Otobüste,kuyrukta,sinemada beyefendi bakar mısınız diye başlayan o kavgacı ses tonunun sahibinden;ben hep verici oldum,ama ne gördüm karşılığında...bundan sonra kimseye iyilik yapmiycam.bana ne yaa! benzeri cümlelerle özgüven manyaklığının ilk tomurcuklarını atan ve ilerde bol damarlı,eze eze hakkını arayan teyzelere dönüşecek liseli kızlardan;normalde sinirlenmeyeceği bir olaya sırf yanında kız var diye aşırı tepki gösteren,kız boş ver gidelim, dedikçe, bi dakka selin diyerek iyice coşan o delikanlıdan;halkın yanındaymış havalarında bana baak! diye sağa sola parmak sallayan,sokak ağızlı köşe yazrlarından;gece yarıları spor programlarında anlatacağını,parmaklarını tuta tuta,biir...ikii..bi dakkaa,lafımı kesme...devam ediyorum üç... parodisiyle anlatan,anlatırken kafasını titreten futbol yorumcularından;aşırı özgüvenden alt çenesi öne kayan, ders almam ders veririm diyen teknik direktörümüzden ve her durumda 'gereken cevabın' ne olduğunu bilen 'boşluksuz insan'lardan bir dakika durmalarını rica ediyroum.bir dakika durup etraflarına baksınlar,yarattıkları 'büyük yorgunluğun' farkına varıp,bu 'özgüven terörü'nü durdursunlar.bir sürü insan,sabah öğlen akşam,özgüven şovmenlerinden,'hak edilmiş cevaplarını' almaya alışmış,hadleri ha bire bildirilmekten istiap haddini çoktan aşmış,güçlü-zayıf dentgesizliğini kabullenmiş yaşayıp gidiyorlar.kulaklarında özgüveni tam kıvamında abilerinden aldıkları uyarılar yankılanıyor:gerekirse eziceksin....hak...haddi...işte orda...bildir...yoksa kaybeden sen olursun...sen...sen...
Fırat Budacı'nın yazısından
ne kadar tanıdık bi manzara değil mi?Gereken cevabı vermek için güne uyanan binlerce insan var,onların suratlarını görmekten usanmış oldukarı için günü lanetleyen bi o kadarı daha...hızlı laf oturtan kazanır,çalışalım