ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
1958 yılında İstanbul'da doğdu. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde bitirip Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. 29 yaşında, İstanbul'da yeryüzünü bıraktı, yaşama karşı ölüm dedi. intihar etti. Sylvia Plath sevgisi, Marmara'yı ölümde de sevdiği şairin yazgısıyla birleştirdi. Plath üzerine inceleme yaptı. Bu şairin, bireyin yalnızlığına ve varoluş sorununa bakışı, genç şairi etkiledi. Şiirlerinde çoğunlukla 1. tekil kişinin düşle gerçek arasında gidip gelen kırılgan izleklerini kullandı. Şiir Kitapları: Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1980), Metinler (1990), Kırmızı Kahverengi Defter 1993. (Günlük).
~ 369 gün
sweetdreams
Zelda Nilgün Marmara'ya dair birkaç şey,ya da hiçbir şey...
Azımsanamayacak kadar ölmüşüm / Azımsanamayacak denli ölüyüm... Geliyorlar, bu evde doğan yeni bir ölümü görmeye; koşarak, düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek... Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostlarının yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını geliyorlar. Ölüm sessizligi, toz ve küf kokan evden ayrıldıktan sonra seviniyorlar canlıyız diye. Ölüm evini ne kadar da ürperitici anlatıyor Nilgün Marmara bu sözleri ile ama onun için oldukça doğal olsa gerek bu sözler,hayatının yakın geleceğinin provasını yaptı belki de kimselere söylemeden.29 yıl sancılı geçiyor Nilgün Marmara için,çığlıklarını kelimelere dökerek sessizce bu oyunu bitireceği günü bekliyor sanki,Slyvia Plath'i akademi tezinde incelemiş olması bize hayatta tesadüfün olmadığını mı gösterir yoksa sadece hayatın bizimle dalga geçtiğini mi gösterir bilinmez ama onu etkilemiş olduğu muhakkak.
''Ey, içine bakan gözlerimin yoksul gölgesinde kendini açıklayan gerçeklik! her kopuşla adını yineleten umut! Bir serin yaşlı-bahar özlemi, acı kar fırtınaları beklentisi kuşlarda ve alıcısı olamayan iki mevsime, zamanın kapanabilmesi devrimi!''
''Bir sabah bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bir acıyla uyanıyorum, bundan böyle, nereye baktığı bilinmeyen gözlerinizle her karşılaştığımda katlanacak bir acıyla.'' Hayata alışmak zordur,daha doğrusu acılara alışmak zordur.Bazıları içinse bu katlanılamaz olur,bazen içinde birikenleri kelimelere dökmek yetmez.Zelda için de böyle olmuştur,hayat bir bekleme odasıydı onun için uslu bir kız gibi bekledi 29 yıl.Bu bekleme odası anlaşılmazdı onun için,bekleme odası da onu anlamıyordu nihayetinde.Olmaması gereken yerlerde dolanıyordu,hayatta var olması bir yanlışlık üzerineydi sanki.''Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzel!Yitip giden bu işte''diyordu hepimizin içini okuyarak.Çocukluğumuzdan sonraki dönemler sıkıntılıdır,koruma haznesidir çocukluk,oradan çıkmak zorunda kalmakla birlikte saflığı da yitiririz.Yalan zamanlar,aldanmalar,yalnızlıklar,sorgulamalar bir gölge gibi peşimizden gelecektir ömür boyu.En çok da Zelda'nın peşinden.Sonra çığlıklarını kelimelere dökmeye devam eder:
''Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben.'' ''Yerleşik yabancılığın acısını''hisseden Zelda anlayamadığı,tahhammül edemediği gibi bu bekleme odasına girip çıkan insanlara da uzak kalmıştı.Olan bitenin gerisinde kalanları görmüştü ve şöyle seslenmişti ''sağ kalanlara'':
''bütün yalnızlıklarınızın ilenci
korusun çoğulluklarınızı
cinnet koyun erdemin adını
maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın
hepiniz mezarısınız kendinizin...''
''anlamın ötelendiği an'larda
kendini bulmaya çalışan ben kaç kere
bir intiharın ellerinden tutmaya çalışacaktı.....
....hantal akşamların saadet öyküleri nasıl da
yabancısı olduğumuz şeylerdi..''
Nilgün ölmüs. Besinci kattaki evinin penceresinden kendini asağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi.
çok degişik bir insandi Zelda. Aksamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden degiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. çok da gençti. Sanırım, otuzuna değmemisti daha. Ece ile Gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan şöyle söz ettim: Bu dünyayi başka bir hayatin bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu.
Dönüp baktigimda bir aci da buluyorum Nilgün'ün yüzünde. O zamanlar görememisim. Bugün ortaya çıkıyor.(Cemal Süreya)
kış uykusundaki bir melekti Zelda. 'nasıl da düzdür ve düz bir tümcede intihar edecektir şair'. Ve 13 Ekim 1987'de evinin balkonundan yavaş adımlarla terkedecektir bekleme salonunu. Daha 29 yaşında. ölüm egemen olmuştur.Muhteşem bir ölüm, kalan sağların kabul edemeyecekleri kadar kusursuzdur bu son. 'Bir akşam vakti, yirmi yedi yaşında; o dokunulmaz güzelliği ve ağzının kenarında ışıldayan o masum kanla kendisini boşluğa bıraktı... Tanıklar söylüyor, yere düşerken hiç çığlık atmamış.(Cezmi Ersöz)
Sonun daha doğrusu başlangıcın veda kelimelerini bir bir yazdı Zelda ömrü boyunca ve sonunda bekleme odasından belki de hiç bir zaman kavuşamadığı huzurla bıraktı kendini düşüşe.ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini gördüm ben!diyordu ve artık beklemenin anlamı yoktu.Çünkü ''Hayatın neresinden dönülse kar''dı ve giderken bize''Ölürken kahkahamı bırakacağım''demişti,çırpınan halimize gülüp komediyi bırakmak istemişti.
'Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi bir gün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.'Sonra buradan giderim bir hiç için...'
'...............
ilk dizesi olmayan bu şiir
öncesiz bir dala benzeyecektir
Nasıl ki başlangıcı yoksa yolculukların
Sonu da yoksa
Ağaçsız bir dal gibiyse her yolculuk'
'ölüm buraya kadar!'
~ 369 gün
sweetdreams
Kuğu Ezgisi
kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.
ne zamandır ertelediğim her acı,
çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir -
sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
dost kalmak zorunda bana ve
sizlere!
çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,
uykusunu bölen derin arzudan.
büyüsünü bir içtenlikten alırsa
kendi saf şiddetini yaşar artık,
-bu şiir -
kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü,
ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
sevda ile seslenir sizlere!
Nilgün Marmara
~ 369 gün
sweetdreams
Düşü Ne Biliyorum
Kimdi o kedi, zamanın
eşyayı örseleyen korkusunda
eğerek kuşları yemlerine,
bana ve suçlarıma dolanan?
Gök kaçınca üzerimizden ve
yıldız dengi çözüldüğünde
neydi yaklaşan
yanan yatağından aslanlar geçirmiş
ve gömütünün kapağı hep açık olana?
Yedi tül ardında yazgı uşağı,
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
ve bağlanmıştır körler
örümcek salyası kablolarla birbirine
sevişirken,
iskeletin sevincini aklın yangınına
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.
Yine de, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
çekerken beni kendi göğüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu
düşler marketinin,
uyanıyorum küstah sözcüklerle:
Ey, iki adımlık yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!
Nilgün Marmara
~ 369 gün
sweetdreams
Yalnızlık
cok yalnızım, mutsuzum
göründüğüm gibi degilim aslinda
karanlıklarda kaybolmuşum
bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandir
aradıkça batıyorum karanlik kuyulara
kimse duymuyor cığlıklarımı
duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
bense insanlarin bu ilgisizligi karşısında ilgiye susamışıim
ümidimi yitirmişim
biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim herşeye
veda edeceğim
Nilgün Marmara
~ 369 gün
sweetdreams
Bu gecelik bu kadar,okuma zahmetine girmiş arkadaşlar aykırı bir şairle tanışmış olacaklar bilenler tekrar Nilgün Marmara dizelerini hatırlamış olacak.İkisi de güzel aslında...dizeleri hazmedebilirsek ne ala...
~ 369 gün
_lulu_
çokkkk güzell
sweetdreams demis ki:
Yalnızlık
cok yalnızım, mutsuzum
göründüğüm gibi degilim aslinda
karanlıklarda kaybolmuşum
bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandir
aradıkça batıyorum karanlik kuyulara
kimse duymuyor cığlıklarımı
duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
bense insanlarin bu ilgisizligi karşısında ilgiye susamışıim
ümidimi yitirmişim
biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim herşeye
veda edeceğim
Nilgün Marmara
~ 369 gün
por una cabeza tango
eski sevgilisi kaan ince
2 şubat 1970 ankara doğumlu, ağustos 1992'de istanbulda ümit otele geldi.atlayarak ömrüne üç nokta koyduğunda sadece 22 yaşında olan genç şair. nisan 1992'de yasar nabi nayir genclik odulleri birincisi mektup adlı şiiri:
yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı geceyle, savrulurdum. gozyasi kokusuyla dolu bir kugu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz mavisi duman, sessizliğim. aktım ölü deniz kiziyla gokkusagi saklı mektubun içine, pulumuz ruzgar oldu, postacimız guvercin. civa gibi eridik kabımızda. kirmiziya gittik. hemen yokladım yüzümü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. iyice şaşırmıştı alıcısı vapur ıslığımızın. saplandı gözlerimin ışığı yeni güne.
mermer bir kayikla geri döndük
diğer yarısına acının,
usulca çekildi deniz,
son bulduk, yenildik.
artık yataksız bir liman yüreğim, soguk ve los. kırık
düşlerim. serçelerde gözlerimin buğusu. buruk içim.
böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
sabahın en serin ucunda bağıran ben
intihar edecekmiş gibi sıkılıyorum
düşük boynuma asılı sonbaharı.
çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kırıntılarımızla boğulduğumuz odaya.
düştü saat duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: imdat.
akrep soktu kendini. çan sesleri, ezan sesleri, mart sesi,
çatılarda kaldı gecenin gizi.
unuttum mektubun içinde boğulduğumu. elveda.
~ 369 gün
por una cabeza tango
Nilgün Marmara'nın Kaan İnce intihar ettikten sonra çok daha karamsarlaştığını ve onu hep özlediğini de okumuştum bi yerde ama hatırlayamadım neresi.
Cezmi Ersöz'ü sevmem ama bu adamın eski lemandaki bi yazısına denk gelmiştim. 'Ey sen,acı!peki sonra' başlıklı.
burda her ikisinden de bahsedip diğer yabancı depresif şairlerin hayatlarından da parçalar sunmuş. Eğer bu yazıyı bulabilirseniz lütfen bana da iletin.internette çok aradım ama bişeye ulaşamadım.bende sayfa halindeydi ama çok depresif bi anımda yırttım attım,pişmanım =(
~ 369 gün
sweetdreams
Cezmi Ersöz'ü ben de sevmem ama yazıyı merak ettim.Bulursam sana da yollarım:)
~ 369 gün
no control
......
sweetdreams demis ki:
Kuğu Ezgisi
kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,
yalpalayan hayatımın kara çarşaflı
bekçi gizleri.
ne zamandır ertelediğim her acı,
çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi,
-bu şiir -
sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,
dost kalmak zorunda bana ve
sizlere!
çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,
uykusunu bölen derin arzudan.
büyüsünü bir içtenlikten alırsa
kendi saf şiddetini yaşar artık,
-bu şiir -
kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü,
ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,
sevda ile seslenir sizlere!
Nilgün Marmara
~ 369 gün
frozen
yaşamak...yeni bişey değil hayatımızda..
peki ya ölemek; o
HİÇ yeni değil...
~ 369 gün
frozen
engelliyorum bayy söledğin yazar cecimi ersöxün değil..
CESARE PAVESE'nin yaşama uğraşı adlı günlüğünde geçer.. son sözleridir
''ve işte yazıyorum sen ey acı peki ya sora..''
sorası roma oteli 22 tan uyku ilacı ve ölüm.
''gizlice korkulan hep gerçekleşir sonunda''
artık yazmayacam der ve gider..(e yayınlarından çıktı.canda bastı ama kötü çeviri hemde ikisini aynı çevirmen çevirdiği halde.CEVAT ÇAPAN)
~ 369 gün
frozen
olsa olsa cezmi ersöz ordan ''ESİNLENMİŞTİR!!''
~ 369 gün
por una cabeza tango
frozen
o yazıda cezmi ersöz birçok depresif şairden alıntılar yapmış
onun sözleri değildi tabi ki
orda yanlış anlaşılmadım umarım
sadece sağdan soldan toplama alıntılarla önümde güzel bi kurgu vardı o yazıyı okuduğumda.
eğer bulabilirsen yazıyı sen de gönderir misin?
cidden kütüphanelik.en duru hazin şekliyle herşey birbirine harmanlanmış
ama yine belirtiyorum
cezmi ersözü hiç sevmem.sempatim 0dır bu adama karşı.sakın bi numarası var gibi düşünülmesin.orda denk gelmiş de oluşturmuş o penguen/leman yazısını..
frozen demis ki:
engelliyorum bayy söledğin yazar cecimi ersöxün değil..
CESARE PAVESE'nin yaşama uğraşı adlı günlüğünde geçer.. son sözleridir
''ve işte yazıyorum sen ey acı peki ya sora..''
sorası roma oteli 22 tan uyku ilacı ve ölüm.
''gizlice korkulan hep gerçekleşir sonunda''
artık yazmayacam der ve gider..(e yayınlarından çıktı.canda bastı ama kötü çeviri hemde ikisini aynı çevirmen çevirdiği halde.CEVAT ÇAPAN)
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/13988
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!