Oldum olası soğuğu,serinliği bol olan mevsimlere hayran kalmışımdır..Sonbahar benim hep önceliğim olmuştur..O donuk renklerin sokaklara hakim olduğu mevsim..Havanın ne sıcak ne de soğuk olduğu..Daha yaşanılabilir olduğu..
Nankörlük de etmemek gerek..Şimdi bakıyorum da pencereden,o görmekten rahatsız olduğumuz her şey beyaz bir örtü ile kaplanmış..Camın önünden geçen bir sürü kar tanesi..Yere düşen bütün kar tanelerinin birbirinden farklı olduğunu biliyor muydunuz?Hem de hepsinin..Binlerce,belki milyonlarcasının..Büyük bir mucizenin sadece küçük bir kısmı..
Karın -ufak ufak da olsa- ara vermeden yağmasına inat edercesine,yer yer güneş o sıcak yüzünü göstermekte..Hava durumu gibi oldu bu da..
Bulutlara doğru kafamı çevirdim de..Onları hiç bu kadar hızlı hareket ederken görmediğimi anladım..Kaçmak için bahane arıyor gibiler..Bu hızlarının kar yağışıyla bir alakası var mı onu da bilmiyorum..Gerçi bilimsel konuşmanın yerinin olmadığı bir yazıya doğru yol alıyorum..
Hakikaten..
Ne yapıyordum da kendimi bunları yazarken buldum?En son bir korku filmi izliyordum..Ne kadar da alâkalı değil mi?Tam da son satırları yazarken arka arkaya belki de sayamayacağım kadar hapşurdum..‘Çok yaşa..’ dediğinizi duyar gibiyim..Bu yönüm de babama mı çekmiş ne?Belki bunu da ben uydurdum..‘Oğlum şifayı kapmışsın,farklı açıdan bakmak için kendini kasıyorsun..’ da diyebilirsiniz..
Allahtan şu duygusal parçalar da var hani..Kulağımdaki bu melodiler mi beni ateşliyor anlamam..Ne zaman bunları dinlesem kendimi garip bir alemde buluyorum..Hani yazması da zor oluyor bu hâlde..Kulağında son ses çalan bir şarkının sözleri,aklındaysa bütün duygu ve düşüncelerin..Her biri birbirine karışıyor..Belki de daha güzel bir sentez oluyor..Hem edebi bir hata yaptığım takdirde bahanem de hazır artık..
Ne güzel söylemiş Hakan Yeşilyurt..Acıya gülmek diye..Bir de uygulayabilsek..
Ardından Sezen Ablam başlıyor..Yine mi güzeliz yine mi çiçek?
Gözümü kağıttan çevirip tekrar dışarıya baktığımda,karın şiddetini artırdığını,arabaların üzerinin biraz daha örtüldüğünü görüyorum..Bir anda çocukluğumdan görüntüler hızla gözümün önüne seriliyor..Dışarıya bakıyorum,yer aynı..Evet,çocukluğumu geçirdiğim yerde yaşıyorum hâlâ..Ama tek bir farkla..Artık o görüntülerdeki çocuk yok..Sadece eğlenmek için hayata bağlanan..Akşam yemeği için bile eve girmeyip,sokaklarda koşup oynayan..Gerçi kazık kadar adamsın,otur oturduğun yerde..
İnsan içindeki çocuğu hiç yitirmemeli..En zor zamanında onu ön plana çıkarıp,başka bir ifadeyle,onun arkasına sığınıp her şeyi geride bırakmalı..
Aslında içimdeki çocuğu kaybettiğimi falan sanmayın,arada bir gelirler bana böyle..Ne kadar neşeli anlarım varsa,o kadar da hüzünlü anlara sahibimdir..
Ne diyorduk?
Küçükken arabaların üzerlerindeki karlara elimle,hatta kollarımla dalıp,onları kartopu haline getirip arkadaşlarımla eğlendiğimi anlatmak isterken nerelere bağladım yine..
En iyisi mi siz alın çayınızı,kahvenizi;geçin bilgisayarınızın başına ya da televizyonunuzun karşısındaki en rahat koltuğa ve keyfinize bakın..
Bütün dertlerinizi ardınızda bırakıp gökyüzünde bir oradan bir buraya savrulan küçük pamuk topaklarını seyredin..