyeler oluşturuyor. Bu durumda, büyükşehir belediyesinin imar dairesindeki uzmanlarının çağdaş şehircilik ilkelerini gözeterek hazırladığı nazım planlar, genellikle bölgelerinde siyasi çıkara dayalı popülist politika ve tavizlerden kendilerini kurtaramayan ilçe belediyelerinin işine gelmeyince, birbirine rakip siyasi partilerden olsalar bile, büyükşehir meclisinde, karşılıklı ittifak yaparak, planları bozabiliyorlar. Oysa yasal düzenlemede büyükşehir belediyesi için kent halkı ayrıca bir meclis seçmiş olsaydı, böylesi olumsuzlukların da önüne geçilebilirdi. Kaldı ki büyükşehir belediye meclislerinin oluşumunda, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum örgütleri için kontenjanlar belirlenebilir ve böylece siyasi veya rant çıkarlarından daha uzak senato tipi bir okumuşlar meclisi oluşturulur ve alt kademelerin nazım planlar üzerindeki oyunları denetim altına alınırdı. Kamu yararını koruyacak bir üst organ yaratılmış olurdu. Eğer bu tür bir yapılanma uygun görülmüyorsa, o takdirde, siyaset ve her türlü çıkar hesabının kamu aleyhine kullanılabildiği alt belediyeleri kaldırıp, buradaki hizmetleri her ilde tek olacak büyükşehir veya anakent belediyelerinin şube belediyeleri haline getirmek, kanaatimce Türkiye için en uygun ve doğru işleyen bir sistem olurdu.

Söyleşi:
Leyla Tavşanoğlu
17 Ocak 2008 20:55
Vadi Efe
bü röportajı şu anda eskişehir'de hazırlanan balmumu heykel müzesini araştırırken buldum..

Yılmaz Büyükerşen in çalışmaları bildiğim kadarıyla büyük takdir topluyor.. çalışmalarının iktidar tarafından baltalanmaya çalışılması rezalet, büyük bir ayıp..

yukardaki röportajı okumazını tavsiye ederim .. vizyon sahibi, bilgili bir insan..
17 Ocak 2008 20:56
Vadi Efe
bu da hazırlanan balmumu heykeller ile ilgili bir fotoğraf

17 Ocak 2008 20:56
güveeen
Yazıyı okumadan önce bu adamın hakikaten çalışan, diğerleri gibi yan gelip yatmayan bi adam olduğunu belirtmek isterim.
17 Ocak 2008 20:58
Vadi Efe
Beni siyasetin kurtlar sofrasına değil, Eskişehir`e bağışlayın

Anadolu `nun tam ortasında Avrupa şehirlerini aratmayacak bir kent duruyor. Tertemiz sokakları, her köşe başını tutan heykelleri, kültür-sanat faaliyetleriyle Eskişehir ; Türkiye `nin yıldız şehirlerinden. Eskişehirlilere göre bu işin tek mimarı ise `hocaları` Yılmaz Büyükerşen . Anıtkabir `deki Atatürk `ün balmumu heykelinin heykeltıraşı, idareci, gazeteci, yazar, tiyatrocu olmasına; hatta 7 yıldır Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı `nı yürütmesine rağmen Büyükerşen , hala Eskişehirlilerin gözünde `öğretmenleri`.

Anadolu Üniversitesi `nin her taşında emeği olan Büyükerşen , 10 yıl boyunca rektörlüğü de üstlendi. 1993`te görev süresi dolduğunda otobüsler dolusu öğrencisi Ankara yoluna düşüp Büyükerşen `e özel olmak üzere, rektörlük süresinin uzatılmasını istedi dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel `den. Yasalar değişmedi belki ama Eskişehirliler Büyükerşen `i bırakmayacaklarını yerel seçimlerde oylarının yüzde 44`ünde onun adını mühürleyerek kanıtladı. Ancak Büyükerşen `in bu başarısının Eskişehir `le sınırlı kalması da istenmiyor. Eski DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit `in genel başkanlık teklifini Eskişehir `e hizmet için geri çeviren Büyükerşen `e, bir dönem de sosyal demokratların cumhurbaşkanı adayı gözüyle bakılıyordu. Hatta Ecevit Büyükerşen `e cumhurbaşkanlığı için de teklifte bulundu. Solda birlik, sağcılar ile sol kanadı bir araya getiren tüm senaryolarda hala onun adı geçiyor. Ama Büyükerşen `in gözünde ne siyasi liderlik ne de cumhurbaşkanlığı var. Hem gençlerin hem de sağ ve sol ayrımında kalanların `lider` olarak gördüğü Büyükerşen , ısrarlara `Beni lütfen kurtlar sofrasına değil; bu şehre bağışlayın` yanıtını veriyor. `İnsanların beklentisi var ama siyasi partilerimizin beklentisi yok. Herhalde çıkıp fareli köyün kavalcısı gibi `Arkama takılın; ben Türkiye `yi kurtaracağım` dememi beklemiyorsunuz?` diyen Büyükerşen , toplumun taleplerine siyasi bir örgütlenme olmadığı için karşılık veremediğini söylüyor: Türkiye `nin bir milli koalisyona ihtiyacı var. Toplum bir lider arıyor. Ama siyasi teşkilatların başındakiler sürekli ya da geçici olarak fedakarlık etmek istemiyor. Halk da onların başta olmasını istemiyor. O zaman bu partilerin yönetimini ve genel başkanlıklarını rahatsız etmeden bir halk hareketi gerekiyor.

Yeni bir partiyle bölünmeye gerek yok

Siyasi partilerin de `bir kere olsun bir birliktelik oluşturmak` zorunda olduklarını söyleyen Büyükerşen `in gerekçesi ise Türkiye `nin `Cumhuriyet tarihinin en darboğazı, en karanlık tüneli içinde` olduğunu düşünmesi. Mevcut partiler ve seçim kanununun oluşturduğu duvarları aşmak için işbirliği gerektiğini belirten Büyükerşen , `Sağdaki ve soldaki partileri artık ideolojilerini hiç olmazsa bir dönem için kenara koyup Türkiye `yi düze çıkarabilecek, ulusal nitelikli bir koalisyon oluşturabileceklerine inanıyorum. Ama görüyorum ki siyasi kurumlarımız o anlayışta değil. Bu sistem içinde kendimi konumlandıramıyorum. Konumlandırsam bile irade bana bağlı değil. Ben tek başıma ne yapabilirim ki?` diyor.

Bu durumda tarafları tek çatı altında toplayabilecek bir parti kurması önerilerine ise Büyükerşen , `Yeni bir parti kısa vadede bir çözüm değil. Yeni bir bölünmeye gerek yok` yanıtını veriyor. Büyükerşen , Türkiye `nin uzun zamandır bir uykuda olduğunu söylerken `Yeni yeni uyanmaya başladık ama hala bir mahmurluk var. Gözlerimizi ovuşturuyoruz, şimdi soğuk su çırpmak lazım` diyor ve ekliyor: `İnanıyorum ki halk bu iş birlikteliğine yanaşmayan partileri ve liderleri çok fena cezalandıracak. Halk bu anayasanın Türkiye `de gerçek demokrasiyi kurabilecek şekilde değiştirilmesini isteyecek ve bunu da yapacak.`

Alaturka demokrasi barajı koruyor

Seçim barajına da değinen Büyükerşen , `Barajın kaldırılması iktidar partisinin işine gelmiyor. Ama demokrasi ve hürriyetçilik kavgası yapan CHP `nin de işine gelmiyor. Eğer demokrasi tam kurallarıyla işlerse kaybedeceklerini biliyorlar. Bunun için kendilerinin daha hakim ve avantajlı olabileceği koşulları demokrasiye aykırı olsa da muhafaza ediyorlar` diye konuşuyor. Türkiye `de demokrasi olamadığını savunan Büyükerşen `e göre Türkiye `de `Alaturka` demokrasi hakim. Şöyle diyor Büyükerşen : `Şarklı kafanın hakim olduğu bir davranış biçimi demokrasi anlayışımıza da yansıyor. Ne yazık ki Batı uygarlığına ulaşmak isteyen bu ülke iktidarı ve ana muhalefet partisi çağdaşlıktan bahsederken alaturkalığı tercih ediyor.

Türkiye `nin Ortadoğu zihniyetiyle ilerleyemeyeceğini belirten Büyükerşen , `Kalkıp da Türkler Araplarla yeni bir uygarlığın peşinden koşamaz. İran `la, Pakistan `la, Irak `la bir olamaz. Ortadoğu `da uygun politikalar izleyebiliriz, dostça geçinebilecek ticaret ilişkileri kurabiliriz. Ama uygarlık bakımından örnek alabileceğimiz ülkeler yok` diyor.

Uygar kentler için AB `ye gerek yok

Eskişehir , 16 büyükşehir belediyesi içinde en düşük bütçeye sahip kent. Ama şehrin bugünkü durumu Yılmaz Büyükerşen `e göre Avrupa kentleri seviyesine ulaşmak için büyük bütçelere gerek olmadığının kanıtı. `AB `ye girmek için can atıyoruz. Bunu da dünyada yalnız kalmamak, Batı uygarlığının bir ferdi olmak için istiyoruz. AB `den sağlayacağımız yardımları ön planda tutuyoruz. Siyasetçilerin yaklaşımı alınacak yardımlardan yana. Biz kendi kaynaklarımızla pekala onların yaptıklarını yapabiliriz. AB üyeliğinin şart olmadığını, kendi imkanlarımızla Avrupa koşullarında kentler yaratabileceğimizi gösterdik.

Ülke olarak bu seviyeye gelsek onlar da bizi iteleyip kakalamaz, bugünkü gibi onurumuzla oynamazlar` diyor Büyükerşen . Eskişehir olarak daha ileriye gitmek için önlerindeki tek engelin AKP `li belediye meclisi üyeleri olduğunu belirten Büyükerşen , 2006`da bitmesi hedeflenen kentsel dönüşüm projelerinin AKP `lilerin muhalefeti yüzünden tamamlanamadığını söylüyor. Büyükerşen , `Bu hükümet belediye kökenlilerden kurulu ama yapacakları tek şey partizanlık oluyor` diyor.
17 Ocak 2008 21:02
Vadi Efe
memlekete hizmet edenleri baltalayan iktidarı savunacak kadar aşağılık insanlar mümkünse yazmasın
17 Ocak 2008 21:02
ayaz26
hepsi heykel ama anlamallı bir çoğu özellikle
inekler bayılıyorum
17 Ocak 2008 21:02
Vadi Efe


1936 doğumlu olan Büyükerşen, 1973'te profesör oldu. İlk karikatürü 14 yaşında Hürriyet'te yayınlandı, 16'sında ilk karikatür sergisini açtı. Türkiye'nin ilk TV okulunun kuruluşunu Eskişehir'de gerçekleştirdi. Halen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı.


İlkokuldayken bir mandolini olsaydı, belki müzisyen olacaktı
O da resme yöneldi, ama para kazanamam düşüncesiyle ticaret okudu
Daha sonra hastalanıp sürmenaj oldu ve heykel yapmaya başladı
Madam Tussaud Müzesi'nde gördüğü çirkin Atatürk balmumu heykeli, onu bu alana itti
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüten Yılmaz Büyükerşen, Türkiye'de balmumu mumya heykel yapan tek isim

68 yaşında olmasına rağmen kesinlikle daha genç duruyor. Belki de yapmak istedikleri ve hayalleri onu böylesine dinç tutuyor. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar kasaba-kentten öteye gitmeyen Eskişehir (bunu Eskişehirli olduğum için biliyorum), Yılmaz Büyükerşen'in çağdaş şehircilik anlayışıyla farklı bir çehreye büründü. Daha Batılı bir hava kazandı. Kendisi de bir sanatçı olan Büyükerşen, Eskişehir'i çevre düzenlemeleri ve birbirinden güzel heykelleriyle anılan bir kent haline getirdi. Gelecek projeleri arasında Disneyland gibi bir oyun-eğlence parkı yapmak olan Büyükerşen ile heykel merakını ve balmumu heykellerini konuştuk.
- Anadolu Üniversitesi rektörlüğü yaptınız, halen belediye başkanısınız, maliye okumuşsunuz ve heykel yapıyorsunuz. Özellikle de Atatürk heykelleri. Bu merak nasıl oluştu?
İlkokuldayken Köy Enstitüleri'nden mezun Musaffa adında bir öğretmenimiz vardı. Mahallemizde otururdu ve bizi yakınımızdaki halkevine götürür, açılan heykel ve resim sergileri hakkında bilgiler verirdi. Ayrıca pazar günleri yarım gün kendi evinde bizimle meşgul oluyordu. Mandolini ve müzik kulağı olanlara müzik dersi veriyordu, olmayanlara resim. Benim mandolinim olmadığı için ondan resim dersi aldım. Kısaca öğretmenimin üzerimde çok etkisi oldu. Bu merakı karikatüre dönüştürdüm ve 14 yaşımdayken Hürriyet gazetesinde ilk karikatürüm yayımlandı. 16 yaşında ilk karikatür sergimi açtım. Hatta ziyaret edenlerin karikatürlerini yaparak para kazandım. Sonra karikatürlerim İlhan ve Turhan Selçuk'un çıkardığı '41.5', 'Tef' gibi dergilerde yayımlandı. Eskişehir'e gelişlerinden birinde Aziz Nesin ile tanıştım. O yıl ilk kez Bordighera'da birincilik ödülü almıştı. (Uluslararası Gülmece Ödülü/İtalya, 1956) Karikatürlerimi gördü ve çıkardığı mizah dergisinde seri olarak yayımladı. Ardından gazeteciliğe başladım. Dünya gazetesinde Bedii Faik, Ali İhsan Göğüş ve Falih Rıfkı Atay'ın olduğu dönemlerde çalıştım. Daha sonra burada Akademi açıldı ve oraya girdim. Akademi'de öğrenci cemiyeti genel sekreterliği gibi her gencin yaptığı işleri yaptık. Prof. Tarık Zafer Tunaya, Prof. İsmet Giritli ile birlikte Türk Devrim Ocakları'nı kurduk. O zaman Akademi'de ders veriyorlardı. Sonra akademik hayatım başladı.
- Şunu merak ediyorum, sanata bu kadar düşkünken neden sanat değil de maliye okudunuz?
O ayrı bir hikâye. Lise bittiği zaman İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü sınavlarına girdim. Resim bölümüne cesaret edemedim, çünkü 'resimden para kazanılmaz' diye düşünüyordum o tarihte. Mimarlık kazandırır, mimar olayım ama burada akademi içerisinde plastik sanatlar konusundaki hevesimi de geliştiririm diyordum. Sınavı kazandığım halde, ailemin ekonomik durumu el vermediği ve burs da bulamadığım için devam edemedim. Böyle olunca devam mecburiyeti olmayan ve yüksek tahsil veren bir kurum olarak Ankara Hukuk Fakültesi'ni tavsiye ettiler. Kayıt yaptırdım, hatta bir yıl da okudum. 1958 yılının kasım ayında Eskişehir'de Ticari İlimler Akademisi açıldı ve kaydımı oraya yaptırdım. Yani güzel sanatlara birkaç nedenle gidemedim.
- Heykel yapmaya nasıl başladınız?
Doçent olduktan sonra beni Akademi Başkan Yardımcılığı'na getirdiler. Kampusun kuruluşunu üstlendik o dönemde. Çorak bir kum ocağı üzerinde kurulmuştu kampus ve çalışmaları yönetirken sürmenaj oldum. Doktor bana balık tutmayı tavsiye etti. Ancak balığın ağzından oltayı çıkarırken, enteresan bir ses çıkarıyor, adeta çığlık gibi. Bunu duyduktan sonra balık tutmaktan da vazgeçtim. Kendime bir meşgale bulmam gerekiyordu. O zamanki Akademi binasının giriş holünde, tuğla bir duvar vardı. Duvarı güzelleştirmek için oraya bir rölyef yapmaya karar verdim. Aynı tarihlerdi, rahmetli Şadi Çalık da Akademi'de bir heykel çalışması için bulunuyordu. Teknik falan bilmediğim için malayla alçı karıyorum, alçı çabucak donuyor ve daha sonra yontarak şekil vermeye çalışıyorum. Şadi Çalık bana işin teknik kısmını anlattı. Yaptığım rölyef hâlâ Anadolu Üniversitesi'nde durur. Bu, bende hobiye dönüşünce, rölyefi bırakıp üç boyutlu heykel çalışması yapmaya başladım. Bu arada İngiltere'ye gittim ve Madam Tussaud Müzesi'ni gezerken Atatürk'ün balmumu heykelini gördüm. Çok çirkin, Atatürk'e benzemeyen bir yapıttı. Türkiye'ye gelince tanıdığım sanatçılara, Atatürk'ün balmumu heykelini yapın da, Madam Tussaud'ya armağan edelim ve o çirkin heykeli oradan kaldıralım dedim. O apayrı bir teknik, yapacak sanatçı da Türkiye'de yok, yapılamaz dediler. Canım sıkıldı. Acaba ben yapamaz mıyım diye uğraşmaya başladım. Birkaç yıl uğraştım.
- Yani zoru seviyorsunuz?
Evet, seviyorum ve yapılamaz denilen şeylere karşı da özel bir ilgim var. İlk yaptığım balmumu heykellerim olmadı, benzemedi. Biraz moralim bozuldu. Ama bundan aldığım cesaretle boy heykeller yapmaya başladım. Eskişehir'in üç ilçesine heykel yaptım. Atatürk'ün doğumunun 100. yılında 100 büst yaparak Eskişehir'in köylerindeki okullara gönderdim.
- Moraliniz bozulunca balmumu heykel yapmayı bıraktınız mı?
Evet, kendimi sert malzemeden yapılan heykellere verdim. Tüm bu çalışmalarım devam ederken rektör oldum ve üniversiteye Güzel Sanatlar Fakültesi'ni kurdum. Buranın heykel atölyesinde de hafta sonları çalışmaya başladım. Derken yeniden balmumuna döndüm. Balmumu heykeller yapmaya başladım. Ankara'da ikinci Meclis binasında, o günkü bakanlar kurulunu yaptım. İkinci balmumu heykelim Anıtkabir'deydi ve frak içinde Atatürk'ü yapmaya çalıştım. Aynısından bir tane Kayseri'ye yapıldı, Akşehir'deki Batı cephesi karargâhı olarak kullanılan binada, İsmet Paşa'nın Batı Cephesi komutanı olduğu hali vardır. Derken işi ilerlettik, en son Atatürk'ün Bandırma Vapuru'yla Samsun'a çıktığı 18 arkadaşını yaptım. Hatta restore edilen Bandırma Vapuru'nun altına konacaktı. Fakat oraya konferans salonu yapılmış, onun için şimdi Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Bandırma Vapuru'na da sert malzemelerden Atatürk'e benzemeyen üç tane heykel yaptırmışlar. Onlarla benim yaptıklarım karıştırılıyor diye de üzülüyorum doğrusu.
- Yaptığınız Atatürk heykelleri gerçek boyutlarında mı?
Yalnızca balmumu heykeller gerçek boyutlarında.
- Atatürk'ün boyuyla ilgili hep rivayetler vardır. Siz neyi baz aldınız?
Vallahi kimi bir metre 68 santimetre olduğunu söylüyor, kimi bir metre 70 santimetre. Doğrusunu isterseniz benim hesaplarıma göre Atatürk bir metre 71 santimetre boyunda. Bunu da müzedeki elbiselerinin ölçülerinden çıkardım.
- Ata'nın yaparken en zorlandığınız yeri neresi?
Balmumu heykel çok enteresan. Bazen yapıyorsunuz ve Atatürk'e benzemiyor. Yüz ifadesi çok önemli. Kirpikler, saçlar, kaşlar tek tek dikiliyor üzerine. Bunlar zor tabii.
- Canlı saç mı kullanıyorsunuz?
Evet, plastik güzel durmaz. Saçları saklanmadığı için tam rengi midir bilmiyorum, ama orta yaşlarda sarışın bir insanın saç rengi ne ise onu kullanıyorum. Sapsarı da değil. Türkiye'de kadın saçları genellikle boyalı ve kısa. Kırsal kesimden uzun saçlar bulunuyor, fakat onlar da genellikle siyah. Bu nedenle saçları Londra'dan alıyorum. Ayrıca saçların belli bir kalınlıkta olması lazım. İnce saçın işlemesi çok zor. Gözlerde protez kullanıyorum ve bunları Almanya'da özel yaptırıyorum. Çok zahmetli bir iş.
- Sergilenen pek çok heykelin Atatürk'e benzemediği yönünde eleştiriler var...
Bence sert malzemeden yapılan heykeller aslında biraz empresyonist çalışmalar olarak görülmelidir. Çünkü heykeltıraş kendi imajındaki Atatürk'e karakterini vermeye çalışıyor. O nedenle bizdeki Atatürk heykel ve büstlerinin hiçbirisi bir diğerine veya Atatürk'e benzemez. Balmumu öyle değil. Orada da Atatürk'ün yüzündeki ifadeyi ve dönemini çok iyi bilmek gerekiyor. Çünkü insanlar kendilerini en çok etkileyen fotoğrafı hangisiyse Atatürk'ü öyle görmek istiyor. Oysa baktığınızda Ata'nın yıllarla değişen bir çehresi var. Dolayısıyla yaptığınız heykele insanların 'benziyor' diyebilmesi için, bütün o yılların bir ortalamasını bulmanız gerekiyor. Öyle bir sıkıntısı var. Ama Atatürk'ün yüzünü en iyi bilen herhalde benim.
- Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
Çünkü Ata'nın ölümünden sonra yüzünün maskı alınmış. Özel izinle yüz ölçülerini o masktan çıkardım. Çankaya'da kadife kaplı bir kutu içinde saklanıyor. Sağ eli ile yüz maskı... Ölmüş hali ve hastalıkla yıpranmış bir yüz... Tabii ölçüler değişmiyor.
- Aynı zamanda Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı da yapıyorsunuz ve kentin çehresi sizinle birlikte çok değişti. Her yanda heykeller görüyoruz. Sanki bu küçük Anadolu kenti Parisien bir havaya büründü.
Belki Paris değil de heykel çokluğu bakımından Strasburg'a benzetilebilir. Hazırlanmış, ama henüz yerleştirilmemiş 30 kadar heykelimiz var. Bu bazılarının hoşuna gitmiyor ve Heykele ne lüzum var deniyor. Ama bu tip şeyler kenti güzelleştirir. Güzel bir kentte yaşıyor olmak da insanlara huzur verir. Bence yalnızca burada değil, bütün kentlerde olmalı. Ayrıca Eskişehir'in sanayileşme süreci tuğla ve kiremit fabrikalarıyla başlamıştır biliyorsunuz. Bu nedenle Tepebaşı Belediyesi her yıl Pişmiş Toprak Sempozyumu düzenliyor. Dünyanın tanınmış sanatçılarını Eskişehir'e davet ediyor ve onlara heykeller yaptırıyor. Bunlar da Tepebaşı'nda bir parkta sergileniyor. Tabii gelen sanatçılar daha çok modern heykeller yapıyorlar.
- Sizin tercihiniz ne yönde?
Ben daha çok klasik heykeller yapıyorum. Bunda da ısrarcıyım. Bana göre Türkiye'de heykel sanatının gelişmemesinin bir nedeni de Türk sanatçıların daha çok soyut heykellere yönelmesi. Daha doğrusu figüratif, modern heykeller yapılması. Türk halkının heykel sanatı geçmişi olmadığı için, anlamıyor ve yadırgıyor. Bu nedenle Avrupa'daki gibi klasik heykellerin yapılması, öncelikle heykelin halka sevdirilmesi gerekiyor bence. Bu sevgi bir sanat anlayışı düzeyine geldikten sonra da modern heykellere yavaş yavaş geçilmesi taraftarıyım.
- Antalya'daki Attalos heykeli de klasik bir heykel, ama Antalyalılar istemiyor...
Orada başka bir tartışma var. Bence cinselliği heykellerde aramak, bizi belki de yıllar boyu Avrupa Birliği'ne almayacaklarının da bir göstergesi. Bilmem kaç yüzyıl önce yaşamış kral homoseksüelmiş. Şimdi bunun tartışması yapılır mı? Ağlamak mı lazım, gülmek mi? İnsan doğrusu hicap duyuyor, şaşırıyor. Olacak şey değil.
17 Ocak 2008 21:06
Vadi Efe
eğer halkımız işbirlikçiler tarafından kavgaya sürüklenip ülke iç savaşa sürüklenmezse, bölünmezse veya yabancı sermayedarların işgüzarlığına maruz kalıp büyük bir kriz yaşamazsak şu hızlı tren projeleri ve eskişehir yazılım üssü ile birlikte eskişehir'in türkiye'nin kalbi konumuna geleceğine inanıyorum. umarım çarpık kentleşmeye ve büyük bir göçe maruz kalmaz.

ve umarım büyükerşen'in çalışmaları baltalanmaz

gördüğünüz gibi adam tramvay yapıyor, minibüsçüleri örgütleyip üstüne salıyorlar. böyle bir şerefsizlik var mı halka karşı yapılan bir hizmete karşı örgütlenmek? neymiş minibüsçü para kazanamıyormuş. her şeyin bir miladı var bu ülkeyi arabalara minibüslere mahkum edenler ülkeye en büyük kazığı atmışlardır
17 Ocak 2008 21:06
güveeen
- Bir bilim insanının aynı zamanda siyasetçi olması nasıl bir durum?


Yılmaz Büyükerşen demis ki:

- Zor bir durum. Çünkü bizim ülkede siyaset, kendisine politikacı dediğimiz kişilerin, amaçlarına ulaşmak için şartların gerektirdiği kıvraklıkta ve seçmenin hoşuna gidecek tarzda davranarak işlerini yürütmesidir. Ben bu gerçeği bu âlemin içine düştükten sonra bütün çıplaklığı ile gördüm. Bu âlemde hizmet yerine laf üretmek, yalan söylemek, bol bol vaat etmek, vaat edip yapmamak, yapılanlarda da üç fazla oy için pozitivizm yerine popülizme öncelik vermek gelenek haline gelmiş. Bir bilim insanı olarak ben, işte bu âlemin koşulları içinde 8 yıldır Eskişehir halkının kent sorunlarını akıl ve bilgi ile çözmeye, çağdaş yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya çabalıyorum. Buna bir de AKP'li siyasetçilerin çoğunlukta olduğu bir belediye meclisine karşın azınlıkta bir başkan olmamı ilave ederseniz, sorunuza niçin zor durum cevabını verdiğim sanırım daha iyi anlaşılır.


Helal olsun adama; daha fazla söze gerek yok.
17 Ocak 2008 21:07
güveeen
Düşününüz ki; kentlerimize göç, kent içi ulaşım talebini, bu talep de lastik tekerlekli ve dolayısıyla daha çok yolcu taşıyabilecek daha şişman, daha büyük ve daha çok sayıda toplu taşımacılık otobüslerine talebi arttırıyor. Ancak geçmişte, geleceği göremeyen genel ve yerel yöneticilerimizin yarattıkları şehirlerimizin cadde ve yolları ise bu talebe cevap veremeyecek durumda. Yerli ve yabancı otomotiv endüstrisi için Türkiye pazarı adeta bir cennete dönerken, kentler ve ülkemizdeki karayolları trafik açısından giderek birer cehenneme dönüyor.

Bu durum, yalnızca fiyatı üretici ülkelerin keyfine bağlı olan petrole giderek artan ölçüde para harcamamızla bitmiyor. Lastik tekerlekli araçlar için on binlerce kilometrelik yolları kaplamak ve sık sık yenilemek için petrol ürünü asfaltı da ithal ediyoruz. Türkiye 80 yıldır bu politika ile durmadan yol yapıyor. Yol yeniliyor, yol tamir ediyor; petrol ile çalışan araçlarda, her yıl yenilenen yüzlerce parça var; araç ömürleri ve modelleri fazla dayanmıyor.

Bankalar nerede ise sıfır faizle otomobil kredisi vererek kentlere adeta otomobil pompalıyor. Petrolün yakıt olarak kullanılmasının yarattığı hava ve çevre kirliliğinden kurtulmak için yine kendisi ve fiyatı dışa bağımlı doğalgazda çareyi arıyoruz.



Durmak yok yola devam(!!!)
17 Ocak 2008 21:11
Vadi Efe
akp hükümetinin hayretle takip ettiğim iyi bir özelliği hızlı tren projeleri yapmaları. fakat bu projeler sonlandırılacak mı, denildiği kadar hızlı yapılacak mı, yoksa ceplerini doldurmak için birer yalan olarak mı kullanılacak merakla beklemekteyim.
1 2 3 4