ana sayfaya dön
ÜYE OL  GİRİŞ 

başlık ara
 
forum
forum > konu dışı > Açlar Vatan Sevemez mi?
toklarin aclarin v b vatan sevgisi
Sayfalar: 1      şu anda 1 - 6
 
iyiniyetli3.kişi
iyiniyetli3.kişi
Açlar Vatan Sevemez mi?


Vatan; mevcut toprak parçasının zamanla ve kavgayla mukadderatlaştırılması. Vatan var, vatan var… Kargaşa burada da kendisini gösteriyor. Kimi için; doyduğu yer. Kimi için; doğduğu yer. Kimi için; toprak parçası. Öyleyse “bizim” için ne? Bizim için de farklılık kendisini belli ediyor. Zira “varlık-yokluk” kavgası verenler için durum farklı. Fark şurada; orası veyahut burası, bizim olduğu için vatan. Bizim yerine onların deseydik, vatansızlığa meyletmiş olacaktık. O halde maddi-manevi bir sahipleniş mümkün. Açlık; karaciğerdeki glikojen miktarı ile alakalı. Açlık var, açlık var… Kargaşa burada da kendisini gösteriyor. Kimi için; gıdadan yoksun kalmak. Kimi için; manevi açlık.(Cenap Şehabettin: Karnı açlardan ziyade, kalbi açlara acırım) Kimi için; dost açlığı. Kimi için; fikir açlığı. Gibi, gibi… O halde somut ve soyut açlıklarımız mevcut. Victor Hugo’ya göre, geçilmesi zorunlu olduğu zaman, büyük insanın bile eğilmek zorunda kalacağı ‘alçak kapı’. Demek ki, açlık, insanı bazen alçaklaştırabiliyor. Hugo bir tarafa, Anadolu’daki tarife/tariflere göre; aç ayının oynamamakta ısrarcı olması, aç köpeğin fırın yakması, aç kurdun insan yemesi, aç tavuğun rüyasında kendini darı ambarında görmesi, açlık ile tokluğun arasında bir dilim ekmeğin olması… Tuhaf bir iki tarif(boşuna da söylenmemiştir muhakkak) daha var: Açın imanı olmaz, açın gözü doymaz… Nazım Hikmet, “Açlık Ordusu Yürüyor” başlıklı şiirinde şöyle der: “Açlık ordusu yürüyor/yürüyor ekmeğe doymak için/ete doymak için/kitaba doymak için/hürriyete doymak için…” Bay Nazım, şiirinde maddi açlık ile manevi açlığı “doymak” eylemiyle bütünleştiriyor. Doymak? Neye, niçin, kime göre, kim için doymak… Mesela bazı İslâm alimleri, açlığı “gönlün Hakk’a yakınlığı” olarak da görebiliyor. O halde tokluğu da tam zıttı görmüş oluyorlar. (Bakınız: Açlık ve az yemek…) Yine Anadolu’ya dönecek olursak zaten hep orada değil miydik-, fazlaca tokluğun “kalbi kararttığı” yönünde vecizelerle karşılaşabiliriz. İbn-i Haldun ile devam edelim: “Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez, onları alışmış oldukları tokluk öldürür.” “Aç insan kolay kandırılır” diyen Mansfield’in kulaklarını çınlatalım(gerçi bu topraklarda yaşamış değildir kendisi) ve soralım: Aç olup da, kandırılmayan, aslında kandırılamayan nice insan vardır bu ülkede. Bir de aç olduğu halde, iki türlü açlığın(Bakınız: Maddi-Manevi) kucağına düşmüş ve orada kıvrandıkça batar hale gelmişler mevcuttur. Açlığı bir “imtihan” olarak gören sabır ve sebat abidelerini de asla ve katiyen unutmamak lâzımdır. Belki unutuldukları için açtırlar. Açlık keşmekeş ise, açlık başlı başına bir bunalım ise, mevcut kurtuluşu elbette vardır, ve elbette olmalıdır. İnsan karnı ile aynı doğrultuda algılanan açlık olgusu, “karnımız doymuyor ki, nasıl sevelim bu vatanı…” gibi eleştiri ve çoğu kez isyan yüklü cümlelerle de yaşam sürüyor. Ülkemizde; açlığın, açıkta kalmanın, yoksulluğun ve yokluğun hüküm sürdüğünü görenlerimiz için(demek ki tok, bazen açın halinden anlayabiliyor), çözülmesi gereken bir dert ve sıkıntı bu. Maddi açlığın çözümü, toplumsal birliktelikten ziyade, vatan diyerek vatanlaştırdığımız mevcut ülkedeki ekonomik sistemin sorgulanmasından geçiyor. Yani dönüp dolaşıp, düzenin yüzüyle karşılaşabiliyoruz. Düzen bize kendisini gösteriyor. Biz ona kendi gözlerimizle bakabiliyor muyuz? Hadi görmeyi geçtik, bakabiliyor muyuz? Bakabilmekten ziyade, “gözlerimizden oluruz” endişesiyle, onunla yüz yüze dahi gelmekten çekinip, korkmuyor muyuz… Tamam, oyunun kurucu unsuru biz olmayabiliriz, oyunun kurallarını da biz belirlememiş olabiliriz, ama bu yan gelip yatmaya sebebiyet verecek diye bir zorunluluğumuz da yok. Aslında öyle bir lüksümüz, fazlamız yok. Zira oyun içinde oyun da olabilir, buna da tamam, ama bu oyunun içinde sürekli ağlayıp, anneye şikayet eden taraf olarak görülenlerden de olmamalı. Oysa ne güzeldir aslında “oyunbozanlık”… Açlık, acıkmamazlık hususunda da türlü genellemelerimiz mevcut. “Aç aç nasıl sevebilirsin bu vatanı” tarzında ve şeklinde, açlıkla vatan sevgisini aynı doğrultuda görenlerimiz var. Ya da, “ikisine de ayrı mesafede yaklaşmak lâzım”, diyenlerimiz var. Hem karnımız doysun, hem vatanımızı sevelim. Aksi söz konusu mu? Eğer ki söz konusu ise, karnımız doymadan da vatanımızı sevelim, veyahut, karnımız doyduktan sonra vatanımızı sevelim. Aslında işin veyahut oyunun perde arkasında bir pazarlık mevcut. Vatanlı bir pazarlık. Vatanı vatan yapanlar açlıklarıyla vatanlaştırırken vatanı, biz ise, açlık-tokluk derdinde, aç mı sevelim, tok mu pazarlığı içerisindeyiz… Karnı doymuş olanları da görüyoruz! Zira her şeyi de mideyle aynı orantı da görmek, kişinin materyalist/kapitalist ruh dünyasını yansıtıyor. Ne yani şimdi midemiz ölçüsünde mi değerlendireceğiz yaşadığımız toprakları… Ölçümüz midemiz mi? Hani dâvâmız kavgamızdı, hani dâvâmız imanımızdı, hani dâvâmız bin türlü fedakârlığımızdı… O zaman çelişkilerimizle yaşıyoruz. Ve o çelişkiler ki bizi; dâvâsızlığa, tarafsızlığa, duruşsuzluğa, duyarsızlığa meylediyor. “Önce karnım doyacak” diyenlerin, karınları doyduktan sonra sevecekleri vatanın ne denli vatanlaşacağı ve nedenli yaşanacak bir yer(bu da göreceli) haline gelmiş olacağı da merâk konusu. Nice toklar var ki, hırsızlık yapabiliyor. Nice toklar var ki, hortumculuk yapabiliyor. Nice toklar var ki, yolsuzluk yapabiliyor. O halde kişinin açlığı, kişinin ahlâkıyla birebir aynı orantıda değil. Ahlâklı kişi aç iken de ahlâklı olamaz mı? “Tokum o halde varım” zihniyeti, varlık meselesinin, olmak düsturunun çok farklı bir konumuna götürüyor bizi. Kişinin var olup olmadığı hususunda, tokluğun tek çare olarak görülmesi; açlıktan, tokluktan öte “doymamazlıktan” kaynaklanıyor olsa gerek. Açlarda var olabiliyor, bunun canlı örnekleri var. Ve hatta karnı çokça ve pekçe doymayanların da, toklardan daha sağlam ve diri olduğunu da görebiliyoruz. Vatan her halükârda sevilebiliyor aslında. Zira vatan olgusunu, materyalistleştirip, kapitalistleştirmedikten sonra, onu manevi bir gözle seyredip sevmek ile açlığın veyahut tokluğun tartışılması çok farklı bir konuma götürülmüş oluyor. O halde bize, bizi yansıtacak bir “vatan tarifi” gerekli. Bu tarif, biraz soğan, biraz maydanoz, biraz zeytinyağı ölçüsünde yapılmamalı. Bu öyle bir tarif olmalı ki, kişi ne açlığını, ne de tokluğunu hissetmeli… “Erkeğin balkonudur” diye övündüğümüz göbeklerimizi biraz olsun içeri çekerek, “böyle de olabiliyorum” üçkâğıdında bir tarif tatmin etmeyeceğine göre, samimi adamların samimi tariflerine ihtiyacımız var. Vatan sevgisini çok uzaklarda, çok farklı yerlerde aramayalım. Zira o yanı başımızda. Bizimle, bizle beraber. Şayet onu “bizleştiren” biziz. Vatan eğer vatan olmuş ise, boş yere, durduk yere olmamıştır. Bu olma olgusunun da içinden çokça dersler çıkartabiliriz.


Afşin SELİM (millethaber.com)
9 Ağustos 2007 14:39   mesajın adresini al  
 
barışcıl atom™
barışcıl atom™
uzun bir yazı hepsini okumak çok önemli
gerçekten düşünülmesi gereken bir konuyla ilgili forum
9 Ağustos 2007 15:23   mesajın adresini al  
 
blitzkrieg bop
blitzkrieg bop
sevemez
9 Ağustos 2007 15:46   mesajın adresini al  
 
blitzkrieg bop
blitzkrieg bop
eğer bir vatan birilerinin hegemonyasıysa sevmeyebilir
9 Ağustos 2007 15:46   mesajın adresini al  
 
chi sj
chi sj
karnını bile doyuramadığı adamdan sevgi-saygı-sahiplenme bekleyen vatan..komik.
10 Ağustos 2008 05:03   mesajın adresini al  
 
tine®©in
tine®©in
o değilde ramazan geliyo açlık deyince aklıma geldi bak
10 Ağustos 2008 05:08   mesajın adresini al  
 
 
Sayfalar: 1      şu anda 1 - 6

sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin.
Hemen üye ol!

Bu foruma yorum eklemek için siteye üye olman veya giriş yapman gerekiyor.

Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!

Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.
ortakantin.com bir expodea üretimidir (c) 2005-2008