Sosyalizme adanmış bir yaşam
DERLEYEN: CEM ÇOBANLI
Küba'nın güneyinde yer alan Holguin eyaleti, geçmişte önemli ayaklanmalara sahne olan ve ülkenin en büyük şekerkamışı üreticisi olan bir bölgedir. Fidel, bu eyalete bağlı Biran kentinde, toprakağası bir babanın uçsuz bucaksız topraklarında doğdu. Babası bir İspanyol göçmeni olan Angel Castro, annesi ise Galiçya asıllı Lina Ruz'du.
Fidel'den sonra iki çocukları daha oldu. Biri, Fidel'in, benim iki kez kardeşim; birincisi kan kardeşim, ikincisi yoldaşım diye söz ettiği Raül; ötekisi ise, gelecekte Fidel için o bir canavardır, mutlaka ortadan kaldırılmadır diyecek olan ve 1964'de Birleşik Devletler'e kaçan ve CIA için çalışacak olan kızkardeşi Ju-anita'dır. (Fidel, onun için anti-komünist faal bir militan diyor.) Bir de babasının ilk evliliğinden olan dördüncü bir kardeş var ki, Ramön, Fidel ve Raül'e göre çok daha 'sakin' mizaçlıydı ve halen, kendini tarıma adamış bir şekilde Havana'da yaşıyor. (Pek 'düzgün' bir adam olduğu söylenemeyecek olan ve Fidel'in isyancılığında hayli mühim payı olan baba Castro'nun başka ailevi durumları da var ki, artık sayfamızı zorlamayalım!)
İLK 'EYLEM'LER
Fidel, küçüklüğünde, özellikle babasıyla sürekli tartışan, her şeye karşı çıkan, evin en geçimsiz ve huysuz çocuğuydu. İlk 'ayaklanma'sını ise okula gidip gitmemesi konusunda anne-babasına karşı gerçekleştirmişti. Aile, Fidel'in okula gitmesi konusunda pek istekli değildi. Fidel ise Eğer okula gönderilmezse bir gün mutlaka evi yakacağı tehditini savur-muştu! Bu, Fidel'e göre hayatında gerçekleştirdiği ilk 'eylem'di.
Katolik okullarında ilk öğrenimini tamamladıktan sonra, 1942-45 yıllarında Hava-na'daki Cizvit Lisesi Colegio Belen'e gitti. Okulun müdürü, mezuniyet sonrası, okul yıllığına Fidel için şöyle yazmıştı: Edebiyatta oldukça başarılı. İyi bir kavrayışa sahip, seçkin bir öğrenci. Görüşlerini cesaretle ve nasıl savunması gerekiyorsa öyle savunuyor. Bilmediği hiçbir konunun savunmasına girişmiyor. Oldukça atletik ve hareketli bir yapısı var. İyi bir hukukçu olabilir. Hiç şüphem yok ki, boş olan hayat sayfalarına gelecekte çok iyi şeyler yazacak...
Müdür yanılmadı ve Fidel 1945'te Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Ancak, hukuk öğrenimine iki kez ara vermek zorunda kaldı. İlkinde Bogota'da toplanan anti-sömür-geci ve anti-emperyalist bir gençlik konferansına katıldığı içinde, ikincisinde 1947'de Dominik devlet başkanı diktatör Trujillo'ya karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci ayaklanmada yer aldığı için... (Eyleme katılanların çoğu öldürüldü, Fidel ise 3 mil yüzerek kurtuldu.) Aynı yıl Ortodoks Parti'ye (Partido Orto-doxo), yani Küba Halk Partisi'ne üye oldu.
1948'de, bir felsefe öğrencisi olan Mirta Diaz Balart'la, Mirta'nın babasının tüm karşı çıkmalarına karşın evlendi. Bir yıl sonra bu evlilikten 'Fidelito' (şimdilerde başarılı bir hekim olan Fidel Castro Dıaz-Balart) doğdu. (Ancak Fidel'in hareketli politik hayatıyla Mirta'nın sakin fîlozofık hayatı bağdaşmayınca 1955'te boşanacaklardı.)
Havana Üniversitesi'nin tıp ve hukuk fakülteleri, ülkedeki devrimci hareketlerin en yoğun olduğu okullardı. Fidel böyle bir ortamda Marksizm'le tanıştı ve kısa sürede ateşli bir hatip ve öğrenci lideri konumuna geldi.
1950'de Hukuk'tan mezun olduktan sonra bir yandan 'diplomatik hukuk' ve 'sosyal bilimler' alanında doktora yaparken, öte yandan avukatlığa başladı. Aldığı politik davalarla kısa sürede Küba'nın meşhur avukatlarından biri durumuna geldi.
TARİHİN DÖNÜM NOKTASI
1952 yılı Küba tarihinin dönüm noktalarından biri olacaktı. Zira Fidel, Halk Partisi'nin adayı olarak Temsilciler Meclisi seçimlerine katıldı. Belki seçilecekti ama; sonradan şiirlerimize ve marşlarımıza malzeme olacak, tarihin en 'ünlü' faşistlerinden, eski başkan Ful-gencio Batista çıktı sahneye ve seçimleri iptal ederek yönetime el koydu. Henüz silaha sarılmamış Fidel ise Batista'nın yasaları ihlal ettiğini ve hakkında soruşturma açılmasını talep eden bir dilekçeyle mahkemeye başvurdu. Mahkeme Fidel'i ciddiye almadı...
'TARİH BENİ AKLAYACAK
Batista'yı indirmeye kafalarına koyan Fidel, Raul ve yoldaşları silahlı mücadele yolunu seçerek, Santiago de Cu-ba'daki ülkenin en büyük ikinci askeri garnizonunu, Moncada Kışlası'nı basmaya karar verdiler. 20 bin asker teslim alınacak, silahlar halka dağıtılacak ve Batista'ya karşı isyan başlatılacaktı. 173 devrimci 26 Temmuz 1953 sabahı garnizonu bastı. (26 Temmuz, gelecekte Küba'nın 'yeniden doğumgünü' -Devrim Günü- olarak, halkın en önem verdiği tarih olacaktı.) İlk aşamada başarılı giden eylem, türlü aksiliklerle devrimcilerin aleyhine döndü. 72 devrimci öldü, Fidel tutuklandı. Fidel'in gizli olarak yapılan duruşmasında yaptığı ve ünlü 'La Historia me Absolverâ' (Tarih Beni Aklayacaktır) sözcükleriyle bitecek olan uzun savunması, onun hapishane hayatının da başlangıcı olacaktı. Bir edebiyat ve hukuk şaheseri olarak nitelenebilecek ve mahkeme katibi kadının gizlice dışarı çıkardığı ve dünyaya yayıldığı tarihi savunmasında (daha doğrusu saldırısında!) Fidel şöyle diyordu:
Dante cehennemi dokuz kata ayırmış, canileri yediye, hırsızları sekize, hainleri de dokuza koymuş. Bu adamın (Batista'nın) eğer bir ruhu varsa, ruhuna uygun bir kat bulmakta zebaniler zorlu bir çıkmazla karşılaşacaklar...
Yine de 'yumuşak' bir faşist diktatör olduğu anlaşılan Batista, Fidel'in 16 yıllık mahkumiyetini indirerek 21 ay sonra serbest kalmasını sağladı.
'BARBUDOLAR' DEVRİME YÜRÜYOR
1955'te Meksika'ya geçen Fidel ve yoldaşları, burada 26 Temmuz baskınından esinlenerek 'M 26-7' (Movimiento 26 Julio) gerilla örgütünü kurdular. 1955, aynı zamanda, dünyanın en ünlü iki devrimcisinin, Arjantinli hekim Ernesto 'Che' Guevara ile Fidel'in karşılaşması ve Che'nin gerillaya katılması bakımından da tarihin önemli bir noktasıydı.
İspanya içsavaşına katılmış olan general Alberto Bayo tarafından gerilla savaşına hazırlanan 'barbudo'lar (yani 'uzun sakallılar'! Zira, devrime kadar saçlarını ve sakallarını kesmemeye ant içmişlerdi!) 1956 Kasımı'nda küçük bir tekneyle Küba'ya çıtalar. 82 kişiydiler. Batista askerlerinin şiddedi karşılamasında 70 yoldaşlarını yitirdiler.
YIKTILAR BATİSTA'YI 959'UN OCAĞINDA
'Fidel de, Che ve Raül de içlerinde 12 kişi', Maestra Dağları'na çekildi. Sierra Meas-tra'larda 2 yıl boyunca başarılı bir gerilla savaşı yürüten devrimciler, Batista'yı devirmeye çalışan öteki grupların ve halkın da katılımıyla büyüyerek güçlendi. Giderek siyasal desteğini yitiren ve art arda askeri yenilgilere uğrayan Batista, 31 Aralık 1958'de Dominik Cum-huriyeti'ne kaçtı. 'Fidel de içlerinde', devrimci ordu 2 Ocak 1959'da Santiago de Cuba'ya, 6 Ocak'ta da Havana'ya girdi...
BELKİ BİR GÜN...
Bugün Küba'da, dünyanın en yoksun ama en mutlu ve en özgür insanları yaşıyor. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan ve o dünyayı gerçekleştiren 'uzun sakallılar' sayesinde... Her geçen yıl, tarihin akladığı ve haklı çıkardığı ve hâlâ 'uzun sakallı' Fidel'e sonsuz sevgiyle... Belki bir gün bizim buralarda da.....
Fidel de içlerinde, 82 kişiydiler...
25 Kasım 1956'da aralarında Fidel, Che ve Raul Castro'nun da bulunduğu 82 devrimci, Meksika'nın Tux-pan limanından Küba'ya gitmek üzere denize açıldılar. Bindikleri gemi, aslında 8 kişilik, biri bozuk iki motorlu Granma adlı küçük bir yattı. Meksika Körfezi'nin ve Karayip Denizi'nin fırtınalı azgın sularında 7 gün süren yorucu ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra açlık ve deniz tutmasıyla da mücadele ederek Küba'ya çıktılar. Yanlarında getirdikleri teçhizatın büyük bir bölümünü yitirmişlerdi. Üç gün boyunca bataklıklarda yürüyen, yanlarındaki tıbbi malzeme ve ilaçları da kaybeden, açlık ve susuzluklarını şekerkamışı yiyerek gidermeye çalışan 82 devrimci, 5 Aralık'ta saklandıkları yerde Batista'nın askerlerinin baskınına uğradılar ve ilk kayıplarını burada verdiler. Sierra Maestra'ya doğru yollarına devam ederken, geriye 82 kişiden yalnızca 12'si kalmıştı... 5 yıl sonra, 1961'deyse Nazım Hikmet Havana Röportajını yazacaktı:
(...) 956'nın Kasımında Fidel de içlerinde 82 kişi Granma gemisinden denize indi. 956'nın Kasımında Küba kıyılarına sokulan Granma gemisinden denize inip yarı bellerine kadar suya gömülü ve silahlarını başlarının üstüne tutarak ve ansızın ve bir anda açılan top ve mitralyöz ateşi altında karaya çıkıp ve karanlıkları polis köpekleri gibi koklayan araştıran ışıldaklardan sakınarak ve sarıldınız teslim olun seslerini ve iri kurbağaları çiğneyip bataklıklara ve şekerkamışı tarlalarına dalarak ve palmiyelerle hindistancevizi ağaçlarının ardı sıra tepeleri tırmananlar Sierra dağında buluştu. Fidel de içlerinde 82'nin 12'si sağ kalmıştı Fidel de içlerinde 12 kişiydiler 56'nın Kasımında Fidel de içlerinde 150 kişiydiler Aralığında 56'nın Fidel de içlerinde 500 kişiydiler Şubatında 57'nin Fidel de içlerinde 1000 oldular 5000 oldular Fidel de içlerinde Fidel de içlerinde bir milyon yüz milyon bütün insanlık oldular yıktılar Batista'yı 959'un Ocağında (...)
Tam adı: Fidel Alejandro Castro Ruz
Takma adları: El Comandante, El Jefe Maximo
Boyu: 1.91 cm
Doğum yılı: 1926 (ancak, asıl doğum yılı 1927'dir çünkü ilkokula kaydının yapılabilmesi için yaşı 1 yıl büyütülmüştü. 26, uğurlu sayısıdır.) 1959-1976 yıllarında Küba Başbakanlığı yaptı, 1976'dan itibaren Küba Devlet Başkanı oldu. 1986da puroyu bıraktı. 2006 yılında geçirdiği rahatsızlığa kadar günde en fazla 3 ya da 4 saat uyuyordu. Hastalığından önce en sevdiği uğraşları balık tutmak, beyzbol ve basketbol oynamaktı. Çok iyi düzeyde İngilizce bilmesine karşın, saldırganların dilidir diye İngilizce konuşmuyor. Sinema âleminde, Jack Nicholson, Danny Glover, Steven Spielberg, Chevy Chase, Leonardo DiCaprio, Vanessa Redgrave, Robert Redford ve Oliver Stone en beğendiği isimler. Kendisine, sadece 'Fidel' diye hitap edilmesini istiyor ve bundan mutluluk duyuyor.
Jean-Paul Sartre anlatıyor:
1961 yılı. Fidel ve Celia Sânchez, aralarında Jean-Paul Sartre, Simon de Beauvoir'ın da bulunduğu yabancı konuklarını, eski bir Buick otomobille köylerde gezdiriyorlar. Halk, çeşitli isteklerde bulunmak ya da sevgilerini göstermek için sık sık arabanın yolunu kesiyor...
Tam devam edecektik ki, yine durdurulduk. Bu defa, tek başına dev gibi ve pür hiddet bir zenci tarafından... Alçak evleri olan küçük bir kasabadan geçiyorduk ki, bir duvarın arkasından atlayarak, önümüze çıktı. Avucuyla, otomobilin ön kısmını vuruyordu. Fidel'e kızgın bir şekilde, 'Düşüncesiz adam!' diye bağırdı. 'Hayatını koru! 0, sana değil, bize aittir! Bu arabanın ön tarafında ne işin var! Seni burada kolaylıkla vurabileceklerini, bir kamyonla çarpışabileceğiniz! gayet iyi biliyorum. 0 zaman bizler ne yaparız, ha? Geç hemen Celia'yla birlikte arkaya otur ve bi zahmet bu arkada keyif çatan şahıslar öne geçsinler!'
Fidel gülerek, 'Onlar benim konuklarım' dedi. Zenci omuzlarını silkti. 'No'lmuş yani... Onları dilediğin kadar gezdir, ama eğer birinin ölmesi gerekiyorsa, onların ölmesi daha iyi olur.' Fidel'in yüzünde koca bir gülümseme vardı. Zenci de ona güldü ve parmağını salladı: 'Hadi gidin şimdi!..' (Jean-Paul Sartre Küba'yı Anlatıyor, çev: Şahin Alpay, Anadolu Yayınları, 1968)
Fidel'in 'hayatının aşkı' Celia Sanchez Mandula
(9 Mayıs 1920 -11 Ocak 1980) Küba devriminin Vilma Es-pin'le birlikte en önemli iki kadın kahramanından biri; Devrim öncesinde gerilla komutanı, devrimden sonra Bakanlar Kurulu Başkanlık Sekreteri; Fidel'in silah arkadaşı, yoldaşı, âşık olduğu kadın.
Sierra Maestra'da, Fidel'in önderliğindeki gerillaya katıldığı günden dünyadaki son gününe kadar çeyrek yüzyıl boyunca ne o Fidel'in, ne Fidel onun yanından hiç ayrılmadı. Fidel ona hayatımın aşkı derdi. Celia, 60 yaşında kanserden hayata veda ederken Fidel, İlk defa beni reddetti demişti..