ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
Atatürk için, cumhuriyet demek demokrasi demekti.
1920'ler Anadolusu demokrasinin hiçbir koşuluna sahip değildi. Dünyada demokrasiler birer birer yıkılıyor, yerlerini baskı rejimlerine bırakıyorlar. Max Weber gibi bir toplumbilimci bile, demokrasiyi Marmaris'teki adam gibi tanımlıyordu:
Demokraside halk güvendiği bir önder seçer. Seçilen önder 'Şimdi sesinizi kesin ve bana itaat edin' der. Artık halk ve parti, onun işine karışmazlar.
İşte Atatürk, o koşullar içinde demokrasiyi kurdu. 73. yılını kutladığımız Cumhuriyet, Atatürk için demokrasinin kılıfı idi.
Demokrasinin hangi koşullarda varolabileceği bellidir.
Yoksulluktan kurtulmuş olma, sanayileşme, kentleşme, eğitim düzeyi, çoğulcu toplum, uluslaşma, kitle iletişim araçlarının gelişmiş olması...
1920'ler Anadolusu'nda bunların hiçbiri yoktu.
- Kişi başına düşen yıllık ulusal gelir sadece 67 dolardı... Topluiğne, kefen bezi bile dışarıdan geliyordu... Halkın yüzde sekseni köylerde yaşıyordu... Her on erkekten, ancak bir tanesi okuryazardı; kadınlarda ise bu oran binde dörde düşüyordu... Radyo henüz gelmemişti; en çok gazete İstanbul'da, 2 - 3 bin kadar basıyordu...
Yirmi kadar etnik kökenden insan vardı. Ama bir ulus yoktu. Yani aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında bir biz duygusu yoktu. Dayanışma duygusu yoktu.
Batıda demokrasiyi kurmuş olan sınıflar da yoktu.
Osmanlının tımar sistemi nedeniyle topraksoylu sınıf ( aristokrasi ) yoktu. Geri kalmışlık nedeni ile kentsoylu sınıf ( burjuvazi ) yoktu. Doğal sonuç olarak işçi sınıfı yoktu. ( Bir işyerine bağlı olarak çalışanların tüm ülkedeki toplam sayısı ancak 70 bin kadardı ) Ve Atatürk, Cumhuriyeti kurarken şu anlayışla yola çıktı:
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.
Atatürk bu yokluklar içinde neler yaptı?
Önce Anadolu insanını kulluktan yurttaşlığa yükseltecek adımları attı.
Laiklik... Eğitim devrimi... Köy Enstitüleri... Dünya klasiklerinin Türkçe'ye çevrilip yayımlanması... 404 halkevi, 4 bin kadar halkodası...
Ve kendi eliyle kaleme aldığı Vatandaşa Medeni Bilgiler kitabı... Yani daha ortaçağ karanlığında yaşayan - demokrasinin adını bile duymamış - bir halka, demokrasiyi ve özgürlükleri öğretmek, benimsetmek için yazılmış bir kitap...
Ya demokrasinin kurumları için yaptıkları?
Samsun'a adımını attığı andan öldüğü ana kadar, her şeyi halkı temsil eden bir Meclisle yürüttü. Çok partili döneme geçilmesi için çaba gösterdi. Başarısızlığa uğrayınca; partisi içinde her türlü görüşün filizlenmesine izin verdi.
Mecliste bağımsız bir grup oluşması ve muhalefet işlevini yerine getirmesi için - bazen en yakın çalışma arkadaşlarına karşın - direndi...
Ve bir de sivil toplum için yaptıkları var.
Hem de hiçbir şeyin devlet denetimi dışında kalmadığı faşizmin ve Nazizmin yükseldiği bir dünyada... Henüz ortaçağ karanlığını yaşayan bir Anadolu'da...
Daha ticari ortaklıkları düzenleyen yeterli mevzuat bile yoktu. Ama önce Anadolu Ajansı'nı, arkasından da bugünün TRT'sinin anası olan kurumu, birer anonim ortaklık olarak kurdurdu.
Kültür devriminin en önemli ayakları olan Türk Dil ve Tarih kurumlarını birer dernek olarak kurdurdu.
Dünyanın en gelişmiş sivil toplumları olan İskandinav ülkelerinin en belirgin sivil toplum örgütlerini, kooperatifleri Türkiye'ye getirdi. Üye oldu, öncülüğünü yaptı.
Bazılarına göre meğer Atatürk diktatörmüş...
Siz hiç, daha demokrasinin adını bile duymamış olan bir halka, demokrasiyi ve özgürlükleri öğretmek için, benimsetmek için kitap yazmış bir diktatör tanıyor musunuz?
Siz hiç, yasal muhalefet oluşması, bir muhalefet partisi kurulması için çaba göstermiş bir diktatör tanıyor musunuz?
Siz hiç, daha kulluktan kurtulamamış olan insanlarla, bir sivil toplumun temelini atmak için savaşım vermiş bir diktatör tanıyor musunuz?
Olabilir mi?
Hazır bazı devlet büyüklerimiz ( ! ) bir tükürük modası başlatmışken bir önerim var; Atatürk diktatördü... Kemalizmde demokrasi yoktur... Onu yıkmadan Türkiye'ye demokrasiyi ve sivil toplumu getiremeyiz! diyenlerin üzerinde bir deneme yapabilirsiniz.
Nasıl olsa yüzsüz oldukları için, hakaret anlamına falan da gelmez...
Ahmet Taner Kışlalı
hepimizin cumhuriyet bayramı kutlu ve mutlu olsun diyor, Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, üstadı da rahmetle anıyorum...
129 Ekim 2007 03:49
cenk_arkan1905
HEPİMİZİN CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN ARKADAŞLAR...
29 Ekim 2007 09:15
fralulet.gozde
bayramımıZ kutlu olsuN=)
29 Ekim 2007 10:24
elchina
hepimize kutlu olsun..
29 Ekim 2007 16:12
onur
cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.
Sadece 21 ekimlerde andığımız Ahmet Taner Kışlalı'nın yazısını koyan arkadaşıma teşekkür ediyorum.
29 Ekim 2007 18:16
chp_gençlik
hepimizin BAYRAMI MÜBAREK OSLUN... TEZATA BAK ::D:D: neyse HEPİMİZİN CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OSUN...
29 Ekim 2007 18:22
kafamagöre
nice cumhuriyet içinde yıllara...
29 Ekim 2007 20:01
witchontheroof
onur demis ki:
cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.
Sadece 21 ekimlerde andığımız Ahmet Taner Kışlalı'nın yazısını koyan arkadaşıma teşekkür ediyorum.
bu sitemkar bir maj mıydı bilmiyorum ama ahmet taner kışlalının fikirlerini paylaşan, yazılarından destek bulan ve her fırsatta anmaya çalışan bir insanım.
aydınlarımızdan yana milletçe kaybımız büyük... :S
30 Ekim 2007 01:58
witchontheroof
Cumhuriyet fazilettir
Bu iki sözcüğe, cumhuriyet bayramlarında Atatürk fotoğraflı panolarda veya askeri tatbikat adlarında rastlarız.
Gazi bu sözü, 14 Ekim 1925'te İzmir Kız Öğretmen Okulu'nu ziyareti sırasında söylemiştir.
Sultanlık korku ve tehdide dayalı bir idaredir. Oysa cumhuriyet fazilettir.
Atatürk'e cumhuriyet ile fazilet arasında bir bağ bulunduğu konusunda ilham veren, Montesquieu'dür.
Kemal Paşa, 1923'te cumhuriyet ve yeni anayasa hazırlıkları sırasında okuduğu İsmail Hakkı Babanzade'nin kitabı Hukuk-i Esasiyye (Anayasa Hukuku) kitabında, bu Fransız düşünürün görüşleriyle karşılaşmış ve ilgilenmişti. (Bkz: Gürbüz Tüfekçi, Atatürk'ün Okuduğu Kitaplar, T. İş Bankası Yayınları, 1983)
Kitabın 115. sayfasında şöyle yazıyordu:
Montesquieu'nün hükümet şekillerine ilişkin olarak ortaya koyduğu kural şudur:
Kavimler başlangıçta bir tek kişinin gücüne bağlıydılar, ki buna 'despotizm' denir.
Daha sonraları ise yalnız kendi yaptıkları yasaya uyarlar, ki buna 'cumhuriyet' denir.
Gazi, bu cümlelerin yanını işaretledikten 119. sayfada rastladığı bir cümlenin altını çizmiş ve yanına çarpı konmuştur. O cümle şudur:
Cumhuriyet ve demokrasileri yaşatan genel kural, siyasal fazilettir.
Halen Çankaya Köşkü kütüphanesinde 620 kayıt numarasıyla korunan bu kitabın, Atatürk'ün düşünce dünyasında olduğu kadar, Türkiye'de hâlâ süren anayasa tartışmalarında da etkili olduğu kanısındayım.
Kitaba Gazi'nin düştüğü notlar, altını çizdiği satırlar, onun cumhuriyeti neden bir fazilet rejimi olarak gördüğünün de kanıtıdır.
119. sayfada altı çizilen bir satırda şu teşhis yazılı:
Bir devletin baştaki yöneticilerinin çoğu namussuz olsun da, aşağı tabakada bulunanlar iyi adam olsunlar; bu güçtür.
Aynı kitabın 25. sayfasında şu notun altı çizilmiştir:
Anayasa, hukuk kuramlarına bütünüyle uyabilmek için bir ulusal meclisten çıkmış olmalıdır.
Bu paragrafın yanında Gazi'nin el yazısıyla yapılmış bir hesap vardır:
1923-1789=134
Gazi, kitabı okurken Türkiye'de devrimin ne kadar geciktiğini hesaplamıştır:
134 yıl...
Fransız Devrimi'nden bu yana Türkiye'nin kaybı, neredeyse 1.5 asırdır.
Cumhuriyetin kuruluş felsefesi
Anayasa Hukuku kitabındaki bazı satırlar, cumhuriyetin kuruluş felsefesine ilişkin olarak bugüne de ışık tutuyor.
Örneğin 189. sayfada Norveç'te kadınların erkeklerle eşit oy hakkına sahip oldukları, İngiltere'nin de bu konuda yoğun çalışmalar yaptığı yazılıdır.
Türkiye, bu konuda İngiltere'den de erken davranacaktır.
172. sayfada insanların kendi cinsleriyle topluca yaşamaktan başka çareleri olmadığı belirtilmiştir.
Gazi bu satırların yanını kalın çizgilerle işaretlemiştir.
Aynı paragrafta şu da yazılıdır:
Zorba hükümetler, ne şekilde olursa olsunlar, payidar olamaz, ayakta kalamazlar. Özgür bir ülkede ise yasalara uymak koşuluyla hükümetin buyruklarını eleştirmek de kınamak da caizdir.
Gazi'nin altını çizdiklerinden biri de şudur:
Özgürlük sınırları ne kadar geniş tutulursa, hükümet o ölçüde sağlam olur. (Sayfa 109)
'En kuvvetli zamanımız'
Gazi tam da bu kitapları okuduğu dönemde, 1923'ün eylül ayında arkadaşlarını odasına çağırdı ve cebinden çıkardığı bir notu okudu:
Fransız Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür.
Arkadaşlarına Bunu dün akşam Fransız ihtilal tarihini gözden geçirirken not etmiştim dedi.
Cumhuriyet sözcüğünün bizde karşılığı ne olmalı? diye sordu.
Kendisi Fransızca sözlüğe bakmış ve cumhuriyet kelimesinin Halka ait olan şey diye tercüme edildiğini görmüştü.
O sıralar yakın dostlarından bir komisyona, anayasa değişikliği için hazırlık yaptırıyordu.
Amaç, Anayasa'nın ilk maddesine cumhuriyet yazdırmaktı.
Ama en yakınları bile bunu erken buluyorlardı.
O buluşmada Yunus Nadi, Bunu en kuvvetli zamanımızda yapmalıyız deyince Gazi kalemini masaya vurdu ve dedi ki:
En kuvvetli zamanımız bugündür!
Cumhuriyete ihanet
Cumhuriyetin 84. yıldönümünü, bir savaş iklimi içinde, dört bir yandan kuşatılmışlık duygusuyla ve yurdu savunma refleksiyle bayraklar yükselterek kutlarken bir şeyi unutmamalıyız:
Evet, 134 yıl geciktik; ama arayı hızla kapattık.
Despotik zorba hükümetlerin ayakta kalamayacağını görüp, hükümetin buyruklarının da eleştirilebileceği, özgür bir ülke, namuslu yöneticiler elinde faziletli bir cumhuriyet için atağa kalktık.
Hemcinslerimizle birlikte yaşayacağımız, halka ait bir nizam kurmaya çabaladık.
Hükümetin daha da sağlam olması için özgürlük sınırlarını hepten genişletmeye çalıştık.
Anayasa'nın girişine bütün farklılıklarımıza rağmen bölünmez bir bütün olduğumuzu yazdık.
Bugün bölünme korkusuyla cumhuriyetin kazanımlarından vazgeçmek, özgürlüklerin önünü kesmek, despotizme gitmek, en başta cumhuriyete ihanettir.
Kendimize ve ulusun bir arada yaşama iradesine güvenmeliyiz.
En zayıf olduğumuzu sandığımız an, belki de en kuvvetli zamanımızdır.
Yeter ki, cumhuriyetin kurucu felsefesinden ve ona yön veren ideallerden kopmayalım.
Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun.
Can Dündar
30 Ekim 2007 04:54
onur
bu sitemkar bir maj mıydı bilmiyorum ama ahmet taner kışlalının fikirlerini paylaşan, yazılarından destek bulan ve her fırsatta anmaya çalışan bir insanım.
aydınlarımızdan yana milletçe kaybımız büyük... :S
sitemdi ama size değildi. kimseyi tanımadan böyle bir sitemde bulunmamın sebebi, çevremdeki genel ilgisizlik. keşke kitaplarının tirajı, cenaze ve anma törenleri kalabalığından daha fazla olsa. hepimiz üzülüyoruz ama çok azımız bu adam ne demiş diye merak ediyoruz.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/15443
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!
Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.