1980 sonrası yetişen kuşakları tanımlamak için kullanılan ifadeler içerisinde en yaygın olanlardan biri de “80 sonrası apolitik gençlik”tir.12 Eylül’ün darbesiyle acılar çekmiş bir neslin kendinden sonraki ürünüdür bu kuşak(lar). 90’ların o ışıltılı, bol televizyonlu günlerine doğan o çocuklardan, babalarının, annelerinin gençliklerini, yaşadıklarını öğrenmek isteyen eden bazı meraklı olanları dışında, çoğu için politika, yozlaşmış, büyüklere bırakılması gereken, günlük hayattan uzak tutulan bir olgudur.
Politik olmak, aynı zamanda bu nesil için farklı olmanın, ya da marjinalleşmenin bir göstergesidir.Örneğin, komşu ülkede çıkan bir savaşa ve bunun sorumlularına karşı çıkmak, üstelik toplum içerisinde bunu belirtmek ne kadar ilginç bir şeydir günümüz apolitik genci için.Hele o sokaklara çıkan, pankart taşıyan, slogan atan gençlere ne demeli? Hepsi de savaşı durduramayacaklarını bile bile neden sokaklara dökülüp avaz avaz bağırırlar ki ?Oysa ki apolitik gençlik, toplumun eylem ve gösteri yapma özgürlüğü olduğunu, bunun da ötesinde bu özgürlüğün kullanılmasının bir anda savaşları, haksızlıkları durdurmasa da bu eylemlerin, insanların dikkatini çektiğini, insanların kendi kendilerine sorular sormaya başlamalarına neden olduğunu ve kamuoyu bilinci yarattığını görememektedir.
Ama unutulmamalıdır ki, apolitik olmak da bir anlamda sinsi bir politik tercihtir,çünkü insanlar bu tercihi yaparak aynı zamanda mevcut düzenden ve çarpıklıklardan memnun olduklarını sessiz bir sözleşmeyle beyan etmiş olurlar.Hem hayatın kendisinden, politik gündemden uzak durup, hem de günlük hayatta karşılaşılan sistem kaynaklı sorunlardan dert yanmak sadece boşluğa yakarmaktır.Zamlanan üniversite harçları, yeşil alanların ve ormanların yavaş yavaş azalması, trafiğin her geçen gün daha da sıkışması,meydana gelen terör olayları ve savaşlar hep birilerinin politik tercihleri sonucu hayata yansıyan gelişmelerdir.
Oysa ki hayatta yoldan geçen arabanın üstünüze sıçrattığı çamur yüzünden küfür etmekten daha faydalı şeyler de vardır , o yolları yapanlara(ya da yapamayanlara) en yakın yerel seçimde hesap sormak gibi .Ya da her gün lokantalarda, imalathanelerde gördüğünüz çocuk işçilere,sokakta mendil satan çocuklara üzülmekten,onlara acımaktan daha iyisi;onları bu duruma iten koşulları, kayıt altına alınmayan ekonomiyi, uygulanmayan çocuk hakları sözleşmelerini düşünmek ve bunlara kafa yormaktır.Belki de şu an için en iyisi yakın bir zamanda bir gazete alıp memlekette ne olup bittiğini biraz anlamaya çalışmaktır, eğer akşam televizyonda izlenecek bir dizi yoksa (ki hep vardır).
Bir gün hayatla yapılan sessiz sözleşmenin koşulları bozulursa; yani “hayat insana dokunursa” ve verdiklerini geri alırsa, “her şey birden nasıl da değişir”; işte o zaman “hayatında sanki bir şeylerin eksik“olduğunu görür insan*.İşte o zaman hayata geç kalınmış olabilir.
- alıntı -