ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
sevdiğiniz deneme yazılarını buraya koyabilirsiniz örneğin ben emin arı diye bi yazarın denemelerini çok beğniyorum onları paylaşıcam . ilk olarak Kadınları yatakta çıldırtmanın kesin etkili yolları ve günlük hayata dair pratik öneriler.... adlı denemesiyle başlıyalımda çekiciliğini arttıralım bu bölümün .
Kadınları yatakta çıldırtmanın kesin etkili yolları ve günlük hayata dair pratik öneriler....
Pazar gazetelerinin ilaveleri ve kadın dergilerinin bitip tükenmek bilmeyen sorularından biri olan “kadınları yatakta nasıl çıldırtırsınız?” aslında çok basit çözümlere sahiptir. Kadınlarla olan deneyimlerim sonucunda onları yatakta çıldırtmanın bazı yollarını aşağıda sıraladım. Bu metotların her biri gerçek yaşamda birebir denenmiş ve kesin başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Siz de deneyin...
- Yatağa çorapla girin. Bu her kadını çıldırtır. “çıkar şu çorabını” yada “sen iğrençsin, o şiirleri senin yazdığına inanamıyorum” gibisinden tepkiler alırsınız. Hele çorap az buz kokuyorsa çıldırma katsayısı tavan yapar.
- İşgalci olun. Yatağın büyük kısmını siz işgal edin ve kadına çok az yer bırakın. Bu da kadını çıldırtır. “Ya biraz öteye gitsene be adam, koca yatağı kaplıyorsun” gibisinden tepkiler müşahede edilmiştir.
- Horlayın. Kadın hemen çıldırır. Önce “tatlım horlama” gibi nazik ikazlarla uyandırılırsınız. Sonra bu uyarılar kadının çıldırma seviyesine göre “yeter be adam ağaç kessem bu kadar gürültü çıkmaz” gibisinden nahoş tepkilere kadar çıkar. Bu tür incitici sözler ve ithamlar “duyarlı ve ince” bir şairi nasıl yaralar bir bilseniz...
- Yorgan çalın. Yorganın büyük bir kısmı üzerinize gelecek şekilde yorganı çekin ve kadına kalan yorganın çok az olmasını sağlayın. Böylece üstü açık kalan kadın çıldıracaktır. Denenmiş ve başarılı sonuç alınmıştır.
- Geceleyin kadını uyandıracak şekilde tuvalete yada mutfağa gidin. Bu gidişler esnasında “bi tanem su getireyim mi?” diye sorarak onu uyandırın. Uykusu bölünen kadın, ikinci bilemediniz dördüncü uyanışında çıldıracaktır ve “yat zıbar be adam, ne olur azıcık uyuyayım” diyecektir. Etkili bir metottur fakat çok sık kullanmayın çünkü uykusu bölünen bir kadının elinin ne kadar ağır olduğunu asla tahmin edemezsiniz.
- Birlikte yemek yerken yere düşen bir lokmayı onun şaşkın bakışları arasında alıp üstünü hafif silip ağzınıza atın. Bu istisnasız tüm kadınları çıldırtır.
Başka yüzlerce metot var, örneğin beyaz çorap giymek gibi. Ama sadece yukarıda sıraladıklarımı kullanarak benim gibi “kadınları yatakta çıldırtan” bir erkek olmanız içten bile değildir.
Kebapçılarda kendinize nasıl “abi” dedirtirsiniz?
Yurdumuzun hemen hemen her kilometrekaresine bir tane düşen kebapçı, lahmacuncu ve pidecilerde kendinize abi dedirtebilmeniz için aşağıda yazdığım tarife uygun şekilde davranmanız gerekmektedir. Aksi halde size “canım” diyebilirler ki bu karizmanın sıfırlanması, resetlenmesi ve hatta mahvolmasıdır. Bu gibi vahim bir durumdan kaçınmanız için siz okurlarıma engin kebapçı deneyimini aktarmak istiyorum.
Kebapçıya girildiğinde garson size bir yer göstermeden emin ve sert adımlarla (abi yürüyüşü) gözünüze kestirdiğiniz bir masaya oturun. Garson sizle ilgilenirken siz istifinizi bozmadan masaya yerleşin. Doğrudan göz temasından ve yersiz gülümsemelerden kaçının. Garson sizinle konuşurken menüyü inceleyin. Eğer hafif lüks bir yerse ve yemeklerin İngilizce isimleri varsa bunlara gülmeyin. Mesela benim bizzat gözlemlediğim bazı ilginç İngilizce kebap isimleri şunlardır;
Sensitive meat ball : içli köfte (hissi köfte olarak da çevirebiliriz)
Chicken turn: tavuk döner
Mönüden beğendiğiniz bir yemeği hemen istemeyin. Garsona bakmadan (doğrudan göz teması yerine hayali bir noktaya gözleri dikip konuşmak bir abi tavrıdır) sorular sorun; örneğin Adanan kuzu eti mi? Lahmacunun iyi mi? Şalgamın var mı? gibisinden sorular. Bu sorularda anahtar nokta “senin” kelimesidir. Sanki tüm yemekleri o yapıyor yada lokantanın sahibi oymuş gibi. Sorduğunuz sorulara verdiği yanıtları dikkatle dinleyip (göz teması olmadan tabi) kısa bir süre kararsız kalmış gibi düşünüp daha sonrada yemeği ısmarlayın. Başka bir arzunuz var mı diye sorduğunda hiç duraksamadan “sağlığın” deyin ve mönüyü ona bakmadan geri verin. Bu bir “abi” düsturudur.
Yemek esnasında “ alır mısın?” gibi cümleler kurun. Yani salata verir misin? yada salata getirir misin? değil de “salata alır mısın?” deyin. Bu kebapçı adabıdır. Yemeğiniz bitince aynı şekilde hesabı alır mısın? diye hesap isteyin. Öyle Amerikanya filimlerindeki gibi “garson hesap!” gibi trip yapmayın. Garson dediğinizi duymayacak bir mesafede ise havada hayali bir kağıda bir şey yazıyormuş gibi yapın. Bunun hesap olduğunu tüm garsonlar anlar (evrensel iletişim biçimi). Bu hareketin üstüne şimdiye kadar hiçbir garson yazdığı son şiiri getirmedi bana
Yapılan çay tekliflerini geri çevirmeyin. Bu müessesenin ikramı olup geri çevirmek bir nev-i hakaret sayılır. Gelen çay ne kadar mide-delen olsa da için. Hatır için çiğ et yenir. Gelelim en önemli kısma yani işin püf noktasına: bahşiş. Eğer size abi denilmesini garanti altına almak istiyorsanız hesabın yüzde onunu geçecek bir bahşişi hazır edin. Sıfır bahşiş size abi denilmesini kesin olarak engeller.
Taksi adabı ve taksicinin size “Allah bereket versin” demesini nasıl sağlarsınız.
Taksiciler yoğun trafik ve ezici hayat koşulları yüzünden “kronik self-identify break down sendromu” yaşayan bir gruptur. Yolda sizi ezmeye çalışan uzun tırnaklı, Elm sokağı kabusu Freddy benzeri olan taksicilerin, arabalarına bindiğinizde aslında munis ve arkadaş canlısı insanlar olduklarını hayretle müşahede edersiniz. Taksiciler için evren, taksinin içi ve dışı olmak üzere birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılmış iki alandan ibarettir. Şimdi taksinin içindeki alanı inceleyeceğiz. Amacımız taksiden inerken taksicinin size “Bereket versin abi” demesini sağlamaktır. Ne gerek var buna diyenleriniz çıkabilir fakat gözlemlerim göstermiştir ki taksicinin “bereket versin” demesi gerçekten bereketi artırmaktadır (bkz. ay sonunu getirme sendromu). Aslında cümlenin doğrusu “allah bereket versin” şeklindedir ama bunu sadece dilenciler söyler. Taksiciler bir hizmet verdiklerini ve dilencilerden farklı olduklarını belirtmek için sadece “bereket versin” derler. Bu durumda sizin de “bereketini gör” demeniz gerekir. Bu neredeyse standartlaşmış bir cevaptır.
Bunu sağlamanın en iyi yolu çok fazla derin olmayan bir sohbeti başlatmaktan geçer. Bu sohbeti başlatmak için söze taksicinin yetkin olduğu ve bildiği bir konuda ona soru sorarak başlayın. Örneğin “bu tüplü arabalar km de kaç yakıyor” yada “yeni çıkan Tofaş model araba taksiciler için uygun mu?” gibisinden bir soru sorun. Soruyu tabi ki kırmızı ışıkta beklerken yada taksi boş bir yolda giderken sorun, yani taksicinin cevaplamak için vakti olsun. Eğer trafik yoğunsa muhtemelen bir homurtu ile karşılaşabilirsiniz.
Bunun dışında trafikte yanlış bir hareket yapan başka bir arabanın şöförüne söylenin. Bu tür bir söylenme taksici tarafından memnuniyetle karşılanıp, ikiniz mutlu mesut koro halinde trafiği mahvedenlerin aslında özel araba sahipleri olduğu konusunda mutabakata varabilirsiniz. Taksiciler için, taksici camiasından olmayan herkes (Michael Schuemaher dahil) kötü sürücüdür ve trafiği mahvetmektedirler. Bu durumda “bereket versin” sözü garanti altına alınmış olur.
Bir diğer metot ise taksiye binerken kısa ve sert bir “Selamun aleyküm” demektir. Bunun iki yararı vardır. Öncelikle taksiciye “bakma sen takım elbiseme ve Persol marka güneş gözlüklerime, ben özümü yitirmedim, sizden biriyim” mesajını verir. Diğer taraftan bildiğiniz gibi taksiciler genelde alt-orta sınıftan gelen insanlardır. Bu sınıfın kendine özgü iletişim kodlarında bu öncelik taşıyan açılış özelliği taşıyan cümledir. Kesin sonuç vereceğine garanti veririm.
Söylediğim şekilde davranırsanız taksicinin size “Allah bereket versin abü” demesini garanti edersiniz. Fakat aynı taksicinin siz taksiden indikten yarım saat sonra arabayı üstünüze sürdüğünü görünce sakın şaşırmayın. Daha önce belirttiğim gibi taksiciler için evren ontolojik ve fiziksel açıdan taksinin içi ve dışı olmak üzere iki farklı alana bölünmüştür. Dış evren düşmandır. Taksinin içi ve içinde yer alan müşteri, sallanan CD, vites kolundaki tespih ve arka taraftaki ufak halı, taksicinin kendi varoluşunu doğrulayan mekan, nesne ve öznelerdir.
Sağda müsait bir yerde hayatın anlamını bulayım ben.
Internette tanıştığınız bir kadının güzel olup olmadığını nasıl anlarsınız?
ICQ, IRC yada çöpçatan sitelerinin birinden tanıştığınız bir kadının güzel olup olmadığını anlamanın bir çok yolu vardır. Bunun en basit ve güvenilir yolu doğrudan bir fotoğraf istemektir fakat bildiğiniz gibi fotoğraflar yanıltıcıdır ve rötuş, adobe photoshop ve yaş faktörü nedeniyle resmin sahibinden çok farklı olabilmektedir. Peki kadının güzel ve çekici olup olmadığını nasıl anlayacağız? Sanal alemin realiteye taşınmasıyla ortaya çıkan o hayal kırıklığını yaşamamak için ne yapmalı?
İşlevselliği ve doğruluğu kesin olmamakla beraber önerdiğim metot bu konuda size yardımcı olacaktır. Internette konuşurken doğrudan “sen güzel ve çekici bir kadın mısın?” diye sorun. “Sana ne bundan” yada “ne münasebet” gibi cevap vermez kadınlar. Başka konularda böyle bir cevap beklenebilir ama iş güzelliğe gelince yılların birikimi ortaya dökülür. Gelen cevap tipine göre kadının güzelliği ve çekiciliği konusunda bir fikir yürütebiliriz:
a) “güzellik göreceli bir şeydir” diyorsa kadın büyük ihtimalle ne güzel ne çirkin, ortalarda bir yerde idare eder bir çekiciliğe sahiptir, yani sıradandır.
b) “güzellik senin için önemli mi?” diyorsa kadın muhtemelen çirkindir. Hele “mühim olan ruh güzelliğidir” diyorsa kesin çirkindir. Ruh güzelliği elbette önemlidir ama siz hiç IV. Çemişgezek Ruh Güzelliği yarışması ilanı duydunuz mu? Ben duymadım. Ünlü halk türküsü “güzel ne güzel olmuşsun görülmeyeli görülmeyeli”, “çirkin ne çirkin olmuşsun görülmeyeli görülmeyeli” olarak söyleyin bakalım.
c) “Evet güzelim” diyorsa dikkatli olmak lazım. Bunu diyen kadın ya gerçekten güzeldir yada sizinle dalga geçmek yada niyetinizi test etmek için bunu söylemektedir. “Çok güzelim” diyorsa kadın ya gerçekten güzeldir yada çok çirkin. Her zaman bir basamak aşağıya indirin. Biliyorsunuz herkes biraz narsisttir.
Netice itibariyle Internette güzel bir kadınla karşılaşma ihtimaliyle sokakta yürürken güzel bir kadınla karşılaşma ihtimali matematiksel olarak aynıdır. Bulvarda yürürken yüz metre içinde karşıdan gelen kadınları ve içlerinde güzel kategorisine girenleri sayın. Bulduğunuz oran yaklaşık yüzde beş civarındadır. Neyse. Kısa boylu, şişman, göbekli ve kel bir orta yaş erkeği olarak şansımı fazla zorlamayayım.
Aşk acısı nasıl geçer?
Rejime başlayın, durmadan spor yapın ve bol bol Hemingway okuyun, örneğin “Silahlara Veda” iyi bir seçim bence. Yaptıklarınız bir işe yaramayacaktır ama olsun bir şey yapıyor gibi olmak aciz kalmaktan iyidir.
Çay lekesini çıkartmak
Eğer üstünüze çay döküldüyse en iyisi hemen çay dökülen yere limon kolonyası dökmektir. Böylece hiç iz kalmaz.
deneme türü başlığının altındaki ilk örnek olduğunu da göz önüne alırsak çok sığ bi yazı. denemeden çok aylık kadın/erkek dergilerinin şişirilmiş yazıları kıvamında.
12 Haziran 2007 18:39
ertu '
Bu sene turkish II ' de snum konumda, snrada finalde deneme yazdirdi hoca , az cekmedim...
12 Haziran 2007 19:25
aex
Kaos Teorisi
‘’Bir mıh bir nalı kurtarır
Bir nal bir atı kurtarır
Bir at bir yiğidi kurtarır
Bir yiğit bir orduyu kurtarır
Bir ordu bir savaşı kurtarır
Bir savaş bir ülkeyi kurtarır’’
Anonim
Yukarıdaki tekerleme ile kaos teorisi arasındaki bağlantı nedir diye sormayın. Teoriyi açıklayınca mıh -yani eski dilde çivi- ile bir ülke arasındaki bağlantıyı göreceğiz. Şimdilik çiviye başlangıç değeri, ülkenin kurtulmasına da sonuç diyelim ve kaos teorisini açıklamaya başlayalım.
Kaos kelimesi insanda pek de hoş olmayan çağrışımlar yapar. Karmaşıklık, belirsizlik ve hatta anarşi. Bilimde ise kaos kelimesi belirlenemezlik olarak kabul edilir. Yani günlük yaşamda kullanımı ile bilimde kullanımı oldukça farklıdır.
Bilim dünyasında yüzyıllarca doğanın öngörülebilir yani determinist olduğu düşüncesi yaygındı. Eğer bir doğa olayını matematiksel olarak modellerseniz basit neden sonuç ilişkisine göre sonucu öngörebilirsiniz. Yani olan bir şey rasgele olmaz. Bu fikir doğrudur da aslında... Bir çok doğa olayının tam anlamı ile tanımlanmış matematik modelleri vardır. Determinizm ilkesine göre bu matematiksel ifadelere gerekli değerleri koyduğunuzda sonucu elde edersiniz. Fakat bir sistemin determinist olması onun öngörülebilir olması anlamına gelmez. Garip ama gerçek.
Hikayemiz ENIAC ile başlıyor. 1940’ların sonuna doğru balistik hesaplamalar yapmak için ilk bilgisayar ENIAC geliştirildiği zaman bilim dünyasını büyük bir iyimserlik ve heyecan kaplamıştı. Bu günkü bilgisayarlardan farklı olarak ENIAC bir odayı dolduracak kadar büyüklükte ve tonlarla ifade edilen ağırlıktaydı. Yine de bu hantal alet yeni ufuklar vaat ediyordu. Özellikle meteoroloji alanında herkes heyecanlıydı. Bu aşırı iyimserliğin ve umudun nedeni şuydu; eğer elinizde bir saniyede binlerce toplama, çıkarma, bölme ve çarpma vs. yapabilen bir makine varsa gelecekteki hava durumunu tahmin etmek içten bile değildi. Yapmanız gereken tek şey bir akışkan olan hava için kullanılan matematiksel fonksiyonların değerlerini bilgisayara girip sonucu bulmaktı. Determinizm ilkesine göre sıcaklık öngörülebilir bir şeydir çünkü tüm akışkanlar ve tabi ki hava navier-stroke denklemlerine göre davranırlar. Bu günün hava sıcaklığı, rüzgarın hızı vs. ertesi günkü hava sıcaklığını ve rüzgarın hızını verir. Ertesi günkü havanın sıcaklığını, rüzgarın hızı ise bir sonraki günün havanın sıcaklığını verecektir. Yani navier-stroke fonksiyonuna f dersek ve pazartesi günkü hava sıcaklığına Sıcaklık-pazartesi dersek, bir hafta içinde herhangi bir yerdeki havanın sıcaklığı söyle olacaktır;
sıcaklık Perşembe= f(sıcaklık-Çarşamba)= f(f(f(sıcaklık-Pazartesi)))
sıcaklık-Cuma= f (sıcaklık-Perşembe)= f(f(f(f(sıcaklık-Pazartesi))))
vs.
Yukarıda yapılan işleme matematikte iterasyon deriz. Havanın sıcaklığı ve rüzgarın hızını belirleyen fonksiyonun sonucunu bulmak oldukça karmaşıktır ve bir insanın yapamayacağı kadar çok bölme ve çarpma içerir. Düşünce çok basitti; bir insanın yapamayacağı kadar çok hesaplamayı bilgisayar yapacaktı ve biz bir sene sonraki havanın sıcaklığını nasıl olacağını bilecektik. Yeni bir çağ başlıyordu. Her şey çok harika görünüyordu ama ufak bir sorun vardı.
Havanın sıcaklığını veren fonksiyon lineer yani doğrusal değildir ( non-lineer). Lineer bir fonksiyonda değişkenin küpünü, karesini, kare kökünü ya da sinüs fonksiyonunu almazsınız. Değişken sade bir kahve gibi durur. Lineer bir fonksiyonda örneğin f(x)= 2x +1 gibi, x’in değerini 2’den bir artırıp 3 yaparsanız fonksiyon 5’den 7’e çıkar yani iki artar. Aynı şekilde 3’den 4’e çıkartırsanız 2*4+1= 9 olur yani yine iki artar. Bu böyle hep iki arta arta gider. Şimdi fonksiyonu non-lineer yani doğrusal olmayan yapalım yani f(x)= 2*x*x + 1 yaparsak 3’den 4’e 2*16+1=33, 2*9+1= 10, yani 23 artar. 4’den beşe çıkarsak 2*25+1= 51 olur. Yani artış doğrusal ve orantılı olmaz.
Gerçek dünyada lineer yani doğrusal bir fonksiyonla açıklanabilen doğa olayı yok denecek kadar azdır. Doğa doğrusal değildir (non-lineerdir). İşleri kolaylaştırmak için fonksiyonlar sanki doğrusalmış gibi basitleştirilir. Bu tembellikten kaynaklanmamaktadır. Doğrusal olmayan fonksiyonlar, bilim insanları için hayatı çok ama çok zorlaştırmaktadırlar. Bilgisayar bulununcaya kadar doğrusal olmayan fonksiyonlarla uğraşmak neredeyse imkansızdı. Şimdi kaosa geri dönelim.
Edward Lorenz adında bir meteoroloji araştırmacısı hava tahmini için bilgisayarını kullanarak (bu bilgisayarın değil faresi, klavyesi ve hatta delikli kartı bile yoktu, veriler bazı elektrik anahtarlarını açıp kapatarak giriliyordu) basit bir hava tahmin programı yapmaya çalışıyordu. Bu program için Navier-Stroke denklemini oldukça basitleştirmişti ve bu basitleştirilmiş ama hala doğrusal olmayan (non-lineer) fonksiyon üzerinde yukarıda anlattığımız gibi bir fonksiyonun iterasyonunu bilgisayar kullanarak yapıyordu. Sonra da bilgisayardan bulduğu sıcaklık değerlerini bir grafikte gösteriyordu. Bu grafikte yatay düzlemde günler, düşey düzlemde ise sıcaklık vardı. Bu normal iniş çıkışları olan sıradan bir grafik veriyordu. Lorenz tesadüf eseri ortada bulunan bir sıcaklık değerini yuvarlayarak fonksiyonu tekrar çalıştırdı. Bilgisayara sıfırdan sonraki üçüncü basamaktaki değeri yuvarlamasını söylemişti; yani bilgisayar 15.4086 derece sıcaklık değerini 15.409 yapıyordu. günlük yaşamda 15.409 derece ile 15.4086 arasındaki 0.004 derece önemsenmeyecek kadar ufaktır. Evinizdeki termometre bunu ölçemez zaten. Bilimsel araştırmalar için kullanılan en hassas termometrenin bile hassasiyeti bu kadar küçük bir farkı yakalayamaz. Zaten bu fark da ölçüm gürültüsü olarak kabul edilir. Bir insan olarak da bu sıcaklık farkını algılayamazsınız. Bu demektir ki en küçük adımı bir metre olan bir kişi, bir yeri adımla ölçerken 10 santimlik bir mesafeyi ölçemez.
Bu kadar ufak bir değişiklik (yani 0.004 derece) bir odaya konulan bir kelebeğin vücut sıcaklığı yada kanat çırpmasıyla havanın hızında yaratabileceği değişikliğe karşılık gelir.
Lorenz sağduyulu davranıp bu kadar ufak bir değişikliği tabi ki göz ardı etti ve fonksiyonu bilgisayarda yeniden çizdirdi. Normalde başlangıç değerleri arasında 0,004 derece kadar bir fark olan iki fonksiyonun sonuçları arasında bir fark olmaması beklenirdi. Yani x’deki değişiklik o kadar ufaktı ki fonksiyondaki değişiklik olmaması ya da gözle görülür bir değişiklik olmaması beklenirdi. Yani başlangıç değerini (pazartesi ölçülen hayali sıcaklık) 15.4086 derece yada 15.4090 aldığınızda otuz gün sonraki sıcaklığın aynı olmasını beklersiniz değil mi? Bu kadar ufak bir sıcaklık farkı değişiklik yapmaması gerekir, değil mi?
Lorenz de sizin gibi düşünüyordu. Zaten sağduyulu düşününce böyle olması gerekmez mi? Bu yüzden otuz gün sonraki sıcaklıkta farklı başlangıç değerleri için çok büyük farkı görünce önce bilgisayarın bozulduğunu düşündü. Çünkü her iki fonksiyon başlangıçta önce birbirine çok yakın hareket ediyor (ki beklenen de budur) fakat sonra birbirlerinden uzaklaşıyorlar ve ortaya bambaşka iki farklı fonksiyon çıkıyordu. Bu hiç ama hiç beklemediği bir sonuç olduğu için, Lorenz önce bilgisayarını kontrol etti. Bulduğu sağduyuya uyan bir sonuç değildi. Tekrar tekrar kontrol ettikten sonra bilgisayarında ve programda hata olmadığını görünce bunu bir makale olarak yayınladı. Kaos ya da non-lineer dinamik biliminin başlangıcı olan bu makale sadece meteorologlar için yayınlanan bir dergide unutulup kaldı. Fakat sonra yeniden keşfedildi ve kaos teorisinin başlangıç noktası olarak kabul edildi.
Lorenz’in bilgisayarda bulduğu sonuçlardan çıkardığı sonuç şuydu;
Doğru ve güvenilir bir uzun vadeli hava tahminini asla yapamazsınız. En sağlıklı hava tahmini belli bir süreyi aşamaz çünkü uzun vadede hava tahmini kaotik davranır. Çok hızlı ve gelişmiş bilgisayarlarınız olsa bile, başlangıçta değerindeki çok ama çok ufak bir sapma bizi çok farklı sonuçlara götürecektir.
Başlangıç değerine aşırı hassasiyet daha sonra “kelebek kanadı etkisi” olarak adlandırıldı. Yani sakin bir ada da perilerle dolu huzur içindeki bir ormanda mutluluk içindeki bir kelebeğin kanat çırpışı yüzlerce kilometre uzaklıktaki korkunç bir fırtınaya yol açabilecek değişikliğe neden olabilir. Bu bir fantezi yada kurgu değildir yukarıda gösterdiğimiz gibi bilimsel bir gerçekliktir. Eğer kelebek kanatlarını çırpmasaydı, modelimize göre fırtına çıkmayacaktı.
Kaos sadece meteoroloji alanında değil hayatın her yerinde var. Kanada’daki vaşak popülasyonunun gösterdiği değişikliklerden, borsa endeksinin iniş çıkışları, bir fincan kahveye damlattığınız süt damlasının alacağı şekil ve bir kül tablasında duran sigaradan çıkan dumanın alacağı şekil hep kaotiktir. Keyifle tüttürdüğünüz sigaranın dumanının alacağı şekli, en gelişmiş bilgisayar bile önceden tahmin edemez çünkü başlangıç koşullarını belirlemek mümkün değildir. Tütündeki ufak bir hava boşluğunun boyutları ya da dış sıcaklıktaki çok ufak bir değişiklik sigara dumanında hiç umulmadık değişikliklere yol açabilir. Bu yüzden hiçbir sigara dumanı bir diğerine benzemez.
Kaosun etkisi yaşamımızda ufak tesadüfler olarak kendini ortaya koyar. Hayali durumlar yaratabilirsiniz. Diyelim ki bir otobüste gidiyorsunuz ve yanınızda sevimli bir yaşlı teyze var. O sırada otobüse binen bir başka teyzeye yer veriyorsunuz. İki yaşlı teyze tatlı bir sohbete dalıyorlar. Siz de onlara bakıp gülümsüyorsunuz ve otobüsten iniyorsunuz. Bu noktadan sonra ne olduğunu siz bilmiyorsunuz. Hikayeyi bu noktadan sonra herkesin kabul edebileceği makul sınırlar içinde devam ettirebiliriz. İki yaşlı teyze ahbaplıklarını ilerlettikten sonra, evlerinin birbirlerine yakın olduğunu öğrenince tekrar görüşmek isterler. Evlerine gidip gelirler ve aralarında bir dostluk gelişir. Sonra torunları da tanışır ve evlenirler. Siz farkında olmadan iki insanın evlenmesine yol açan olaylar dizisini başlattınız. Yani kanadını çırpan kelebek bu örneğimizde sizsiniz.
Örneklerimizi tarihsel olaylara da taşıyabiliriz. Adolf Hitler’i sürekli döven alkolik babası, doğru dürüst bir baba olsaydı yakın tarih nasıl olurdu? Bir Sırp milliyetçisinin Avusturya veliahtına suikast yapmasıyla birinci dünya savaşı başlamıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama ne demek istediğimi anladınız sanırım.
Yazının en başında verilen tekerleme benzeri özdeyişte görülebileceği gibi, günlük yaşamdaki bu kaotik etkinin çok eskiden beri insanlar farkındaydı. Kaosun bir bilim halini gelmesi için bu yüzyılı beklemek gerekiyordu.
Gördüğünüz gibi çok ufak etkiler çok büyük sonuçlar doğurabiliyor. Kelebek kanadı umduğunuzdan çok daha güçlü ve tabi ki sizde sandığınızdan çok daha önemlisiniz. Kaos teorisini kavramak sizde ne gibi etki yapar bilemiyorum. Ama en azından biraz daha nazik ve sevecen olmanın bilimsel açıdan daha doğru olduğunu görebilirsiniz.
Ahlaki yönü dışında kaos teorisinin bize öğrettiği bir şey daha var: geleceği kimse bilemez ve belirleyemez. Ne kadar ince planlarsanız planlayın, şu anın dokusunda yer alan ufak bir kelebek kanadının çarpması bütün her şeyi baştan aşağı değiştirebilir.
Diyelim ki bir süper güçsünüz ve geleceği kendi çıkarlarınıza göre belirlemek istiyorsunuz. Kontrol edemeyeceğiniz o kadar çok şey var ki... Örneğin bir yerlerde perilerle dolu, huzur dolu bir ormandaki mutlu kelebeğin kanadının ne zaman ve ne şekilde çarpacağını belirleyemezseniz, geleceği de belirleyemezsiniz.
Gelecekte ne olacak diye sorarsanız, verebileceğim tek yanıt “Allah bilir” olacaktır.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/11947
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!
Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.