Oturursun masaya, garson bir şişe rakı getirir, mezeleri siralar,kadehini doldurur, içersin!
hayir, rakı öyle içilmez...
rakının nasıl içileceğini, ya da nasıl içilmeyecegini bilelim..
raki güneş batmadan içilmez.
rakı yalniz başına içilmez,
duvara bakılarak içilmez,
rakı keyif için içilir,
dertlenmek için içilmez,
rakı sohbet için içilir.
rakı, şakadan, nükteden, işletmeden anlamayan bayır turplariyla
içilmez.
rakı gürültüyle içilmez.
rakı çabuk içilmez, içip masadan kalkilmaz.
rakı sofrasında fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir.
rakı sofrasında sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon
kabuğu konmaz,
rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da buz konur;
bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çikar, rakının hem
tadı hem keyfi kaçar.
rakının ana mezeleri dışında, ekstra mezeleri de vardir,
bir de 'göz mezesi' vardır ki....tahmin ettiğiniz değil, bakın o
nedir?
yahya kemal, her akşam sofrasını 'kuş sütü eksik' kurdurur, ama
çoğuna el bile sürmezmiş...
lakin sürsün, sürmesin hepsi hesaba yazıldığı için şef garson,
şaire, simdiki deyimle 'kıyak yapmış', sofraya kirmizi turp
koymamış...
yahya kemal gelmiş, oturmuş masaya şöyle bakmış garsonu çagırmış:
'nerede kırmızı turp?'
'efendim dikkat ettim yemiyorsunuz da...'
'ben sofraya konan her şeyi yemek zorunda değilim, onlarin bazıları
benim göz mezemdir!' demiş..
iyi analizler:)