gruplar
 hocalar
 okullar
 üye/içerik arama 


Edebiyat - kendinizin yazdığı, ya da begendiginiz şiirler
 Sayfalar: 1  2  3  4  5  9  10  11  12  13  << Önceki Sayfa  Sonraki Sayfa >>      Listelenen Kayitlar 41 - 60
 Yazar: Mesaj:
baş rahip
baş rahip
azizim
benim zamanım bitti,
saat 23.00 ardeşen de
cafelerin kapanma saati....




:)))iyi geceler size....

8 Ocak 2008 22:57  mesajın adresini al  
no control
no control
karadır geceler sevdasız
onsuz olmaz imkansız
dert biter,tasa biter
bir sevda umuda yeter

8 Ocak 2008 22:58  mesajın adresini al  
no control
no control
bu sondu..yetti :))

8 Ocak 2008 22:59  mesajın adresini al  
cigdém
cigdém

ii geceler hiromm


hiroshima şürekası demis ki:

azizim
benim zamanım bitti,
saat 23.00 ardeşen de
cafelerin kapanma saati....



:)))iyi geceler size....


8 Ocak 2008 23:02  mesajın adresini al  
yüce ins@n
yüce ins@n
no control'ü bu konuda tek geçerim...

8 Ocak 2008 23:02  mesajın adresini al  
peter pan
peter pan
aga aldım bunu, bi kelimesini değiştirip bizim şarkıya kattım:))



no control demis ki:

karadır geceler sevdasız
onsuz olmaz imkansız
dert biter,tasa biter
bir sevda umuda yeter


8 Ocak 2008 23:06  mesajın adresini al  
aslan67
aslan67
bir yaşanmışlık olmadan böyle güzel yazılmaz zaten..o yüzden bu şiirler daha da etkileyici oluyor..

8 Ocak 2008 23:08  mesajın adresini al  
kucuk bir kiz cocugu
kucuk bir kiz cocugu
boşuna demedim ben : Özcan'ın şiirleri diye..

8 Ocak 2008 23:31  mesajın adresini al  
cigdém
cigdém
öccan ben yazdıklarımı sileyim :)

8 Ocak 2008 23:32  mesajın adresini al  
no control
no control
abla seninkiler benimkilerden güzel

8 Ocak 2008 23:33  mesajın adresini al  
cigdém
cigdém


yok hepimizinki güzel de :) beni takan yok ;)
sözkonusu şiirlerim o yüzden...
duygusal davrandım biras...

no control demis ki:

abla seninkiler benimkilerden güzel


8 Ocak 2008 23:35  mesajın adresini al  
stockholm syndrome
stockholm syndrome

bencede olmamalı tabiki , ama ne bileyim...
bana mı öyle geliyor?


sweetdreams demis ki:

genellemelar yanlış:)) bu da yanlış tabii:))
şiiri sevme diye ayrı bir zaman mı olur hiç??
seversin ya da sevmezsin.


8 Ocak 2008 23:36  mesajın adresini al  
yüce ins@n
yüce ins@n
çiğdem alınma ya.. şu an okumadım yazdıklarını ama özcanı daha önceden de takip ettiğim için yorum yaptım.. okuyunca sana da yapıcam :)

8 Ocak 2008 23:40  mesajın adresini al  
pga::buz
pga::buz
Bir Kadını Ağlatmak

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! -
İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları

Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki
sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların.
E.. o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.

Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.

Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.

Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.

O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

AZİZ NESİN

8 Ocak 2008 23:46  mesajın adresini al  
pga::buz
pga::buz
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

1 defa alkışlanmış (1)  8 Ocak 2008 23:46  mesajın adresini al  
uysalhan
uysalhan
Tüm söylenmemiş sözleri kusacağım tanrının ağzından. Bilindik bir tanrı değil, çaresizlikle kıvranan tanrının sözlerini haykıracağım. Tanrı adına söylenmiş tüm yalanları silip kutsal kitaplardan yakacağım günahkar dilimi ey ademin kutsal dölleri!



Yere
Ve göğe
Ve yazgısı yazılmamış bir avuç toprağa
Belki henüz doğmuş bir çocuktu karanlık
doğmamış bir ışık kadardı belki
Yanlızlık

Oysa doğdukça azalan
Azaldıkça çoğalan
Tanrılardık
Olmayandan çok
Ve olmayan kadar yok

Ateşe
Ve suya
Ve karanlığa gebeydi söz
Oysa hiç duyulmayan bir sesti hüküm
Ve gece emri kılan köz
Işıktı
Ol diyen Tanrıdan ateşlerde sınanan yüküm

Ey yok
Bir ateş kıl dirilen topraklara
Ve bir kıvılcım ver Ve bir kül

ey har
Ve ateşte çırpınan kül
Beni köze hüküm kıl

Savrul topraklarıma
Közü söze kılan alevlerde kavrul

Oysa töze alevi katıp
Közü üşüten
Tanrılardık
Yaratırken
Yaratıldık!


Şimdi anladım say
Yok olandan var olan tanrıydı har
Ve ateş
Ve kül
Say ki sözümü yoka sayandı var
say ki közümü vara sayan tanrıydı har

ve
yerin göğü emzirdiği kubbeydi tanrının titreyen elleri
ve
ateşin közü öptüğü yerdi buhurunda eriyen nefesi
gecenin güneşi gördüğü
ve
toprağına suyun aktığı yerdi
tanrının ıslanmış gözleri

şimdi anladım say günü ve geceyi
duydum say çatırdayan toprağın feryadıydı
döl tutmuş tohumlar
say ki ya çamurdandı
ya kandan tohuma küs doğumlar

ki ne zaman yağsa yağmur
gök kubbede ağlar altıncı gün tanrılar



ve çamur
ve kan
say ki bir bebeydi ağlayan
say ki ilk nefesin feryadıydı toprağın kulaklarında çınlayan

ırmak
ve toprak
birleşti dudaklarında tanrının ağarırken tan
ey kan
verip toprağın rahmine seni
bana bula etimi
daha kaç bebeye süt olur toprağın günahkar memesi

ve bir çığlık yırtarken toprağın sızlayan rahmini
doğdu topraktan doğu
say ki gihondu
akarken ellerim aden’;in böğründen
bir avuç suydu
günah
kendine doğup kendine dökülen


ey kil
öp doğunun çıplak tenini
ve bil

dökülüp ateşin koruna sağdım aşur’;un gözlerinden
tanrının dölünü
say ki çocuktu tenimde kabaran ırmak
say ki fırata soyunup
dicleye giyinen anaydı toprak


ve ne zaman doğsa güneş
dört ırmaktan doğarım
doğuya
peşime düşer bir ateş
anamın rahminde kül olur
yanarım

ki ne kadar doğuysa o kadar çıplaktı toprak


ve su
ve buğu
yedi kez aktı tanrının ellerine
ey tanrım okşa adenin savrulan saçlarını
say ki ellerinde ağu der toprak

ve tinime rüzgar
ve tenime çamur
şimdi içtim say bir avuç suyu
gördüm say adenin kesilen göbeğini
ve doğumu

say ki deşerken toprağın kanlı rahmini
tuttum tanrının çamurlu ellerini

ki ne zaman ıslansa toprak
bir doğum sancısı sarar tanrının gözlerini


ve can
ve kan
aktı toprağın terli alnından
ve karnından söküp tanrının sözlerini
açtı gözlerini
insan

say ki gördüm inleyen toprağın günahkar bedenini
say ki öptüm toprağın çatlamış ellerini

ki ne zaman doğsa insan
ağlar
çamura bulanır yanaklarımda kan
dirilir topraklar


ve etim
ve kemiğim sızladı
dokunurken ellerim çamurlu göbeğime
say ki dokunsam kendime ellerim günaha gebe
ve tenim
yalnızdı
say ki sesim
keşfedilmemiş ilk tanrısı kuşların
ad verirken toprağa düşen her ete
say ki dilimden yaratılmış tanrıydım

belki bu yüzden ne zaman dokunsam kendime yalnız bir çığlık olur tanrı
hep kendime kanarım

tanrım kendi günahımda boğ beni
senden doğdum
sök etimi
kemiğimi

tanrım yarıp göğsümü çıkar kendimden kendimi
say ki bana bir ben borçlusun
say ki içimden
yine etimden
ve yine kemiğimden

tanrım sol yanımdan al tözümü
tanrım duy sözümü
çatırdarken göğüs kafesim
çırpınırken tenim
tinime bağışla günahkar ellerimi

say ki böğrümü deşerken yalnızlık
söktüm kaburgamı
say ki öptüm çamurlu ellerimi
akıp beni yaratanın gözlerinden
atıp kendimi aşur’;un sevdasından
kattım yokluğuma dirilen etimi
günahımla yıkandım
nasıl olsa tanrının gözü yaşlı çocuklarıydık
doğduğumuz yerden doğurduk

şimdi anladım say karnımda büyüttüğüm günahkar yanımı
ki hangi yanıma dokunsam
bir kadın sesi işitirim tanrıdan
çamura bulanır sesim
kendimden doğarım


ve kadın utancıma biçilen kefen
oysa topraktı tanrının ellerinde dirilen beden
ve çırılçıplaktı
say ki rahmine dudak sürdüğüm
uykulara küs topraktı



ey günah
kadını terime sevap biç ateşe düşen tenimden
say ki duydum tanrının soluğunu çektikçe içime havva’;nın buğulu nefesini
say ki
kırıp toprağın hükmünü dinledim nasıl da inliyor tanrının aşk artığı bedeni


şimdi anladım say tanrının yalnızlığına biçilen elleriyim ben
dokundukça aşka çoğalan
şimdi anladım say dökülürken dilim toprağa havva’;nın bedeninden
öptüğüm tanrının üryan dudaklarıymış meğer

ve sesi
ve nefesi işittim ateşin masum çocuklarından
ne tenime secde edendi alev
ne tinime zuhuru üfleyendi rüzgar

belki bu yüzden estikçe ellerim havvanın saçlarından
bir ateş sarar tanrının gözlerini
kül olur savrulurum toprağın çamurlu koynundan

şimdi anladım say iblisin tutuşan saçlarını
say ki ne yılandı toprakta sürünen dilim
ne yalandı günahlarda kavrulan elim

belki bu yüzden
ne zaman bir kadın öpsem
bir meyve düşer dalından
döner kaburgama secde ederim

daha kaç günaha giyinir ki insan


ve lanetti
ve kehanetti
üstümdeki elbise
ya dilimdi karnının üstünde yürüyen yılan
ya
yapraktı havvanın tenine örttüğü yalan

duydum tanrının lanetli sözlerini
ve gördüm havvanın çırılçıplak tenini
belli ki günaha akacak bir avuç suydum

şimdi anladım say yuttuğum toprağın kokusuymuş ağzımda sütüm
gördüm ki tenime kustuğum ateşin koruymuş dölüm
say ki her ana biraz da günahıma gebe

söyle bana tanrım tinime giydirdiğin et midir bu zulüm



bildim
anaymış bir avuç toprak
bu yüzden acıyla doğarmış her evlat
anladım ki bir çığlıkmış doğmak

gördüm tanrım
ne zaman dayasam dudaklarımı anamın memelerine
toprakla dolar ağzım
bu yüzden doğdukça ölüme büyür günahkar gövdem
ve ne zaman haykırsa bir kadın
çıldırır toprak
acıyla doğarım

belli ki anamın rahmine yazılmış son cezayım

şimdi anladım say kadının zahmetini
ve iblisin rahmetini

kim bilir daha kaç kez ağlarım

çünkü topraksın dedi dilim
toprağa döneceksin

tanrım kov beni cennetlerden ateşin kızıl koynuna
koy adenin bahçesine kerubinin hışmını
ve dört yanıma korlu kılıcını

ey aşk bağışla beni tende soğuyan terin buğusuna
ve tenimi şahit kıl havvanın kokusuna

ve kadın ilk dinim
şahittir ellerim

daha kaç sevaba soyunur ki insan






Ve kaine düştü kinim
Ben ki günahın semeresiyim
Ve habile sustu dilim
Meğer ölüme gebeymiş ellerim


say ki doldurup havvanın rahmine toprağı
kasıklarından fışkıran kandı tenim


ben ki
duydum habilin kanının sesini yükselirken topraktan
yırtıldı kulaklarım haykırırken kan

ben ki kain’;in lanetli etiyim
ben ki habil’;in çürüyen kemiğiyim

işte bu yüzden ne zaman açsa ağzını toprak
kan dolar dişlerim yedi kez yutarım öcümü
toprak kusar kinini
bir kez daha doğrarım


ve eşti
bir yanım kardeşti
tanrım dilimi gömdüm dudaklarım doğururken
aşk emdiğim memelerini
gördüm ki günahım karnı burnunda bir ateşti

tanrım
daha ne kadar çiğner ki insan toprağın sırtına yazılmış hükmünü
daha kaç ana çeker ki gömüldüğüm toprağın çekilmez yükünü

ve hanok doğdu ağlarken adenin sol yanı
ve irad hanokun kanı

anladım ki çoğaldıkça kendimizden azaldık
anladım ki bakarken yüzüne lamekin
yetmiş yedi kere aldık öcünü toprağın
say ki aşk için bedenlerimizi yaktık
giyindikçe aşkı soyunduk
günahkar bedenimizi inkardık

şimdi anladım say eşi ve kardeşi
say ki kurban ettiğimiz aşkı gömdük toprağın rahmine
belki bu yüzden hep alnından öptük eşi
belki bu yüzden toprak misali sırtımızdan besledik kalleşi

işte
ya aşkı inkardı insan
ya öylece sevişmekti isyan


işte
biz ki böyle çoğaldık ey ademin dölü
bastıkça toprağın yüzüne bir yanımız ölü
biz ki böyle yıkandık günahlarımızla
anladım ki günahkar doğarmış her bebek ey havvanın külü

şimdi anladım say öldükçe nasıl çoğaldık
gömerken havvanın günahkar piçlerini
anladım ki sevişmeyi günah kıldık


ey ilk doğan bebeğin feryadı
bildim ki günahım bir avuç toprak
kim bilir belki bu yüzden hep sırtımızda toprağın nefreti
ne zaman doğsam
o zaman kucaklayacak

ve ademden doğan
ve havvadan kalan
ben ki günahın zürriyetiyim tanrının sızlayan etinden kopartılan

şimdi anladım say tanrının sonsuz eziyetini
say ki yırtıp yerin yüzünü
gömdüm tanrının en mahrem sözünü
say ki kurban ettim tanrının dilini soyunurken topraktan
ben ki tanrının kırılmış elleriyim aşklardan arta kalan

ve gördüm ve duydum
ağladığını
seni korkularla çoğaltan ben
ey tanrım işte ben buydum

şimdi anladım say tanrının pişmanlığını
ve nuhun inayetini
say ki aşk dileneceğim dirilen ateşlerden
açıp yefetin günahkar ellerini

ah aşk
ben ki kendimi inkarım
daha kaç ateşle tenimi yıkarım
ben ki insan
ya aşkı suya katar tanrıları yakarım
ya köze basar etimi küllerimi yutarım

şimdi anladım say tanrının aşk tüten feryadıydı nuhun gazabı
anladım ki düşecek her yağmur damlası birazda toprağın azabı
say ki günahlardan duyarım fırtınaların sesini
şimdi terk ettiğimiz aşkı biçeceğiz tanrının gözyaşlarından
belki bu yüzden ne zaman kopsa bir fırtına
sırılsıklam sevişirken bulurum kendimi yükselen sularda

daha kaç tufandan doğar ki aşk

tanrım
ben ki senin aşk tüten son çocuğun bağla göbeğimi
toprağın yüzü üzerinden sil dudağımın izlerini
şimdi nuh için ağla
gözyaşlarını içeceğim aşk adına

ve sustu yer
ağlarken gökler
kırk gece sevişip toprak gibi yıkandım çırılçıplak bir avuç suyla
anladım ki hiçbir yaprak örtmez tanrının mahrem gözlerini
bu yüzden sevişirken insan soyunurmuş toprak
ne kopan fırtınalar paklar aşk kokan ellerini
ne de günahkar dilim yıkar aşk içtiğim tenini

daha kaç kez sevişip çoğaltacağım tanrım seni!

Ve çekildi sular toprağın dudaklarından karnına.....
Oturup araratın çırılçıplak göğsüne
Yedi gece girdim koynuna

Şimdi anladım say tanrının ahdini
Say ki duydum tanrının ağlarken sesini
Anladım ki aşka çoğalacak bedenimdi tanrı
Bu yüzden sevişin derim ey ademin bebeleri
Ne zaman girsen bir aşkın koynuna
Ter ile yoğurup varolduğun toprağı
Titreyen bedeninden tanrılar doğuracaksın
Şehvetinden sırılsıklam kül olup yanacaksın

Daha kaç aşkın kavmine düşer ki dölüm


Ey kavmim
Üstümü örtmeyin
Bil ki şarap ile yıkandı elim
Bil ki üzüm emdi benim günahkar dilim
Bu yüzden çıplaktır tenim
Örtmeyin üstümü ey nuhtan kopan kavmim
Ayıbımdan ellerinizi çekin



Ah dört yana dağılan kavmim
Şimdi anladım say nasıl bölündü bin bir parçaya nuh ile yıkanan bedenim
Say ki kopartıp şinar diyarında dört bir yana attığımdı günahkar dilim

Ateşlerde yıkanıp topraklarda yanandı aşka sürgün ellerim

belki bu yüzden
pişirip toprağı kor ateşlerde
kerpiçten şehirler kurarım
ne zaman bir medeniyete göçecek olsam
hep ağır gelir toprağın sırtına ayaklarım
gördüm ki
bir ben çiğnerim toprağım yüzünü
bir toprak çiğner benim yüzümü




şimdi anladım say aşk uğruna kurduğum medeniyetleri
say ki yırtıp göğün nefesini
çıktım babilin tepesine
say ki kavruldum bakarken tanrının gözlerine

anladım ki babilden iner tanrı yeryüzüne

işte bu yüzden ne zaman sevişsem döner babile bakarım
nice aşktan medeniyetler kurar günahkar tenimde tanrılar yakarım


ey aşk
işte buymuş sana sunduğum sırrı dilimin
sana söylenen sözlermiş dudaklarını yırtan ibrahim’;in
ey aşk
senin için soyunup dudaklarını kadınlar ve erkekler
dile gelir çırpınır aşka uzanan eller
adını fısıldar günahkar geceler

şimdi anladım say ibrahimin aşka konan sözlerini
anladım ki ne zaman sevişsem
ibranice bir şarkı söyler
kanadı kırık serçeler

ey aşk bana ibrahimin dilini ver
giyinip söylenmemiş tüm sözlerimi günahlarla sevişeceğim
sesimi aşka susan tanrı duysa yeter


ey ses söküp dişlerimi
koy ishakın avuçlarına
ve ey toprak çiğneyip acıdan kıvranan dilimi
tükür yakubun suratına

ey kor
beni yakubun yerine alevlerde yor
ben ki tanrılara adanmış yalanların dağılmış külüyüm
ben ki ishakın gözünü sokan yılanların dölüyüm

bu yüzden kördür dilim
sağırdır aşka dokunan ellerim

ah aşk yükleyip sırtıma yakubun vebalini
iki büklüm analara say toprağın çilesini
beni anamın rahminden sorun ey yakubun bebeleri
neden toprak kokar ishakın buruşuk elleri

daha kaç bebeyi yıkar ki yağmur
saçlarında ağarırken anamın
daha kaç evladı kucaklar ki çamur
böğrünü deşerken babamın

anladım ki babamın kasıklarında büyüyen elleriyim aşkın
tanrının evinden anamın kucağına uzanan

ey aşk emzir beni rahelin günah akan göğsünden
ben ki yusufun dudaklarıyım günahların sütünü emen
ben ki kör kuyuların koynuna atılmışım ey aşk
bırakıp sevaplarımı tanrıya sağ beni memelerinden

şimdi duydum say yusufun feryadını
say ki sustum ağlarken aşk
atıp kendimi kör sağır kuyulara
say ki seni çektim aşk tüten kasıklarımdan ey tanrı
anladım ki seviştikçe yüzüne kustum içtiğim gözyaşlarını

bu yüzden yusuf olur girerim her aşkın koynuna
ben ki bin bir kadından doğarım aşk adına

daha kaç kadın gebe tanrım sana!

N.Nedja İvanic

8 Ocak 2008 23:51 ~ 8 Ocak 2008 23:53  mesajın adresini al  
extremo
extremo

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli
ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

NAZIM HİKMET

2 defa alkışlanmış (2)  9 Ocak 2008 00:01  mesajın adresini al  
pga::buz
pga::buz
Bir kez daha aydınlığın o sahte, yalancı ve kahpe parlaklığından kamaşmış olan yüreğimin gözlerini çevirdim aslolan tek gerçekliğe. Yüreğimi aldım bir kez daha bedenime. Göğüs kafesimin içindeki karanlığa özenle yerleştirdim. Silinmesi güç olan izleri, siyaha boyadım. Yaralarından akan kanı, karanlığın o müthiş iyileştirici çamuruyla sıvadım.
Atışlarındaki ritmi en aza indirdim. Bakın bana bir kez daha doğurdum yüreğimi....Şimdi var olan bu yüreğin, yaratıcısı da benim ona hükmedecek olan da.
Başlangıçtan beri var olanın yarattığı bu yürek, artık onun proglamladığı ritimlerle atmayacak. Işığa çıkabilmek için bir kez daha yaralanmayı göze almayacak. Bu defa son bir kez de olsa ışığa çıkmak için elinden geleni yapamayacak. Bu defa hazırlıklıyım, tüm gücümle ve ta ki karanlık tek hükümdar olana kadar.
Biliyordum onun zaafını, bana karşı açtığı savaşta yenilmiştim. Bir kez daha ışığa çıkmasına engel olamamıştım. Çıkmak için aydınlığa uğrunda savaş verdiği benin, şimdi dostu olduğunu anlamasını sağladım.
O da anladı.. Işığın gelip geçici oyunlarına kanmanın mantıksızlığını.
Biliyordum o buna inanmasada biliyordum, peşinden koştuğu aydınlığın onu yaralayacağını... Geri dönecekti bedenimdeki göğüs kafesine ama geri döneceği toprakları çoktan işgal etmiştim. Onun tek sığınağı olan göğüs kafesini öylesine karanlığımla doldurdum ki bir daha oradan çıkmak istemeyecek, istesede önünü göremeyecekti.
Onun yaralarını karanlığın çamuruyla iyileştirdim. O hasta yatağında yatarken onu hasta eden ışığın gerçek yüzünü ona anlattım. Işık kahbedir, gelip geçicidir ve gelip geçici olmadığına inandırmak için kendisine anlamlar yükler. Artık o da biliyor ışığın gerçekliğini. İçindeki benden başka hiç bir sese kulak vermemesini sağladım. Böylece en koyu gecelerde içimdeki en koyu karanlığın sesini dinlettim ona. Tek duyacağı sesin benim sesim olmasını sağladım. O artık Tanrı'nın yarattığı bir yürek değil, onu ben yarattım. O benim eserim. Hiç bir kimse benim yarattığım ve karanlığımla beslediğim yüreğimi bir kez daha ışığına çekemeyecek. Ve kanla beslenecek. Bakire bedenlerin yüreğine kendi karanlığını düşürecek ve taki onlardan akan kanın her damlasını görene dek.

çalıntıdır

9 Ocak 2008 00:08  mesajın adresini al  
pga::buz
pga::buz
Yaşamanın gerçek yüzüyle uzun zamanlar önce karşılaştım. İnanmak istenmedi önceleri. Böyle değildi kitaplarda yazanlar. Bunlar değildi bize anlatılanlar.
Gerçeklik kavramı; yokluk, acı, unutmak değildi. Öylemiydi ? Ya bunlar bizim değildi yada biz buraya ait... Olmak istediğimiz yerler vardı. Olmak istediğimiz kahramanlar gibi.
Çocukluktan sıyrılmıştık belki, hiç bilemedik. Çok önce yaptığımızı sanmıştık bunu. İlk sigara içtiğimizde, ağzımıza ilk küfrü aldığımızda. Farklıydı sanki bizi karşılayacak olanlar.
Ve hala bir umut vardı içimizde geleceğin geleceğine karşı. Gelenler oldu. Gelmeyenler zaten yoktu. Gidenler bir şekilde gelenlerden fazla oldu. Ve gelmeyenler gidenlerden daha az
acıttı. Acıyı ise ağzımıza belki biberle almıştık belkide hiç hatırlanmayan o herşeyin zaten hatırlanmadığı çocukluk zamanlarından kalan bir deneyimdi. Güçlü olduğumuz
ima edilirdi okul kitaplarında. Bazen ima edilmez açık açık herşeye AÇIK olduğumuz ve burada olduğumuz söylenirdi. Biz seçmemiştik bu yolu belki, onlarsa zaten buradan gitmemizi
istemezlerdi.
Hala gidebildiğimiz için şanslıydık aslında. Gidemeyenlerin yaşayamadıkları acıyı, dün, bugün, iki hafta önce çektiğimiz sıkıntıları göremeyenlere üzülürdük. Yaşamak
dediğimiz biber çuvalının kurtlanmış yerleri yerine başka yerlerdelerdi. Ve yine kitaplarımız oldu. Yeni kitaplarımız. Önce kendimizi geliştirmemiz bilincimizi oluşturmamız, sonrasında
herşeyi okumamız öğütlenirdi. Ne bilincimizi biz geliştirdik ne herşeyi okuduk. Hatta bazen okuduğumuz için şanslı olduğumuzu bile düşünemedik.
Yalnız kaldık. Bırakıldık. Ve yine içten içe acıdık.
Her an başka süprizler bekledik. Umutluyduk hayata karşı, çünkü biz umutsuz görülenlerdik. Karşımıza çıkan herşeyin değerini bildik vaad edilmiş umutları arayanlara, veya çoktan
sahiplenenlere göre. Veya siktir ettik. Çünkü biz farklı dünyalara inanırdık, farklı olduğumuza. Oysa sokaktaki adam dediklerimiz bile bazen öğrettiler.
Öylesine hatalar yaptılarki gözlerimizin önünde sevdalı gözlerimize bizim inanmadığımız çok oldu. Öylesine çok sevdilerki bize göre, dünya onların cenneti bizimse cehennemimiz.
Gecikme bilincini yerleştiremediler, heryere erken gittik. İlk aşklar bizimdi ortaokul sıralarında konuşulan. Duyulunca idareden dayaklarımızı evlerimizde yedik.
İşlerimize başlamamızda erkendi, boşalmamızda. Dolu olan bizdik. Bizden çıkacaklar olan değil.
Zamanla; zaman zaman aldanışların içinde aldatmayı öğrendik. Öylesine çabuk kavradık ki çevremizdeki herkesi atlattık. Yalan yaşamlarda, yalan insanlar. Olmayan hikayeler anlatıp
etkilendikten sonra kendimiz, etkilediğimizi sandık. Ve olmayan sevdalara tutulup aldatılmayı yaşamayı bekledik. Eski dostlar hayatlarını kurarken, şırıngalar bize istediğimizinde dışında, istediğimizden de güzel
hayatlar sundu. Şırıngaları terk etmek ayıp olur diye kurulan diğer hayatlardanda soyutlandık. Hatta soyutlanmaya öylesine kaptırdık ki kendimizi bile... İhtiyaçlar azalmaya başladı.
Özlemler arttı. Yalnızlık suları bile çekti gitti. Tetik çekildi...


aynı kişiden çalıntıdır

9 Ocak 2008 00:10  mesajın adresini al  
kamelya
kamelya
KORKTUK…

Ölümden de korktuk yaşamaktan da
Silahı tuttu ama elimiz
Basamadı tetiğe korkak beynimiz…

Cama vuran rüzgârdan korktuk
Geceleri çıkan fırtınadan
Sabahların sisinden ürperdik…

Korktuk eski kolyemizi kaybetmekten
Yenisine alışamamaktan
Kalabalıklardan korkup kaçtık ama
Sessizlikte aradık mırıldanmaları…

Elalemin duymasından korktuk
Gene de yaşadık hayatı
Neresinde ne varsa…

Sabah olmasından koktuk
Ama direnmedi gecelere
Yorgun gözlerimiz…

Aynada kendimizden korktuk
Kapadık gözlerimizi
Yinede aynı göründük hayata…


9 Ocak 2008 00:11  mesajın adresini al  
 Sayfalar: 1  2  3  4  5  9  10  11  12  13  << Önceki Sayfa  Sonraki Sayfa >>      Listelenen Kayitlar 41 - 60
bloguna / web sayfana ekle Bloguna / Web Sayfana Ekle     arkadaşlarına gönder Arkadaşlarına Gönder     başlığın adresini al Başlığın Adresini Al     favori başlıklarına ekle Favori Başlıklarına Ekle


  Sen de binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.

Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
Hoşgeldin!

OrtaKantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008