ana sayfaya dön
ÜYE OL  GİRİŞ 

başlık ara
 
forum
2012 Marduk (daha önceki felaket)
mayalar toz bulutu marduk
Sayfalar: 1      şu anda 1 - 14
 
por una cabeza tango
por una cabeza tango
2012 felaketi budur arkadaşlar,içinde çok fazla polemik döndüğü de söyleniyo çok çevrelerce.
bu bakımdan içine girip çıkamayacağımız bi konu zaten.
dünyayı bekleyen felaketler serisinde daha öncelik olduğu için yazmak istedim.
daha önce hazırladığım bi sunum.istediğiniz yerde kullanımı serbesttir benim açımdan.en azından bilin,2029a neden kalmıcaz o_0



2012 MARDUK

Dünyamızın çok uzun bir geçmişe sahip olduğunu biliyoruz. Ve bu süre içersinde de çeşitli uygarlıkların dünya üstünde hüküm sürdükleri ve belli dönemlerde bilinmeyen sebeplerden dolayı bir anda yokoldukları da yazılı tabletlerden günümüz araştırmacılarınca da bilinmekte.Peki neydi bu oluşumların sebebi?

Bu konudaki incelemeler tarihin birçok döneminde yapılmıştı. Ama özellikle çağımıza hitaben ilk kıvılcımı yakan kişi Rus asıllı Amerikan Yahudisi Zecharia Sitchin olmuştur. 1976’da yazdığı ‘12inci Gezegen’ adlı kitap dünya genelinde ciddi yankılar yarattı. Kitapta dünya üzerinde gerçekleşen toplu kaos dönemlerini Marduk isimli,güneş sisteminin yörüngesinde gezinen bir gezegene bağlıyordu. Bu kişinin savını sağlam temellere oturtabilmesinin nedeni ölü diller aşamasına geçmiş antik diller alanındaki hakimiyetiydi. Bu sayede tabletleri anlayabilmesi için ikinci el çevirilerden çok daha güvenilir olabilecek kendi çevirilerini kullandı. Sümer,Babil,Mısır,Hitit,Pers ve İbrani kültürlerine ait tabletler, papirüsler, kaya yazıtları ve silindir mühürler üzerinde 30 yıla yakın bir süre çalıştıktan sonra bunları kitabına aktardı. Buna göre, güneş sistemimiz içinde binlerce yıl önceki uygarlıkların, tapınak rahiplerinin ve gökyüzü bilimcilerinin bildiği, ancak kültürün değişim sürecindeki büyük bir kopukluk nedeniyle bizlerin büyük oranda bilgisiz kaldığı büyük bir gök cismi vardı. Sümer kültüründe ‘Nibiru’ yani ‘ortadan geçen’ olarak adlandırılan bu gök cismine Mezopotamya’da Sümer sonrası dönemin egemeni olan Akat uygarlığında ‘Marduk’ adı verilirken,Mısır’da ‘Milyonlarca Yılın Gezegeni’ adıyla anılmıştı ve Hint,Pers,Hitit ve İbrani kültüründe de izlerine belirgin olarak rastlanıyordu. Bu bilim adamı, Sümer’den başlayarak Mezopotamya matematiğinde ve takvim sisteminde özel bir önem atfedilen,kutsal ‘3600 yıl’ döngüsünün, doğrudan doğruya bu gezegenin yörünge süresiyle bağlantılı olduğunu savundu. Bu da güneş sistemimizdeki yörünge süresini yaklaşık 250 yılda tamamlayan ve en uzak gezegen olarak bilinen Pluton’un bile çok çok ötelerine uzanabilen bir gök cisminin olduğunu öngörüyordu. Oldukça uzun bir süredir dünyada hüküm süren uygarlıkların bu cisimden habersiz olmalarını da hem bu uzun yörünge süresi nedeniyle gözlerden uzak kalmasına, hem de özellikle son ikibin yıl içindeki bilgi yitimine bağlıyordu. Marduk turunu tamamlarken yeniden Güneş’e ve dolayısıyla dünyaya yakın geçiş yapıyor ve dünya üzerinde güçlü çekim etkisinin sistem içinde yaratacağı istikrarsızlık ve değiştireceği dengeler nedeniyle yeryüzün kimi bölgelerinde hayli etkili olan doğal afetler yaşanıyordu art arda. Bu yüzden de ‘Büyük Tufan’ miti dahil olmak üzere dünyayı etkilediği varsayılan geniş çaplı doğal afetlerin birçoğunun ardında Marduk olduğunu düşünüyordu.

Kimileri onu,1969 yılında yazdığı ‘Tanrıların Arabaları’ adlı kitabıyla büyük sansasyon yaratan İsviçreli yazar Erich von Daniken ile aynı kategoriye dahil etmek istedi. Ama Sitchin’le von Daniken arasında temel bir ayrım vardı. Von Daniken eski çağ tarihine ilişkin bugün hala muamma olarak görülen ve açıklanamayan olguları aslında popüler kültür açısından oldukça başarılı sayılabilecek bir derlemede bir araya getirirken ‘yöntem uygulamak’ gibi hiçbir kaygı duymamış ve yalnızca yüzeysel olarak dokunup geçme yolunu seçmişti. Oysa Sitchin, daha işin başınca kullanacağı metodu belirleyerek işe girişmiş ve 30 yıllık bir araştırma sonucu bu bulgulara varmıştı. Herşeyden önce binlerce tablet ve papirusun orijinal dillerinden okunup deşifre edilmesi üzerine kuruluydu onun çalışmaları. Sitchin’in tezleri çarpıcı bir olguya dikkat çekti. Bu afetlerin toplumsal bellekte bıraktığı izler o kadar derindi ki, uygarlığın gelişim seyri içinde,çok erken tarihte ‘yıldız gözlem geleneği’nin beklenmedik biçimde ağırlık kazanıp gelişmesine yol açmıştı; çünkü binlerce yıl önce bu topraklarda yaşayan insanların deneyim ve tanıklıklarının güçlü etkileri,kimi büyük afetlerde ‘göksel gelişmelerin’ bağlantılı olduğu fikrini kolektif bilince kazımıştı. Gökyüzü gözlemciliğine olan ilgi ve tutkunun ardında ‘zamanı izleme ve hesaplama’ kaygısının yattığı söylenebilir ve büyük oranda doğrudur da. Ancak izlerini bilemediğimiz dönemlere dek geri giden ve birçok toplumda neredeyse saplantı haline gelmiş gökyüzü gözlemciliği merakının ardında, zamanı ölçme kaygısının ya da tarım dönemlerini belirleme isteğinin dışında faktörler de yer alıyordu.

Sitchin’in yaptığı çalışmalarda yapılan tek hata yörünge süresinin 3600 değil de 3661 yıl olmasıydı.

Maya ve Olmek uygarlıkları yirminci yüzyıl boyunca arkeolog,antropolog ve tarihçilerin ilgi odağı oldu. Hatta haklarında pek az şey bildiğimiz bu uygarlığın sakinleri, en çok da, astronomi ve matematik alanında çağlarını fersah fersah aşan bilgileri ve hassas hesaplamalarıyla şaşırttı bilim adamlarını. Yıldız gözlemciliğinde ve gök cisimlerinin hareketlerine ilişkin hesap ve çizimlerde günümüz uzmanlarına bile parmak ısırtan sonuçlara ulaşmışlardı. Basit ve ilkel bir mısır tarımı üzerine bütün ekonomisini kurmuş, cılız ve yoksul bir halk için alışılmadık bir ilerlemeydi bu. En önemli ve somut ürünü de,gök cisimlerinin hareketlerinin kaydedildiği günlükler ve astronomi arşivindeki bilgiyi kullanarak oluşturdukları, bugün ‘Maya Takvimi’ olarak bilinen zamanı ve göksel döngüleri ölçme sistemleriydi. ‘Uzun hesap’ denen takvim sistemine göre insanlık tarihi her biri 5125,36 yıl süren 4 büyük evreyi geride bırakmıştı ve beşincisinin içindeydi. ‘Güneşler’ olarak adlandırılan bu çağlardan şu anda içinde yaşadığımız ve sonlarına yaklaşmakta olduğumuz ‘Beşinci Güneş’ çağıysa yine bizim takvimimize göre 2012 yılının Aralık ayında sona erecekti.

2012 yılından, yörünge süresi olan 3661 yıl kadar geriye gidersek, İsa’dan önce 1649 yılı dolaylarında, böylesi bir çalkantı ya da değişimin, dünyayı etkileyen gelişmelerin izini bulabiliyor muyuz dersek cevap kesin ve net bir ‘evet’tir. Tam da o tarihlerde, Yakındoğu’dan Uzak Asya’ya ve Orta Amerika’ya dek etkili olan, çağın büyük güçlerini etkilemiş bir dizi doğal afet çıkıyor karşımıza.

Thera adasındaki büyük volkan milattan önce 1650 ile 1645 yılları arasına rastlayan bir tarihte etkinleşmiş ve bu bilinen en büyük volkanik patlamalardan birini oluşturmuştu. Araştırmacı ve yazar Charles Pellegriano, ‘Thera volkanı patlarken dünyanın tarihini de değiştirdi’ diyor ‘Unearthing Atlantis’ adlı kitabında. Günümüzden yaklaşık 5000 yıl kadar önce Ege Adaları ve Batı Anadolu’nun kimi sahil kasabalarına egemen olan Minos uygarlığının en önemli kentlerinden biri, bu ada üzerini kurulu olan Akrotiri’ydi. Belçikalı Dr.Jan Driessen’e göre; Volkanik patlama rekor miktarda magmanın yer değiştirmesine neden olduğu gibi, atmosferde kilometrelerce yükseğe dek erişen yoğun ve kalın bir duman tabakasını yaratmış;bu tabakanın hızla yayılması sonucu Ege adalarının, Anadolu’nun, Doğu Akdeniz kıyılarının ve Mısır’ın üzerini kaplayan siyah bir örtü, gündüzlerin günışığının, geceleri de Ay ve yıldızların görünmesini engellemişti. Diğer yandan çok büyük miktarda magmanın ani hareketi yeni depremleri tetiklemiş, deniz tabanında meydana gelen büyük sarsıntılar; Mısır, Filistin, Lübnan, Suriye kıyılarına ve Kıbrıs’a, Batı Anadolu’ya ulaşan tsunamilere neden olmuştu. Ancak zincirleme afetlerin etkileri bununla da sınırlı kalmıyordu. Dr. Driessen’e göre Thera patlamasını da içeren doğal afetlerin kısa ve uzun dönem etkileri söz konusuydu: Kısa vadeli etkilerin birincisi, depremlerin yarattığı korku ve tedirginlikti. Ardından, volkanik patlama sonucu oluşan duman tabakasının yarattığı karanlığın psikolojik etkileri bölge halklarının moral, düzen ve iç düzenlerini etkilemişti.

Uzun vadede ise Güneş ışığından yoksun kalan ve fotosentez yapamayan bitkiler, ekinler çürümüş, tarımsal üretim darbe almıştı (ki 3650 yıl önce ekonominin can damarını tarım oluşturuyordu.) Volkanik patlamayla gökyüzüne dağılan sülfürik asit zaman içinde yere çökmüş, akarsuları zehirlemiş, bu sulardan içen hayvanların ölmeleri sonucu hayvancılık ve taşımacılık sekteye uğratmıştı. Atmosferdeki dengelerin bozulması sonucu 'vokanik kış' adıyla bilinen bir etki devreye girmiş ve yaz aylarında dondurucu soğukların yaşandığı kısa süreli bir iklim değişimi ortaya çıkmıştı.

Güçten düşen ve dizleri üzerine çöken bir ekonomi, özellikle de 3650 yıl önce, düzenin, otoritenin ve asayişin ciddi biçimde sarsılması demekti. Afetler sırasında psikolojik durumu da etkilenen toplumların yer yer yaygınlaşarak başlattığı isyanlar ve merkezi otoritenin sahibi hanedanların askeri güçlerinin bozulup dağılması, İsa'dan önce 1645'ten itibaren, eski dünyanın bilinen hemen bütün büyük uygarlıklarının ciddi sarsıntılar yaşaması sonucunu doğurdu. Birçok uygarlık çöktü, ayakta kalabilenlerde yönetimler değişti ve hemen tüm eski dünya, uzun yıllar sürecek bir kaos ortamına adım attı: Ege'den Ortadoğu'ya, Hindistan'dan Çin'e ve hatta Orta Amerika'ya dek.

Daha öncesine ve daha sonrasına ilişkin belge ve kayıtlar birçok yerde bol miktarda ele geçmiş olmasına karşın, 1650 ile 1550 yılları arasındaki dönem, tarihçilerin ellerindeki kronolojilerde bıçakla kesilmiş gibi bir boşluk yaratıyordu. Çünkü bu dönem boyunca, çağın önemli devletleri büyük sarsıntılar yaşamış; krizi atlatamayanlar tarihten silinmiş ya da büyük yaralar almışlardı.

Bakalım eskiçağ toplumlarının yıldız gözlem birikimlerinde, mitlerinde ve inanç sistemlerinde, Sümer'den başlayarak oldukça geniş bir kültürel coğrafyaya yayılmış, saygı duyulan ve korkulan bir gök cisminin varlığına ilişkin bilim dünyası neler söylüyor?

Güneş Sistemi içinde, büyük kütleli bir 'Onuncu Gezegen' olması gerektiğine ilişkin ilk görüş ve teoriler, 1930'da Pluton'un keşfinden sonra ortaya çıkmaya başladı. Uranüs ve Neptün'ün yörüngeleri üzerinde 'rahatsızlık' yaratan bir unsurun varlığı matematiksel olarak saptanmıştı çünkü ve oldukça küçük olan Pluton'un bu rahatsızlığın kaynağı olamayacağı düşünülerek yeni arayışlara girildi. Astronomi çevrelerinde, 'Gezegen X' adıyla anılan bir gök cisminin saptanmasına yönelik çalışmalar da giderek hız kazandı.

1970'li yıllarda gökbilimci Tom Van Flandern, uzun hesap ve araştırmalardan sonra Uranüs ve Neptün'ün yörüngelerinin 'beklenen değerler'e uymadığı düşüncesiyle, çalışmalarını derinleştirdi ve bir onuncu gezegenin varlığı konusunda kesinlikle ikna oldu. Hemen ardından, meslektaşı Robert Harrington'ın yardımını istedi ve iki bilim adamı, oldukça uzun ve yoğun bir araştırmanın içine girdiler. Harrington da bilinmeyen bir gezegenin varlığı konusunda bütünüyle ikna olmuştu ama bir süre sonra Van Flandern'le aralarında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Harrington, Uranüs ve Neptün'ün yörüngeleri arasına yerleşen bir 'Gezegen X' olması gerektiğini düşünüyordu. Van Flandern'e göreyse söz konusu gök cismi Neptün'ün yörüngesinin çok ilerisinde olmalıydı. Ancak her iki bilim adamı da, 'Gezegen X'in fazlasıyla eliptik bir yörüngeye ve çok uzun bir dolanım süresine sahip olması gerektiği konusunda hemfikirdi.

Seksenli yılların başında, Voyager I uzay sondasının yolladığı veriler değerlendirildikten sonra, Uranüs ve Neptün'ün yörüngesinde 'rahatsızlıklar' olduğu yolundaki eski hesapların yanlış olduğu açıklandı, çünkü Neptün'ün kütlesi daha önce hatalı hesaplanmıştı. Böylece, bir 'Onuncu Gezegen' arayışını gerektiren koşullar ortadan kalkmıştı kimi bilim adamlarına göre.

Gelinen son duruma rağmen NASA’da ve başka yerlerde çalışan bilim adamları bu teoriyi farklı şekillerde sundular. 1983 yılında kısa süreli bir görev için yollanan IRAS adlı kızılötesi tarayıcıdan bu doğrultuda oldukça heyecan verici bilgiler gelmiş ve ajanslar tarafından bunlar 'flaş haber' anonsuyla bütün dünyaya duyurulup, uluslararası medyada ciddi yankı yaratmıştı. Haber, Orion takımyıldızı hizasında, oldukça iri ve kırmızı renkli bir gök cisminin, Güneş'e doğru yaklaşmakta olduğunu bildiriyordu! Astronomi gündeminden bir türlü çıkmayan 'Gezegen X'in, eski Sümer, Babil ve Mısır yazıtlarında belirtildiği gibi Orion yönünden, üstelik tam da Yuhanna'nın Vahyi'nde sözü edildiği üzere bir 'kırmızı ejder' benzeri yaklaşmakta olduğu haberi, büyük sansasyon yaratmıştı. Ne var ki, bu haber medyaya sızdıktan sonra NASA konuyla ilgili bilgi akışını kesti ve sessizliği yeğledi. IRAS'ın kısa süreli misyonu bittikten sonra ve olayın üzerinden epey zaman geçtiğinde, 'O bulduğumuz, uzaklardaki bir galaksiydi aslında, gezegen değildi' dendi ve başta haber ajansları olmak üzere bütün medya, 'gereksiz yere sansasyon yaratmakla' suçlandı.

Bugün böyle bir gezegenin olmadığı savı iki temel nokta üzerinde kurulmuştur; Neptün'ün kütle ölçümüyle ilgili yanılgı yüzünden yanlış değerlendirilen 'yörünge rahatsızlığı' olgusu ve IRAS'ın aslında uzak bir galaksiyi 'yanlış alarm' sonucu gezegen olarak duyurduğu, ama buna karşın medyanın bu hatalı bilgiyi sansasyon amacıyla kullandığı iddiası. Bir de, şu artık çok sıradanlaşmış, 'Böyle bir gök cismi olsaydı, şimdiye dek mutlaka fark edilirdi' savı. Fakat bu tür gökcisimlerinin farkedilemediği hakkında elimizde çok yakın zamandan bir örnek var: William Bradfield tarafından Mart ayının son haftasında keşfedilen C/2004 F4 kod adlı kuyrukluyıldız, bu keşiften yalnızca 3 hafta sonra, 17 Nisan 2004'te, 'burnumuzun dibi' sayılacak bir yakınlıktan geçti ve oldukça da iriydi. Yani, Güneş'e en yakın geçişini yaptığı andan yalnızca 24 gün önce saptanabilmişti bu kuyrukluyıldız ve oldukça da ilginç sayılacak özelliklere sahipti: Yörüngesi Ekliptik düzlemine 65 derecelik bir açı yapıyordu; bütün gezegenlerin aksine saat yönünde dönüyordu ve yörünge süresi de 3666 yıldı..!
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
por una cabeza tango
por una cabeza tango
3 sayfalık bir yazı aslında
ilginizi çekerse okuyun,çok vaktinizi almaz.
bu zaten uzun bir yazı dizisinin 1 haftada en çok kısaltılabilmiş hali..
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
-aéquítas-
-aéquítas-
kasamadım walla
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
daisy=) **kaidena**
daisy=) **kaidena**
:S:S:S

inat ettim okuyorum!!
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
no control
no control
uh...okuyacak derman bulamıyorum :)
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
diela
diela
okudum ama biraz karışık geldi
uzun hali herald daha anlaşılır olur..
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
no control
no control
okuyan arkadaşlara saygı ile yaklaşıyoruz :))
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
neocan
neocan
valla bende böyle bir gezegen olsa çoktan farkedilirdi görüşündeyim, zaten yörüngesini tamamlamasına 4 yıl kalmış ve toplam 3600 senede tamamlıyosa yakınlarda biyerde olsa gerek :D yada gezegenin yörüngesi cidden çok büyük ve farkedemiyoruz....
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
kaan dinçer
kaan dinçer
çok uzun
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
umurr
umurr
biri özetlesın ya dunyanın sonu ne zamn ..haybeye kasmayalım okul bitirmek içın
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
barracuda
barracuda
Güzel bir özet olmuş.. İlgili kişilere daha detaylı bilgi için Burak Eldem'in 2012 Marduk'la Randevu isimli kitabını öneriyorum..
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
kafamagöre
kafamagöre
okuyan özetini çıkarıp yazabilirmi?
~ 355 gün   mesajın adresini al  
 
.pandora
.pandora
ılk bastakı yazıyı yazan ve 2012 mardukla randevu kıtabını tavsıye eden arkadaslarımdan
marduk'un olası cıkısının ınsanlıgımıza ve dolayısıyla gunluk hayatımıza etkılerını paylaşmalarını rıca edıcem
baslık ve yazı ıcın tesekkur etmekle beraber gereksız detaylarla yorucu hal almıs olmasınada dıkkat cekıcem
~ 354 gün   mesajın adresini al  
 
narrative
narrative
ewt okudum. sonra :S
~ 353 gün   mesajın adresini al  
 
 
Sayfalar: 1      şu anda 1 - 14

sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin.
Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
ortakantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008