ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
kopmaz kökler salmaktır oraya
kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
518 Eylül 2007 10:51
mutedil dalgalı
O olmazsa yaşayamam
O olmazsa yaşayamam. demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
O benim. diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
118 Eylül 2007 12:11
seytan ucurtmasi
bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
solarken albümlerde çocuklar ve askerler
yüzün bir kır çeçeği gibi usulca söner
uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
118 Eylül 2007 12:18
seytan ucurtmasi
13 nisan 1942’de, azerbaycan kökenli bir ailenin çocuğu olarak babasının yedeksubaylığı sırasında çatalca’da doğdu. çocukluk ve ilkgençlik yılları, ziraat müdürü olan babasının görevi nedeniyle türkiye’nin çeşitli yörelerinde geçti. ilkokul üçüncü sınıfa kadar kars’ta öğrenim gördü. ilk, orta ve lise öğrenimini çankırı’da tamamladı. bir süre ankara hukuk fakültesi’ne devam etti, dil ve tarih-coğrafya fakültesi felsefe bölümü’nün derslerini izledi, aynı fakültenin rus dili ve edebiyatı bölümü’nü bitirdi (1966).
ilk şiir kitabı bir ermeni general 1965’te, kitaplaşan ilk çevirisi 'ivanov' (anton çehov) 1967’de basıldı. mihail yuryeviç lermontov’dan ilk şiir çevirilerini de bu dönemde yaptı. 60’lı yıllar toplumcu kuşağının manifestosu niteliğindeki şiirlerden bir gün mutlaka'yı 1965’te yayımladı. 1969’da ismet özel, özkan mert ve süreyya berfe ile birlikte 'ant' dergisinde birkaç sayı yayımlanan 'toplumcu genç şairler savaş açıyor' başlıklı oturumda yeni toplumcu şiir üstüne görüşlerini açıkladı. 1970’de yayımlanan ikinci şiir kitabı bir gün mutlaka, kuşağının öncü yapıtlarından biri olarak kabul edildi. 1970’de ismet özel ile yayımlamaya başladıkları 'halkın dostları' dergisi geniş yankı uyandırdı. aynı yıl, maksim gorki’den çevirdiği 'yaşanmış hikâyeler' yayımlandı.
1970 yılı sonbaharında dört yıl sürecek ilk yurtdışı yolculuğuna çıktı. 1972’ye kadar londra ve paris’te yaşadı. paris’te louis aragon ve pablo neruda ile tanıştı. aragon’un yönetimindeki 'les ettres françaises' de, abidin dino çevirisiyle, bir gün mutlaka'dan bir bölüm yayımlandı. paris’te 'theatre de liberté’nin kuruluş çalışmalarına katıldı (1971). ilk oyun 'legendes a avénir' (
(geleceğe masallar) için bölümler yazdı. 1972 sonbaharında sovyet yazarlar birliği’nin çağrılısı olarak gittiği moskova’da yaklaşık iki yıl kalarak moskova devlet üniversitesi’nde stajyer olarak rus edebiyatı üzerine çalıştı. yurtdışında bulunduğu sırada, daha önceki dönemin ürünü çevirileri (puşkin, bütün hikâye ve romanları, 1972) ve yurtdışı dönemin ürünü şiirlerden oluşan üçüncü şiir kitabı yolculuk, özlem, cesaret ve kavga şiirleri (1974) türkiye’de yayımlandı.
1974’te ülkeye dönüşünden bir süre sonra muhsin ertuğrul yönetimindeki istanbul belediyesi şehir tiyatroları’nda dramaturg olarak çalışmaya başladı. 1975’te kardeşi nihat behram ile çıkardıkları edebiyat-kültür dergisi 'militan' (kimi sayıları beş bine ulaşan tirajıyla) büyük ilgi gördü. bu dönemde ne yağmur…ne şiirler… (1976), kuşatmada (1978), mustafa suphi destanı (1979), dörtlükler (1980) adlı kitapları yayımlandı.
1977’de bir atina gezisinde yannis ritsos ile tanıştı. 1978’de sofya’da dünya yazarları 1. kurultayı’na aziz nesin, yaşar kemal ve burhan arpad ile türkiye temsilcisi olarak katıldı. 1979’da türkiye yazarlar sendikası genel sekreteri oldu. aynı yıl, kızı barış doğdu. 'sanat emeği' dergisinin kurucu ve yazı kurulu üyeleri arasında yer aldı. 1980 darbesi sonrasında dramaturgluk görevinden ayrılmak zorunda kaldı. ne yağmur…ne şiirler…'in yeni basımının mahkemece toplatılması ve imhasına karar verildi. bir hafta selimiye’de göz hapsinde tutuldu. kitap daha sonra beraat etti. iyi bir yurttaş aranıyor başlığı altında topladığı şiirler türkiye’de siyasal kabare türünün ilk örneklerinden biri olarak birçok kez izleyiciye sunuldu (1981). aynı yıl yunanistan’da türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum adıyla yayımlanan kitabı, şiirlerinden yabancı bir dilde ilk seçmelerdi. kitap kısa sürede birkaç kez basıldı. dünya şairlerinden rusça, ingilizce, fransızcadan yaptığı çevirileri 'kardeş türküler' adlı bir kitapta topladı (1981). son yüzyıl büyük türk şiiri antolojisi'nin ilk çalışmalarına başladı.
1982 mart ayında barış derneği kurucu ve yöneticisi olarak tutuklandı. maltepe askeri cezaevi ve sağmalcılar cezaevi’nde on ay tutuklu kaldı. cezaevinde bulunduğu sırada, asya-afrika yazarlar birliği 1981 lotus ödülü’nü kazandı. şiirlerinden seçmeler tek ciltte yayımlanarak birçok kez yeni basım yaptı (1983). lermontov’dan şiir çevirileri kitaplaştı (hançer, 1983). 1983 kasım ayında, devam eden duruşmaların, katılmadığı son oturumunda 8 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.
1984 başlarında ülkeden gizlice ayrılmak zorunda kalarak fransa’ya gitti. bir süre sonra ailesini de – pasaport verilmediği için – yine gizlice ülke dışına çıkardı. 1989 haziran ayına kadar sürecek bu ikinci yurtdışı döneminde paris sorbonne üniversitesi centre de poetique comparée bölümü çalışmalarına katıldı. 1986’da paris’te fransızca türk edebiyatı dergisi 'anka'yı kurdu ve yönetti. türk edebiyatı özel sayıları olarak yayımlanan derginin yayını halen sürmektedir. bu yıllarda avustralya’dan finlandiya’ya birçok ülkede katıldığı toplantılarda konuşmalar yaptı, şiirlerini okudu. şiirlerinden macarcaya yapılan bir seçmeler 1988’de budapeşte’de europa yayınevince yayımlandı. almanya’da (daha sonra türkiye’de) kızıma mektuplar (1985), türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdum (1985) adlı şiir kitapları ve mustafa suphi destanı'nın yeni bir basımı yayımlandı. destan, sürgündeki 'halk oyuncuları' topluluğunca stockholm, paris, berlin, amsterdam gibi birçok avrupa kentinde sahnelendi (1987-1988). 1989 avignon tiyatro festivali’nde ilk türkçe oyun olarak sunuldu.
yurtdışında bulunduğu sırada türkiye’de 'son yüzyıl büyük türk şiiri antolojisi'; 'dünya şiiri antolojisi' (özdemir ince ile birlikte); 'çağdaş rus şiiri antolojisi'; 'çehov-bütün oyunları' (1. cilt), şiir üstüne yazıları 'yaşayan bir şiir' (1986); şiir kitapları eski nisan, bebeklerin ulusu yok yayımlandıktan ve hakkındaki davaların yargıtay aşamasında beraatle sonuçlanması üzerine haziran 1989’da ülkesine döndü. birkaç yıl simavi yayınları’nda editör, pendik belediyesi’nde kültür danışmanı olarak çalıştı.
90’lı yıllarda yazdığı şiirleri, sevgilimsin (1993); çeşitli dönemlerin ürünü yazıları, 'iki ateş arasında' (1989), 'nâzım’a bir güz çelengi' (1989), 'mekanik gözyaşları' (1990), 'şiirin dili-ana dil' (1997) adlı kitaplarda yayımlandı. aziz nesin ile ilgili anılarını 'aziz nesin’li fotoğraflar' (1995); gezi yazılarını 'başka gökler altında' (1996) adlı kitaplarda topladı. vera tulyakova’nın anılarından ve nâzım hikmet’in şiirlerinden oluşturduğu 'mutlu ol nâzım', dilek türker’in oyunculuğuyla türkiye’nin birçok yöresinde ve almanya’da birçok kez sahnelendi. belgesel bir oyun çalışması olan 'lozan', devlet tiyatrosu’nca antalya (1992,1993) ve istanbul’da (1993) oynandı. 1995’te türkiye yazarlar sendikası genel başkanı seçildi. 1995’te ismet özel ile mektupları 'genç bir şairden genç bir şaire mektuplar' adıyla kitaplaştırıldı. pen yazarlar derneği 2002 yılı dünya şiir günü büyük ödülünü aldı.
adam yayınevi’nce üç cilt olarak yayımlanan toplu şiirleri üst üste yeni basımlar yapmakta olup, cumhuriyet gazetesinde 'cumartesi yazıları' başlığıyla köşe yazılarını sürdürmekte, istanbul üniversitesi rus dili ve edebiyatı bölümü'nde doçent olarak görev yapmakta ve alkım yayınları'nın editörlüğünü yürütmektedir. son şiirleri, aşk iki kişiliktir (2000) ile yeni aşka gazel (2002) kitaplarında yer almaktadır.
kaynak: onur behramoğlu
118 Eylül 2007 12:20
seytan ucurtmasi
akşamüstü bir kahvede
bira içtim birkaç bardak
gazeteden yoruldukça
gelip geçene bakarak
kahvenin müşterileri
içerdeydi daha fazla
camlı terasta idim ben
çıkıntı yapan sokağa
sevimsiz bir kocakarı
torununu azarladı
bir köpek geldi içerden
camdan dışarıya baktı
salınarak geçip gitti
genç bir anne çocuğuyla
kasketli iki müşteri
bir şey konuştu patronla
biraz sonra geldi köpek
baktı yine aynı yere
tıraş edilmiş yüzünde
kederle ve ciddiyetle
kocakarı torununu
azarladı bir kez daha
karıştı iki kasketli
akşamın ıssızlığına
köpek yine gelip baktı
camdan ve hep aynı yere
yüzünde aynı ciddiyet
ve gözlerinde kederle
kocakarı içkisini
bitirmiş olmalıydı ki
çıkıp gitti torunuyla
biri bir kahve söyledi
az önceki anne çocuk
döndüler elde ekmekle
köpek yine gelip baktı
camdan ve hep aynı yere
bakıyor birkaç saniye
içeriye dönüyor ve
geliyordu çok geçmeden
bakmak için aynı yere
koyulaşırken gitgide
usul ve yumuşak akşam
eğildim ben de yavaşça
baktım köpeğin ardından
uzuyordu bomboş sokak
gelip giden azalmıştı
parketmiş birkaç araba
ve akşamın ıssızlığı
eğilip bir daha baktım
belirgin hiçbir şey yoktu
köpek ise arada bir
gelip bakıp dönüyordu
ben de bu notları aldım
bir şiir yazarım diye
yaşamın anlamsızlığı
ve ciddiyeti üstüne
118 Eylül 2007 12:21
seytan ucurtmasi
kaldığım odanın inik pancurlarını
sert bir rüzgar dövüyor şimdi
küçük yüreginde tanımsız kaygılar
sen de beni düşünüyorsun belki.
uzun bir ayrılık var önümüzde
aylarca, belki yıllarca sürecek olan
ben ya tel örgüler arkasından
bakacağım sana yine
yüzünü, ellerini
öpüp koklayamadan
ya da uzakta, bir sürgünde
sesinle yetineceğim sadece.
evimizde, bir gün önce
karanlık bir önseziyle
banta aldığım o türküleri
yeniden karşılaştığimızda
söyler misin bana yine.
118 Eylül 2007 12:29
ver pacıno
severim bu adamı...
118 Eylül 2007 12:55
sweetdreams
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır
Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar
118 Eylül 2007 13:09
^^^^
Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
118 Eylül 2007 14:07
ılnasniklipenyez
bölüm başkanımız kendileri:D
118 Eylül 2007 15:40
buz mavisi
Her an bir çarpıntıyı yaşamaktayım
Her an çılgın bir heves dağlıyor kalbimi
Tanrım, ben mi hayatı aşmaktayım
Yoksa hayat mı aşmakta beni...
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/14373
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!
Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.