ana sayfaya dön
ÜYE OL  GİRİŞ 

başlık ara
 
forum
forum > güncel > Romantik ve askeri kültür
miting teror siddet
Sayfalar: 1      şu anda 1 - 11
 
væringjar
væringjar
Romantik ve askeri kültür

AYŞE KADIOĞLU

İstanbul'da şehrin merkezi sayılabilecek bir bölgede, ana caddelerden birine bakan evimin penceresinden birçok bayrak görünüyor. Bazen gündüzleri, bazen de saat gece yarısını gösterdiğinde ve hatta sabaha karşı, ellerinde Türk bayraklarıyla, genelde 15-16 yaşlarında gençlerden oluşan gruplar bağırarak ve klaksonlar eşliğinde geçiyor. Bir iki gün önce, anaokulu öğrencileri geçti. Ellerinde bayraklar bağırıyorlardı: Şehitler ölmez, vatan bölünmez diye. Önde küçüklerden birinin elini tutarak yürüyen, öğretmen olduğunu sandığım genç bir kadın onlara bayrak sallayarak eşlik ediyordu. Penceremdeki görüntünün aynısı ekranlarda da var. Geçen gece çeşitli televizyon kanalları arasında dolaşa dolaşa izlediğim haber programlarında onlarca kez coşku ifadesine yer verildi. Coşkulu kalabalıklar ellerinde bayraklar, sloganlar eşliğinde yürüyor Türkiye'de. Nereye? Görünen o ki savaşa doğru yürüyorlar, beni de askere alın diye bağıran kadınlar ve erkekler elele. İnanması güç ama galiba kana kan, dişe diş şeklinde ifade edilebilecek erkeksi ve militer bir kültüre teslim olduk. Son günlerde, öldürülen PKK'lı sayısında artış var. Haberler artık daha ziyade bunlara yer veriyor. İntikam alınıyor merak etmeyin arkadaşlar havasında. Ülke semaları testosterondan geçilmiyor. Hemen her yerde erkeklik, cemaat havası ve askercilik kol geziyor.

Böyle bir ortamda, kadınsı, bireyci ve vicdani retçi olmak daha en baştan suçlu olmaya benziyor. Adeta kaybedilen genç canlara üzülmek için ille de milliyetçi olmak gerekiyor. Milli ve askeri cemaatin hepimizi yuttuğu bir noktadayız. Geçenlerde, bir futbol maçı öncesi, Bolu'da bir stadyumda seyirciler mavi komando bereleri giyip hep bir ağızdan asker andı içmişler, coşku içinde. Gazeteler, televizyonlar, kırmızı-beyaz ve haki renklerin hakim olduğu reklamlardan geçilmiyor. Tek vücut olmuş bir Türkiye'de birey olarak kalabilmek çok zor. Cemaat duygusunun cazibesini faşizmi çalışmış olanlar iyi bilir. Cemaatler, insanlara bireysel başarısızlıklarından, belki de boşa geçmiş olduğunu düşündükleri yaşamlarından sıyrılma fırsatı verir. Hep birlikte, cemaat olarak hareket ederken, aklın yerini coşkular alır. Hatta öyle ki, bir üzüntünün tetiklediği toplu eylemler bir süre sonra çıkış noktasından uzaklaşıp eğlenceye dönüşebilir. Sabaha karşı evimin önündeki caddeden slogan atarak geçen gençler, üzgünlüğü ve ciddiliği yitirmiş, aslında eğlenmeye başlamış gibiydiler. Ağlamak ile gülmek arasında gidip gelirken, aklı kullanmaya pek gerek kalmıyor. Türkiye'de futbol kültüründe yaygın olan coşku artık siyasal kültüre de egemen oldu. Coşkulu, romantik, erkeksi, askeri hisler ile birbirine kenetlenmiş olan Türkler dünyaya meydan okuyorlar. Siz hâlâ nefes alabiliyor musunuz?

Romantizm ve coşku

Penceremden baktıkça, aklıma faşizm düşüyor. Alman faşizmini George Mosse ve Hans Kohn gibi yazarlardan öğrenmiş iseniz eğer, faşizmin ortaya çıkmasından çok daha önce ortaya çıkmış olan romantik edebiyat üzerinde durmak gerektiğini bilirsiniz. Almanya'da 19. yüzyılın başlarında bir Aydınlanma eleştirisi olarak ortaya çıkan romantik edebiyat ile faşizm arasındaki ilişki son derece önemlidir. Romantikler 18. yüzyılın yaygın akılcılığını kıyasıya eleştirirler. Onlara göre bireyleri yönlendirecek olan pusulanın akıl ve muhakemeye değil de duygu ve sezgilere dayanması gerekir. Daha ihtiraslı olanlar daha dolu bir yaşam sürebilir. Örneğin romantizm, sanatçıları her şeyden önce ihtiraslı ve duygulu kişiler olarak tanımlar (hatta sanatçıları akıl-dışı ve temelde duygusal varlıklar olarak tanımladığı için J.J. Rousseau bile ilk romantiklerden kabul edilir). Romantizm bilinçaltının derinliklerini deşen, akıldışı ve coşkulu olan her şeyi yücelten bir tavrın edebiyatı, şiiri, hatta yaşamın kendisini zenginleştireceğini varsayar. Kohn'un ifadesiyle, bu öylesine bir derinliktir ki ölçüp kontrol etmekten ziyade, kişinin kendisini kaybetmesine yarar. (H. Kohn, Prelude to Nation-States, 1967, s. 169-170). Ölçmeye değil de içinde kaybolmaya yarayan bir derinlik... Ya da bir kara delik... Türkiye o delikten aşağıya hızla savruluyor. Coşku içinde, bağırıp çağırarak, alkışlarla, duygu yüklü olarak, akıllara ziyan bir şekilde.

Romantizmin siyasal alandaki önemli fikir babalarından Adam Müller'a göre kozmopolit bir toplumun üyesi olduğunu söylemek, cinsiyetinin ve şerefinin olmadığını söylemek ile aynı şeydir. (Kohn için de zikredilmiştir, s. 192-193). Böyle bir ifade karşısında insanın ben yapmadım hakim bey diyesi geliyor. Müller'e göre, insanların şerefli olabilmesinin tek yolu kendilerini daha yüce bir varlık için feda etmeye hazır olmalarıdır. Bu daha yüce varlık ise, 'millet'ten başka bir şey değildir. Belki de Türkiye'de akademide, aydınlanmayı çalışmaya verdiğimiz önemi, romantizmi çalışmaya da vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Kendimizi anlamak ve eleştirebilmek için. Duyguların kolaycılığına teslim olmamak, aklı daha iyi savunabilmek için.

Duygular ve Amerikan karşıtlığı

Türkiye'de milliyetçi ideolojinin doğuşunu, Yusuf Akçura'nın 1904 tarihli Üç Tarz-ı Siyaset makalesine götürmek mümkün. Çünkü bu makalede, Türkçülük siyasal bir akım olarak telaffuz edilmişti. Cumhuriyet'in ilk yıllarının önemli düşünürleri, milliyetçiliği, devleti muhafaza edebilmek ve Batılı olabilmek için bir araç olarak gördüler. Batı'da var olan milli egemenlik bizde de olmalıydı. Türk milliyetçiliğinin bu araçsal özelliği, Cumhuriyet tarihi boyunca hiç değişmedi. 1960'lı yılların Batı karşıtı hareketlerinin temelinde milliyetçi Türk sağı değil, Türk solu vardı. 1968'de Amerikan 6. filosu Türkiye'yi ziyaret ettiğinde yankee go home diye bağırarak eylem yapanlar solculardı. 11 Eylül saldırılarından sonra, ABD'nin Irak'ta başlattığı savaş bu durumu değiştirdi.

Bunun ardından gündeme gelen Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi olayı son derece ciddi bir Amerikan karşıtlığının malzemesi oldu. Bu konuyu işleyen ve Türklerin intikamını almaya odaklanan Kurtlar Vadisi-Irak filmi piyasaya çıktığında Can Dündar, Türk sağının Batıcılıktan kopmasına işaret eden Saflara hoşgeldin Polat! başlıklı son derece önemli bir yazı yazmıştı. (5 Şubat 2006, Milliyet). Artık Türk sağı ve solu, Amerikan karşıtlığında buluşmuştu. 2003 ve 2004 yılları, Ebu Garib cezaevindeki işkence görüntüleri eşliğinde, Türkiye'de Amerikan karşıtlığının yükseldiği yıllar oldu. Bugün de Türkiye'de başına çuval geçirilmişlik hissiyatı tavan yapmış durumda.
Türk milliyetçiliği Batıdan boşanırken, Türk milliyetçilerinin sokak eylemlerine destek veren, laik, Batıcı Türk seçkinleri, sokaklarda yankee go home diye bağırabiliyor. Acaba onlar ABD ile çatışmayı göze alırken, bağımsız Türkiye diye slogan atarken, Suriye veya İran ile yakınlaşmayı mı düşünüyorlar? Belki de duygularla hareket edince böyle hesaplara, ölçmeye biçmeye gerek kalmıyor. İnsanın aklına, 1886-1962 yılları arasında yaşamış olan bilge Sakallı Celal'in Bizler Doğu'ya giden bir geminin güvertesinde Batı'ya doğru koşuyor, Batılılaştığımızı sanıyoruz sözleri geliyor.

Son günlerde ABD'de, NATO ortaklığına rağmen, Türkiye ile olan ilişkileri, çıkmaza sokmaya eğilimli olan kesimlerin sesleri de yükselmeye başladı. Jonathan Foreman, National Review Online'da (22 Ekim 2007) ABD hükümetine, Türkiye ile olan ilişkisini yeniden gözden geçirmesi tavsiyesinde bulunuyor. ABD'nin Türkiye ile arasındaki stratejik ortaklığı, bölgedeki en iyi dostlarımız olarak nitelediği Kürtler ile kurulacak ortaklıklar ile ikame edebileceğine işaret ediyor. Özetle, ABD artık Türkiye'den vazgeçsin diyor.
Türkiye'nin laik, Batıcı seçkinleri ve çağdaş sivil toplum kuruluşları, bayraklı, coşkulu mitinglerde ABD karşıtlığı ve savaş çağrıları yapıyor. Hükümet ise, Kuzey Irak'a yapılacak bir operasyonun akıllıca ve ölçülüp biçilerek yapılması gerektiğini vurguluyor. Aydınlanma felsefesini tekeline alanlar duygu sellerinin önüne katılmış derinliklere doğru yuvarlanırken, aydınlanma karşıtı olarak görülenler akıl-fikirden dem vuruyor. Yoksa aydınlanmacılar romantik, romantikler de aydınlanmacı mı oldu, ne dersiniz?
 5   8 Kasım 2007 23:18   mesajın adresini al  
 
tilbac
tilbac
valla aydınlarmı gaz verıyor,hukumetmı tırsıyor onu bılmıyorumda, ıcınde bulundugumuz su kosullar bana 93 harbını anımsatıyo:S nede olsa tarıh tekerrurden ıbaret...
9 Kasım 2007 01:33   mesajın adresini al  
 
öteki
öteki
Adeta kaybedilen genç canlara üzülmek için ille de milliyetçi olmak gerekiyor.

Ve adeta sınır ötesine farklı açılardan bakanlara, veya serbest bırakılan askerlere hain gözüyle bakılıyor; kendini diğerleriyle birlik ve beraberlik duygularından başka bir şekilde ifade etmeyen bir toplumda düşünce üretmek, bireyselleşmek ne kadar mümkün?

Bir iki gün önce, anaokulu öğrencileri geçti. Ellerinde bayraklar bağırıyorlardı: Şehitler ölmez, vatan bölünmez diye. Önde küçüklerden birinin elini tutarak yürüyen, öğretmen olduğunu sandığım genç bir kadın onlara bayrak sallayarak eşlik ediyordu


Üniversitelerde apolitize olmaları için uğraşılan gençler gidin önce kendi ekmek paranızı kazanın, ondan sonra düşüncelerinizi de yeri geldiği zaman ifade edersiniz safsatalarıyla uyuşturulurken; küçük çocuklar vatanın geleceğininin bu sloganlarda gizli olduğunu sanmaya sevkediliyorlar. Kendisinin sınırlarını tanımayan var olmaya çalışan bir oluşuma en büyük darbe düşünce kanallarının bu şekilde tıkanması...

Ağlamak ile gülmek arasında gidip gelirken, aklı kullanmaya pek gerek kalmıyor.

Manik depresifler nasılki hiç bir sıkıntıyı içlerinde barındıramaz, tolere edemez ve kusarlarsa kendi tarihsel sorumluluklarımızın yükünü taşıyamıyor ve bir düşünce ayrılığında bile galeyana gelerek duygularımıza teslim olup eyleme döküyoruz yaşantılarımızı.
 2   9 Kasım 2007 17:30   mesajın adresini al  
 
uysalhan
uysalhan
aklı kullananlara ne kadar değer verildiği bir yana; ne kadar ayakta kalabilir ki?
soru sormanın vatana ihanet olduğu şu içinden geçtiğimiz sürece bakar mısın? hele bugün açılmış konu başlıkları birşeyler çağrıştırıyor mu düşünmek ve de-politize edilmişlik üzerine...
9 Kasım 2007 18:01   mesajın adresini al  
 
væringjar
væringjar
Üniversitelerde apolitize olmaları için uğraşılan gençler gidin önce kendi ekmek paranızı kazanın, ondan sonra düşüncelerinizi de yeri geldiği zaman ifade edersiniz safsatalarıyla uyuşturulurken; küçük çocuklar vatanın geleceğininin bu sloganlarda gizli olduğunu sanmaya sevkediliyorlar.

Güzel bir noktaya değindin. Üniversite çağında, neyin ne olduğunu anlayabilecek bir insanın bilgi sahibi olması istenmez tabi. Milli eğitim, küçük yaşta sorgulama yetisine sahip değilken, mutlak doğru olarak monte eder beyinlere...
9 Kasım 2007 20:26   mesajın adresini al  
 
chi sj
chi sj
duyguların tetikte olması için devlet-medya destekli 7/24 paranoya..ve bu öyle bir paranoya ki düşünceleriniz bir kenara,cümleniz içinde geçen bir kelime bile sizin o an karşınızdaki tarafından fişlenmeniz için yeterli..

millet olarak etnik meselelerde kafamızın karışık olduğu kelimeler var,karışık ama tarafları belli eden..mesela kürt sorunu mu pkk mı?tehcir mi yoksa ermeni soykırımı mı?o mu bu mu?

ama şu ki bir kaç zaman sonra bu dalga da bitecek,bugün sokaklara dökülenler sadece laf açılırsa şehitlerimizi unutmadık gibilerinden gazlanacaklar..öyle tabi,aksi takdirde ABD karşıtlığıyla bugünlerde el yüz yıkayan vatanseverlerimiz Amerikanın anında istihbarat kıyağından sonra hükümete neden 20 şehitin hesabını sormadılar?bu teknoloji vardıysa,mümkündüyse,ticari ilişkilerimizle övündüğümüz ABD 20 şehit verilirken nerdeydi?bizim hükümet nerdeydi?
ama şehitleri unutmadık..

duyarlı olmak bayrak sallayıp savaş*ı desteklemek mi,yoksa hesap sormak mı?vatan için canımı vermeye hazırım diyerek potansiyel şehit muamelesi görmek akıl işi mi?ben vatanımda ne için,kimlerin piyonu oluyorum demek vatanı önemsememek midir?korkaklıktır belki(!)..

*savaş dedim,sınır ötesi operasyon karşılığı da var bunun..tarafınıza göre gibi bir şey bu da(?)..

 1   10 Kasım 2007 01:15   mesajın adresini al  
 
mavera..
mavera..
9a 6 demis ki:

duyguların tetikte olması için devlet-medya destekli 7/24 paranoya..ve bu öyle bir paranoya ki düşünceleriniz bir kenara,cümleniz içinde geçen bir kelime bile sizin o an karşınızdaki tarafından fişlenmeniz için yeterli..


devlet desteği sözkonusu olmadı zira medyaya sansür vs gibi şeyler getirdiler,

hatta eğer süreci dikkatli izlediyseniz iş anti-amerikanizme varmaya başlayınca

celallendi hökümetimiz...şovenist gazlamaları, ırkçı tutumları eleştirelim derken

ulusal bir budalalık yapmaya lüzum yoktur, ulusal çıkarlar hepimize hitap eder

heleki bizlere, kuzey ırakta kurulacak ABD-İsrail destekli kürt devleti BARIŞ değil

daha fazla kan, daha fazla savaş getirecektir..adamlar kürtlere aşık olduklarından böyle bir şey yapıyor olamazlar herhalde..

bu süreçte anti-emperyalizmin gerçek sahibi solcular daha akıllı davranıp bu

süreci anti-abd kısmına yönlendirebilirdi...incirlik üssü kaldırılsın mesela...

bundan daha güzel bir zamanlama olabilir miydi?? halkın tüm dikkati bu noktadayken??

Türkiye solu maalesef çok ezberci...taktik strateji hak getire..yahu bari Sovyet devriminde Leninin tutumlarını örnek alır insanlar yok...

biz kala kala perihan mağdene kalmışız...
10 Kasım 2007 09:02   mesajın adresini al  
 
chi sj
chi sj
devlet adamları etnik milliyetçiliği ve bunun proragandasını her zaman desteklemiştir.
bunun doğruluğunu tartışmam,böyledir.

solcular öyle yapsın böyle yapsın,siz kimsiniz?siz ne yapacaksınız?
10 Kasım 2007 17:01   mesajın adresini al  
 
væringjar
væringjar
ulusal çıkarlar hepimize hitap eder

Ulusal çıkar savaşsa bana hitap etmiyor.
10 Kasım 2007 20:31   mesajın adresini al  
 
mavera..
mavera..
eğer anti emperyalist bir savaşsa bana hitap eder...

ezbere bir savaş karşıtlığı olur mu :)))
mart tezkeresinde abd çıkarları için bağtada gitmeye karşı çıkmıştık mesela..

ama bunun onunla ne alakası var??



væringjar demis ki:

ulusal çıkarlar hepimize hitap eder

Ulusal çıkar savaşsa bana hitap etmiyor.

10 Kasım 2007 21:51   mesajın adresini al  
 
væringjar
væringjar
Karşı çıktık evet ama kimseyi öldürmedik.


Ezbere savaş karşıtlığı olur. Bal gibi de olur. Savaş bir hastalıktır.
Sevmediklerimizi de öldürecek diye vebayı yararlı görmek ne kadar saçmaysa, savaşa koşulsuz karşı çıkmamak da o kadar saçmadır.

Bir gün gelir sizi de kurban seçer.
11 Kasım 2007 17:43   mesajın adresini al  
 
 
Sayfalar: 1      şu anda 1 - 11

sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin.
Hemen üye ol!

Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.

Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
ortakantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008