|
büyüdüğüm kent.. gözlerime ışıltısını verdi..aktığını hissettim damarlarımda.. ama hala söyleyemediğim bir şeyler var ona karşı..
büyüdüğüm kent ne ışık taçlı Paris, ne amber kokulu Bağdat ne de kalbi buz tutmuş Alaska.. bu kent, ıslanır her güz yağmurunun gölgesinde, İmbat uçurur eteklerini, yakamozlar ışıldar gözlerinin derinliklerinde, çiçek açar her bahar sevincinde, yürek yangını çeker her Hıdırellez ateşler üstünden atlarken duyguları..
beni büyüren kent kolları arasına alır denizi, öylesine kucaklar.. İmbata yükler sevgisini her yaz, tüm Ege'yi dolaşıp yerinin sularına yüz vursun diye..
beni kendine dost bilen bu şehir, izlemiştir geceleri her yürek atışımda kıyılarında soklanışımı ve her göz göze gelişimizde -şehir ile ben- yaşlı bir balıkçı kayığı terk eder kıyılarını.. o, yine de yolunu şaşırmış bir ses, bir soluk için uyumaz bekler bütün gece..
yangın artığı bu dünyanın gülümseyen denizlere değen ucundadur büyüdüğüm kent.. boşlukta bir yıldızdır, okyanusta bir deniz kızı pırıl pırıl parlayan.. bir Ermeni matmazeldir, bir Musevi madam, bir köylü kızıdır zeytin toplayan..
uyanır gönlümün serçeleri her sabah, uçar mavi aydınlığına ve her sabah bu mucize kent hiç kullanılmamış bir zamanın göz kapaklarını açar, yaşam kokar zaman..
ne zaman bir parça deniz görsem o gelir aklıma, bir parça fesleğen, defne, kekik, bir parça da sevda..
|