denizhan demis ki: alkışlamayı sen bi de bana sor
alkış gördü mü klavyesine sarılan adam
bence ona bu şiir biraz kor
erken bitti :/
iyi de oldu sanki şldskşgdsg
3 Haziran 2008 02:21
denizhan
daha alıntıyı beceremiyosun
ne diye şiirime bok atıyosun
tamam yazamadığımı ben de biliyorum
ama bunun sebebi durumu zorluyorum
hıh.
3 Haziran 2008 02:27
yesil gozlü
ne yardan gecılır ne serden
korkuyorum bu gunlerden
bel bagladıgım tepelerden
gun dogmayabılır bır daha...
8 Haziran 2008 00:35
üstteki
ben yazdıklarımı beğenmiyorum sizlerle de paylaşmak istemiyorum hadi hoşçakalın
8 Haziran 2008 00:41
yesil gozlü
by
8 Haziran 2008 00:42
iyiniyetli 3.şahıs
Başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava..
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..
Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın.
Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde
can yücel vs. constantino kavafis
8 Haziran 2008 01:49
laviniaa
ALİCE KAÇTI BEN DÜŞTÜM
’'Güzel olanı nasıl anlatır insan,? Üzgünüm tek aşkım seni anlatmaya kelimelerim yetmez,ödünç aldım bazılarını,onlarda güzelliğine lisan olamadı…’’
Başım yastığa düştü kaldı…
Yastık altı sevişmelerin kurbanı oldu nice aşk-ı mecnu
Durun ilk önce hikayeyi baştan almalıyım;
Gece soğuk gece ölüm gibi beyaz,
Kapıda birkaç gölge …Sessizliğin en bunaltıcı hali
Ne bir bakış ne bir nefes
Gece kar gibi kirli
‘’Biraz bekleyin ,kelimeler notasını şaşırdı,yanlış anlamda anlaşılmak istemez aşkın en güzel hali…’’
Kapıyı açtım ,eşikte ellerimin kirli izleri
Paltosuz çıkmış ,ayaz gecede
Palton sokak lambasında aydınlatılalı çok olmuş
Misafir ettiğimde tenimle seni
Durup tattım merdivenden çıkan ayak izlerini
Durun kıyafetsizliğim cümlelerime yansıdı
Yanlış bir şiirde konaklıyor beynimin boş kıvrımları
Oysa seni anlatmaya gelmiştim
Kalbim kadar da boş olmayan bu sayfaya
Alice'in harikalar diyarından çıkmıştım
Ufak bir devdim ,sonra küçüldüm büyüyen gerçekliğinde aşkın
Anlatmalıyım küçük tavşana oysa ,
Bir saniye durun artık
Başlıyorum….
O’an da ölmek istediğim Diyarın papatya bahçesindeydin
Ne kar vardı kirleten ne düşler ağlatan
Papatya bahçesindeki mantarın üstünde oturmuş
Kötü kalpli cadıdan masal dinliyordum
Sen geldin elinde bir çift kırmızı pabuç
Hayır merak etme ,pabuçları giymeyeceğim şimdilik
Sadece beni kaç defa daha bulabileceğini merak ediyorum
Bu zevkli bir bekleyiş.
O'anları beklemek ve her papatya bahçesinde senin gelişin
Hadi başlayalım artık
Tavşanın çay saatini kaçırmak istemem…
Laviniaa
1 Eylül 2008 23:48
keremce
yanlızlık ve sonbahar
ayrılalı yılar oldu senden bir sonbahar akşamı
sokaklar baka kaldı gidişine
bedenim uyukluyamadı ve ben dirilemedim
sen gitdiginden beri
aşk ne garip bi duygu allahım
tarifi bulunamıyor
tıpkı sen gibi tıpkı sonbahar gibi
sen gitdiginden beri ...
2 Eylül 2008 00:09
morocan (debukolik)
Hülasa
Ben ölsem be anacığım
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösömü bakkal
Borcuma mahsuben...
Ya aşklarım
Ya şiirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karşı
Nasıl bakacaksın insan yüzüne
Hülasa anacığım
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni
Çıplak gideceğim
1942
Rüştü Onur |
en sevdiğim şiirdir
2 Eylül 2008 13:35
bengi_su.perisi
TUT ELİNDEN İSTANBUL’UN
tut ki Galata’dan el uzatmış
ses vermişim sana...
tut ki biz iki dize aynı beyitte
ve yahut sen hüsn-i matla
iken ben,
bülbülün çığlıkları güle
ilân-ı aşk girizgâhlarında...
tut ki (ılık) bir yel,
değirmeninden hayat suyu akmakta...
tut ki hiçbir şey yokken aramızda
bir masaldan kopup gelen
peri padişahının kız(ı);
ne var ki kapanmış kulesi(ne)
okumakta “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı”*...
tut ki ben Rumeli
sen Anadolu Feneri...
tut ki gün gelmiş
kavuşmuşuz Marmara’nın sinsi mavisinde
tut ki, kaçmasın İstanbul elimizden
tut ki, kirle(n/til)mesin çocuksu saflığı
kucaklamasın her yüzüne güleni
varken bizim gibi aşığı
güneşin doğuşu ve batışı
şahitlik etsin onun mucizevî güzelliğine
*Orhan Veli KANIK 10.04.2005
Bengisu AKBULUT
10 Eylül 2008 03:07
maniac
favori şiirimdir Ankara,ne zaman dinlesem içim sızlar... Necip Fazıl ı unutmamak gerek.Ve kendi yazdıklarım da var ama...
Ankara
Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri sisli binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)
soyut bir sevdaya
beşik kertilmiş olan
dağda çoban,
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kız yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okun
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
(belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara'da,
yoksa bugün bir hayat
yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra.
Kimse keman çalmaz belki
Belki bu fiim hiçbir zaman
o kadar fiyakalı olmayacak ama
Hiçbir lahmacunda
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
tadını vermeyecek bir daha
Çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat Urfa'da hatta
Ama hiçbirinde
o kadar aç oturrnadım sofraya
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme
Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
dokunmasın için deği!
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak,
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u
aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi
dükkanının -ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitileyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden
umutsuzca içeri bakan,
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı esmer cesur korkak
çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra belki ahmed arifin aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı
O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim,nazlıdır ankara.....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.
10 Eylül 2008 03:22
_aşk_cadısı_
herkes kırılamaz
ipince bir dal olmak gerekir
kırılmak için
ama dünya kütüklerin...
ağlayamaz herkes
ağlayabilecek kadar büyümek gerekir
dünya ise küçüklerin...
sevemez herkes
bir orman olmak gerekir sevmek için
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/17028
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!
Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.