ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
PKK’lı Dilaram (29), 1991’de dağa çıktı. Örgüt eylemlerinde yer aldı. Kalaşnikof’uyla, roketatar ve el bombasıyla kaç kişi öldürdü, bilmiyor. 1996’dan itibaren Kandil Dağı’ndaki PKK radyosunda çalıştı. 2003’te üç arkadaşıyla birlikte ölümü göze alarak PKK’dan kaçtı. Üç yıldır Irak’ta yaşıyor. Kendisi gibi PKK’dan kaçan kadınlara ulaşması zor olmadı. O güne kadar hiç konuşulmayan, üstü örtülen gerçekler, bu buluşmalar sırasında karşılıklı itiraf edildi. PKK’dayken bire bir tanık olduğu, birinci ağızlardan öğrendiği Abdullah Öcalan ve komutanlarının tecavüzleri ile örgüt içi infazları yazmaya karar verdi. Anı-roman olarak yazdığı kitabın adı, Özgürlüğe Kaçış.
Dilaram’la Irak’ta görüştüm. Kendisi gibi, örgüt bulduğu anda öldürecek dediği 100 eski PKK’lıyla diyalog halinde olduğunu öğrendim. Irak’ta bulunduğum beş günde 14 kadınla tanıştım, bazılarıyla kitapta geçen olayları konuşma imkanı buldum.
İçlerinden sadece dördü yüzlerini gizlemek kaydıyla fotoğraflarını çekmemi kabul etti. Abdullah Öcalan’la birlikte olduğunu anlatan iki kadın da sadece konuşmayı kabul etti. Biri Öcalan’ın dayağına ve üç kez tecavüzüne maruz kalmıştı. Diğeri ise başkanına itiraz etmeyi aklından bile geçirmemişti.
Onları dört gün ve gece boyunca, gaz lambasının aydınlattığı soğuk bir odada sabahlara kadar dinledim. Sokakta yankılanan ayak seslerinin PKK’lıya ait olup olmadığını nasıl anladıklarına, nasıl tedirgin olduklarına tanık oldum.
Hepsi, PKK ve Öcalan’dan nefret ediyordu.
Neden dağa çıktınız?
- 1991 baharıydı. 13 yaşında, kıpır kıpırdım. Bir gün ablamla dağa pancar toplamaya gittik. PKK’lıları ilk o zaman gördüm. Kadınlar da vardı. Önce korktum. Çünkü köylüler onlar için dağdaki mahkumlar, diyorlardı. O an, kaderimin değişeceği yer burası, dedim. Mutlaka onlarla olmalıydım. Tarihini okumuştum ama Kürdistan neresi, bilmiyordum. Babam, yaşadığımız köy, derdi. PKK’lılar Kürdistan için savaşıyoruz. Siz niçin bize katılmıyorsunuz dediler. Akşam dönüşte düşündüm. Anneme, dağdaki mahkumlara katılacağımı söyledim. Sonra köye gelip bayrak açtılar. Muhtarın evinde toplandılar. O gün kararımı verdim. Nöbetçi PKK’lıya ben de geliyorum, dedim. Yaşın küçük, dedi. Amcamın oğlu Welad’la katıldık. Welad sonra mayına bastı, öldü.
Aralarına katıldığınız ilk gün neler oldu?
- Evden gizlice kaçmıştım. Altınlarımı, en güzel, rengarenk elbiselerimi, çoraplarımı yanıma almıştım. Bir de babamın en güzel kalemlerini, misafir odasının duvarındaki heybeyi ve kardeşimin mekabını çalmıştım. Heybeye yiyecek doldurmuştum. Yüküm ağırdı. Benimle alay ediyorlardı. Sarı pembeli giysilerim kilometrelerce öteden seçiliyordu. Kamuflaj nedir bilmiyordum ki. Alacakaranlıktan sabahın 5’ine kadar yürüdük. İkinci gün elime Kalaşnikof verdiler. 15 gün sonra babam haber yollamış, kızımı vermezseniz sizi buralarda barındırmam, diye. Babam zengin ve sözü geçen bir adamdı. PKK her ay babamdan 50 milyon alıyordu. Beni amcama teslim ettiler.
Kaç insan öldürdünüz?
- Bilmiyorum
Örgüt içinde yargılandınız mı?
- Üç kez. Yönetimle zıtlaştım. Üç gün sosyal tecrite alındım. Kimse benimle konuşmuyordu. Birinde çok zorlanmıştım. 1995’ti. Yukarıdan gelen, ayrıcalıklı ve çatışmaya hiç katılmayanlar bize iş buyurup duruyorlardı. Şunu getir, bunu taşı, diye. Hayat çekilmez hale gelmişti. Saldırıya yazmışlardı beni Zagroslar’daki. Mektup yazdım. Gideceğim, kafama kurşun sıkıp öleceğim, dedim. Zayıf biri değildim. Her gün ceset görüyordum, yaralı taşıyordum. Ama bu yaşamdan kurtuluşum yoktu. Ölmekten başka çarem yoktu. Mektubu verdiğim arkadaşım sonucu göze alamayıp yönetime vermiş. Telsizle çağrıldık, geri dönün diye. Hemen anladım olanları. Tabur komutanı bana hakaret etmeye başladı. 15 gün tutuklu kaldım. Kimse konuşmuyordu benimle, yemeği ayrı yiyordum. Sonra özür dilediler, tepkili olmayayım diye. Eski kadroların tepkisinden korkuyorlar.
Ne zaman, nasıl kaçtınız?
- 1996’dan itibaren savaşa gitmedim. Şemdinli’deki yaralanmadan sonra bir yıl yatalak kaldım. PKK doktorları altı kez ameliyat etti. Kandil’de radyoda çalıştım. 1999 Ocak’ında Ecevit’in konuşmasını duydum. Bu sırada eğitim veriyordum. Radyonun sesini açtım. İşin ciddiyetini anladık. Bu iş bitti dedik. Sonra rehavet başladı. Örgüt içi sistem, kadına yaklaşım, infazlar tartışılmaya başladı. Bazılarına itibarları, mertebeleri iade edilmeye başladı. Bir yerlere kaçsam, kurtulacağımı düşünmeye başladım. İki kadın, şimdiki eşim dahil iki erkek; dört kişi kaçmaya karar verdik. 21 Nisan 2001 gecesinde İran tarafına kaçtık. Arkamızdan atlarla geldiler ama yakalayamadılar. Gizlendiğimiz yerden gördük onları. Dört yıldır Irak’tayız.
Kitap yazıyor, örgüt içinde olan bitenleri anlatıyorsunuz...
- Bu yazdığım kitaptan dolayı hayatım tehlikede. Birkaç kez karşılaştım onlarla. Henüz yazdığım kitaptan haberleri yok. Burada öldürdükleri insanlar var. İran ve Suriye Kürtlerinden iki kişi örgütten kaçmıştı. Yedi ay önce evlerini bastılar. Kafalarına kurşun sıkıp gittiler. Geçen yıl da PKK’dan kaçan merkez komitesi üyesi Sipan’ı öldürdüler
Kaçarken mayınlı topraklardan geçtim. Yıllarca aynı mevziyi, yemek kabını paylaştığım yoldaşlarım tarafından vurulmayı göze aldım. Yaşadıklarımı, acılarımı bir kenara bırakıp kendi sade hayatımı yaşayacaktım. Ama vicdanım adına, delirdikten sonra infaz edilen yoldaşlarımın gözlerindeki son çaresiz bakışın borcunu ödemek, Apo ve komuta kademesindeki erkeklerin tecavüzüne uğrayan kadınlar için yazmaya başladım. 1992’de en yakın arkadaşlarım, PKK’nın insanlık dışı gaddar sistemine karşı çıktıkları için, aynı gün mahkeme edilip ertesi gün hepimizin gözleri önünde kurşuna dizildiler. İki avuç toprakla cesetlerinin üstü örtüldü. Sabah gittiğimizde tilkiler, kurtlar tarafından parçalanıp yendiklerini gördüm. Öldürülen her arkadaşımla birlikte benim ruhum ölüyordu. Ben o dağların ardında yaşananları yazıyorum. 40 bin kişi öldürüldü diyorlar. Bir bakın, eski kadrolardan kimse yok. İç infazlar tahmin edilemeyecek kadar kabarık.
Evin, çok güzel, fakir bir köylü kızıydı. Masmaviydi gözleri. Gece yarısı nöbette PKK’lı bir komutan tecavüz etti. Akli dengesini kaybetti. Çok tedavi gördü, elektrik şoku verildi. Gece yarısı oldu mu kızcağız çıldırıp kayalara tırmanıyordu. Herkes biliyordu. Tecavüzcü, Irak Kürdü’ydü. En sonunda Evin kaçtı ama kaçarken de mayına bastı. İki bacağını kaybetti. Köylüler bulup ailesine teslim ettiler. Evin, örgüt içindeki kadının trajik öyküsüdür
HABUR’U AŞSAM TOPRAĞI ÖPECEĞİM
Köye dönmek istiyorum. Annemi, kız kardeşlerimi 15 yıldır görmedim. Babamı almak için geçen yıl sınıra gittim. Ülkeme uzanan uzun yolları solumak için ağladım. Yıllar sonra ilk kez Türkiye’ye giden yolları gördüm. İçimde bir ses, git, ucunda ölüm olsa bile git, ülkende yaşa, dedi. Ben Türk düşmanı değildim, ülkeyi bölmek gibi bir hayalim yoktu. Durumum netleşecekse, hapse girmeyeceksem gelirim. Örgüt üyeliğinden aranıyorum. Dön çağrısına güvenmediğim için gelmedim. Af çıkarılırsa İbrahim Halil’i (Habur) aştığımda toprağı öpeceğim. Türkiye’de işlenmiş bir suçum yok. Türkiye’ye hiç inmedim, orada kimseyi öldürmedim. Bir gün döneceğimi biliyorum
Türkiye’de af çıkarsa PKK çözülür. Çok insan yararlanır bu aftan. Herkes evine dönmek, yeni bir hayat kurmak istiyor. Burada tanıdığım o kadar çok insan var ki. Af çıksa PKK’nın içyüzü ortaya çıkar. Toplum rahat nefes alır. İtirafçılık olursa insanlar zarar görürler, kimse kimseye güvenmez. Af çıkarsa kimi köyünde çiftçilik yapar, kimi ailesine döner. Son beş yılda 5 bin kişinin PKK’dan koptuğunu biliyorum. Hepsi Avrupa’da değil. Kimi kayboldu, kimi kaybettirildi, kimi bulaşıkçı, kimi inşaatçı, kimi tuvalet temizliyor. Irak’takilerin özel korunması durumu yok. Zor durumdalar. Memlekete gitmek isteyip de gidememek büyük çöküş. ODTÜ mezunu ama burada inşaatta çalışıyor. Bunları kazanmak, Türkiye’ye kazandırır
Şiddet kullanarak tecavüz eden Apo’dan intikamımı komutanlarıyla yatarak aldım
Öcalan’ın Şam’daki evine Yoğunlaştırma Evi denir. Yoğunlaştırma Evi’ne bakire, genç ve güzel kadınlar alınır. Vahşi, çöl güzeli kızlardan hoşlanırdı ama sarışınlara daha çok ilgi duyardı. Ben de Yoğunlaştırma Evi’ne çağrıldım. Apo bir gün beni masaja çağırdı. Gittim, ılık su dolu leğendeki ayaklarını yıkadım. Hani köy ağaları gibi. Beni azarlamaya başladı, bilmiyorum diye. Sırtüstü uzandı, şimdi bütün vücuduma, dedi. Anladım neler olacağını. Çünkü cinsel istek uyandığını gördüm. Soyun, dedi. Soyundum. İç çamaşırlarını da çıkar, dedi. Ayağa kalkıp sarılıp sıkınca korktum. Kendimi savunmak için Apo’ya vurdum. Üç yumruk attı yüzüme ve kafama. Küfretti bana. Düşkün, fahişe, rezil kadın. Seni özgürleştirmeye, tabulaştırdığın zincirleri kırmaya çalışıyorum dedi. Titrediğimi görünce kovdu beni. Sen Kesire’sin. Beni onun gibi yok etmek istiyorsun. Sen köle kalacaksın! diye bağırdı. Ama bu daha ilk denemeydi. Dışarıda bekleyen tecrübeli kadınlar, beni psikolojik olarak hazırlama toplantısına çağırdı. Ağladım. İçlerinden biri, Osmanlı Sarayı’ndaki Valide Sultan gibiydi. Beni azarladı. Başkan bizi özgürleştiriyor. Sen özgürleşmek istemiyor musun? Başkana erkek gözüyle bakıyorsun. O başkan, o zincirlerimizi kıran bir peygamber. Beni akşam yemeğinden sonra yine çağırdı Apo. Bu kez çözümsüzdüm. Kime derdimi anlatacaktım? O ana kadar ölüme hiç bu kadar yaklaşmamıştım. Bekaretimi aldı. Sonraki günlerde iki kez daha sevişti benimle. Ben de Öcalan’dan intikamımı komutanlarıyla yatarak aldım. Çünkü beni gönderirken dağa, Sakın bir erkekle ilişkini duymayayım. Benim yetiştirdiğim kadınlar, hiçbir erkekle ilişkiye girmemeli, sonuna kadar bana bağlı kalmalı dedi. Beni infaz etmemelerinin nedeni, Öcalan’ın evinde kaldığım için rütbe verilmesi. Bu yüzden dokunmadılar bana.
Mardinli Rojin’in bir eli yoktu. Hamile bırakıldı, üst düzey bir komutan tarafından. Sonra da idam edildi. Tecavüzcü ise şu an Osman Öcalan’ın partisinde.
ÖLMEDEN ÖNCE SON İSTEĞİ ÇOCUĞUNU DOĞURMAK OLDU
Yedi aylık hamile Ronahi’nin Zele’de infaz edildiğini Osman Öcalan da Cemil Bayık da iyi biliyor. Çünkü onlar karar verdi. 1991’den beri arkadaşımdı. Suriye-Kamışlılı’ydı. Son isteğini sordular. Çocuğumun hayatını bağışlayın. O doğduktan sonra beni idam edin dedi. Suçu, biriyle ilişki kurmasıydı. Babasına dokunmadılar. Ronahi, karnını kuşakla bağlıyordu ama büyüyünce gizleyemedi. Açığa çıktı. İnfaz manga komutanı, Cemil Bayık’a, Ronahi’nin son isteğini söyledi. Cemil Bayık, Hayır, idam edin dedi. Karnında bebeğiyle öldürüldü.
PKK’dan kaçarak Irak’a sığınan, örgüt içi cinayetlere tanık olan Dilaram (29) Türkiye’den Kandil Dağı’na gidip PKK’ya katılan çocuklarını arayan annelere sıra dayağı atıldığını söyledi. Kendisi gibi kadınların yaşadıklarını Özgürlüğe Kaçış isimli anı kitabında toplayan Dilaram, çocuğu PKK’ya katılan Türkiye’deki anne babaları cesur olmaya, PKK’dan hesap sormaya çağırdı.
İşte Dilaram’ın anlattıkları: İnfazcısı Gulan’ı 2 kadın boğarak öldürmüş
Tatvanlı Gulan, Murat Karayılan’a bağlı PKK Özel Kuvvetleri’nin komutanıydı. 1992’den beri tanışıyorduk. İki yıl önce Kandil’de öldürüldü ve faili meçhul süsü verildi. Cinayeti hálá sır. Kimin öldürdüğü, nedeni örtbas edildi. Nöbetçi görmüş, o gece iki kadının onu boğduğunu. Tecavüz süsü verilerek battaniye altında boğularak öldürüldü. Gulan örgütün tetikçisiydi. Üstten bazılarının adına kendi arkadaşlarını infaz ediyordu. Gulan’ın Erzurum Karayazılı gerçek adı Faruk Bozkurt olan Merkez Komitesi Üyesi Nasır’ın öldürülmesinde parmağı vardı. Nasır, 2003’te PKK Özel Kuvvetleri tarafından Kandil’de öldürüldü. Murat Karayılan’ın komuta ettiği kuvvetler, Nasır’ın çadırına bomba attılar. Çünkü o, Apo’nun yakalanmasından sonraki kongrede Bu iş böyle yürümez. Sistemin değişmesi gerekiyor diye bas bas bağırmıştı. İç hesaplaşma nedeniyle onun ölümünde rolü olan Gulan’ı da başka iki kadına öldürttüler.
Anneler, neden susuyorsunuz sizde hiç mi yürek vicdan yok
Bir hafta kadar önce Irak basını yazdı. On anne Türkiye’den gelip Kandil’e çıktı. Çocuklarımızı görmek istiyoruz. Sağ mı ölü mü, bilmek istiyoruz. Çocuklarımızı almadan gitmeyeceğiz dediler. PKK’lılar çocuklarını göstermemekle kalmadı, bir de dayak attılar annelere. Anneler, Zaho’da basın açıklaması yaptılar. Çocukları PKK’ya katılan Türkiye’deki anne babalar, neden cesur davranmıyor, neden sormuyor PKK’ya? Benim bir akrabam 1992’de infaz edildi. Babası biliyor durumu. Neden sorgulamıyor, neden çocuğuna sahip çıkmıyor? Yüzlerce örnek var. Hiç mi yürek, hiç mi cesaret, vicdan yok. Zavallı çocukların hiçbirinin mezarı bile yok. Öldürüp üzerine biraz toprak atıyorlar. Kurda kuşa yem oluyor.
(NOT: Cihan Haber Ajansı Irak Temsilcisi Çetin Erçetin, PKK’ya katılan çocuklarının akibetini öğrenmek için ocak ayının ikinci haftasında Kandil’e giden bir grup annenin PKK’lılardan dayak yediğini doğruladı. Erçetin, annelerin Zaho’da basın toplantısı yapmalarına ise izin verilmediğini söyledi.)
Hayatta kalmayı Türk komutana borçluyum
1996 Temmuzu’nda Zagros Dağları’nın Irak tarafındaydık. 80 kişilik bir taburduk. Şemdin Sakık da oradaydı. O gece çatışmaya giderken gizli günlüğümü ve fotoğraf albümümü gömdüm. Gruplara ayrıldık. Bizim gruptaki tek kız bendim. Asker geleceğimizi biliyordu, tedbir almıştı. İlk atış onlardan geldi. Suriye Kubanlı komutanımız yaralandı. Onu almaya giderken baktım, bizimkiler kaçıyor. Gelin, yardım edin dedim, dönmediler. Tam o sırada bir ateş kümesi gözüme girdi, havaya uçtum. Yere düştüm. Sımsıcaktım. Acı duymuyordum. Kalkmayı denedim. Elim ve ayağım parçalanmış, altımda kalmış. Ellerim kırık kemiklerin arasına girdi. Kokladım, kan kokuyordu. Bağırıyordum, beni bırakmayın diye. Kimse gelmedi. İki gün iki gece kaldım yerde. Bir bakıyordum güneş, bir bakıyordum ay. Kurtlanmıştım. Yaralarıma girip çıkıyorlardı. İki gün daha geçmiş aradan. Rütbeli, bembeyaz saçlı bir Türk komutan geldi. Tertemiz tıraşlıydı. Leş gibi kokuyordum. Yüzünden tiksindiğini anladım. Çırılçıplaktım, her tarafım kan ve kurt içindeydi. Uzun uzun baktı. Öldürebilirdi ya da öleceğimi bilse bile götürmeleri için emir verebilirdi. Ama arkasını döndü, gitti. Hayatta kalmayı ona borçluyum.
322 Ağustos 2007 20:32
teşekkürler
Kandırılan insanlarımızın gerçek yüzüdür yukarda görülen ama gel gör bunu dağdakilere anlat.
-glycerine- demis ki:
Biri Öcalan’ın dayağına ve üç kez tecavüzüne maruz kalmıştı. Diğeri ise başkanına itiraz etmeyi aklından bile geçirmemişti.
İşte özgürlük savaşçıları denilen kişiliksiz toplum kendi egolarını tatmin etmekten başka birşey yaptıkları yok
22 Ağustos 2007 20:43
ukerila
sayısını bilmediği şehitlerimizin suçu ne peki?
tamamen timsah gözyaşları olarak gördüm bu yazıyı.
ne bekliyor affedilmeyi mi?
biz affetsek,gencecik yaşta şehit olan gençlerin ailesi affetse Allah affeder mi?
22 Ağustos 2007 20:44
dogujan
amk hepsinin
22 Ağustos 2007 20:51
aynen_kanka
hemen konuyu saptırmaya başladınız dakka bir gol bir...
22 Ağustos 2007 20:52
avicenna
teröristler adı üstünde anarşik topluluk ..
22 Ağustos 2007 20:52
aynen_kanka
gencecik kız çocuğunu kandırarak dağa çıkarıyorlar
orda gördüğü işkenceler tecritler sonucunda hala nelerden bahsediyorsunuz
konu şimdi ölen şehitlerimiz değil pkk nın ne bok olduğu ordaki askerlerine nasıl davranıldığı onları insanlıktan ettiğidir...
22 Ağustos 2007 20:53
lord of drinks
açıkçası ben bu 'dönüp vatanına çalışmak istiyor af istiyor evine ailesine dönmek istiyor blablablbla' olayına pek inanmıyorum ya.
tamam içlerinde uyusturucuyla beyni yıkanan, tehditle, dayakla korkuyla köleleştirilenler de var ama vücuduna bombayı sarıp da polis merkezine dalıp havaya uçuranlar da var...
bunlar kaç yıl sözde Kürdistan'ın özgürlüğü için silah başında olan ve bu işe inanan yürek veren kişiler
Diyelim af çıktı, bundan yararlanan birisi türkiyeye geri dönüş yaptı, 5 6 ay sonra c4lerle bi mekana daldı, onca insanı öldürdü?
bunun açıklamasını kim yapacak? gerçi konuşuruz bi iki hafta Şemdinli gibi, sonra unuturuz...
her ne hata yapılmışda olsa , bu kitabı yazma cesaretini göstermiş olması güzel .
22 Ağustos 2007 21:06
buz mavisi
eger ne bokları varsa yesınler gebersınler gıbı bı tavır sergılenıp bole dıslanırlarsa daha cok gencecık ınsan yok yere kandırılır.bi yandan tabıkı bızım yıtıp gıden sehıtlerımıze yazıktır gunahtır ama ote yandan da kandırılan ınsanlar da vardır.buna care bulunmazsa bu kan asla durmaz.13 yasında daga cıkan cocuklardan bahsedılıor ya.
bı kac sene once nerde ızledım hatırlamıorum pkk dan kacanlarla roportaj yapmıslardı.sanırım kadınlar yıne heryerde oldugu gıbı ordada en cok istismara ugrayanlar ezılenler oluyorlar..
22 Ağustos 2007 21:08
olympos
. Beni infaz etmemelerinin nedeni, Öcalan’ın evinde kaldığım için rütbe verilmesi. Bu yüzden dokunmadılar bana.
daha neler neler var yazıda; yalanlarıyla kendini zehirlemiş, pkk lılar..
ama yazıda görüldüğü gibi kandırılmak, kanmak insana mahsus
eğitimsizlik ve bilgisizlik ne gibi büyük sonuçlar ortaya cıkıyor...
22 Ağustos 2007 21:10
-glycerine-
abi hani millet dil tarih ve kader birliğidir diorz ya,işte bu ülkenin doğudaki insanlara da bunu hissettirmesi lazım.Bu ülkenin bir parçası olduğunu.
Hani bi sözü vardır Victor Hugo'nun sefiller kitabında yazdığı:
Bir kişi içindeki karanlığa düşüp yoldan çıkarsa,hata karanlığa düşenin değil,o karanlığı yaratanındır.
lord of drinks demis ki:
açıkçası ben bu 'dönüp vatanına çalışmak istiyor af istiyor evine ailesine dönmek istiyor blablablbla' olayına pek inanmıyorum ya.
tamam içlerinde uyusturucuyla beyni yıkanan, tehditle, dayakla korkuyla köleleştirilenler de var ama vücuduna bombayı sarıp da polis merkezine dalıp havaya uçuranlar da var...
bunlar kaç yıl sözde Kürdistan'ın özgürlüğü için silah başında olan ve bu işe inanan yürek veren kişiler
Diyelim af çıktı, bundan yararlanan birisi türkiyeye geri dönüş yaptı, 5 6 ay sonra c4lerle bi mekana daldı, onca insanı öldürdü?
bunun açıklamasını kim yapacak? gerçi konuşuruz bi iki hafta Şemdinli gibi, sonra unuturuz...
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/13738
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!
Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.