Ben çok nadir dikkat ederim annemin, babamın yaşlandığına.. Hatta belki bir elin parmağını geçmez.. İnsan 17 senedir aynı evde oturunce elbete ki bazı şeyler oturuyor, en azından taş bile anlam kazanıyor. Ben:
Sünnetimi bu evde oldum, Anadolu Lisesini bu evde kazandım, Her karnem bu eve girdi, üniversiteyi bu evde kazanamadım ve bir sonraki sene bu evde kazandım. 2 sene ayrı evde yaşadım, kopamadım; bu sene geri geldim.
Nerden aklıma geldi ? Camın pervazında sigaramı söndürdüm, bundan 10 sene önce annemin oğlum hiç süt içmiyorsun diye girdiği odada. Baktığım sokakta anne ben süt çocuğu değilim diye haykırasım da geliyordu o zamanlar, o yaşta..
Hatırlıyorum ablam, yine ablaydı o zaman gerçi, ben ben değildim.
Babam gençti, annem de öyleydi.. Ve hala öyleler sadece biraz değiştiler, belki de ben onları anlamaya başladım, onların çocuk sahibi olduğu bu yaşlarda..
En mutlu olduğun gün nedir diye sorarsınız, ne anadolu lisesi, ne üniversite, bisiklette iki elimi bıraktığım gündür bu mahallede ya da abilerin mahalle takımına çağırıldığım gün. Bir de ailecek bir özel günümüz oldu o
Sonunda hatırladağımız, düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliğidir. Bu galiba bir savaşta söylenmişti. Ya da her neyse işte.
Sonunda hatırlayacağım, gülen yüzler olacak.