ipuçları, yani etiketler; sitede dolaşırken içeriğe kolay ulaşmanızı sağlayacak sözcüklerdir.
bu anahtar kelimeler ile forum başlıklarını, grupları birbiriyle bağlayabilir, kategorize edebilirsiniz.
örnek başlığımız "hababam sınıfı" olsun; iyi ipuçları: mizah,rıfat ılgaz,sinema,kemal sunal,domdom ali,inek şaban,adile naşit
kötü ipuçları: çokkk komikk,bunun adı neydi unuttumm,bi bakar misiniz,çok egleniyorum,pffff
ekleyeceğin ipuçları -adı üstünde ipucu- mutlaka başlıkla ilgili olmalı!
artık bu başlığa ipucu ekleyebilecek kıvama gelmişsindir! bol şans
yoo gayet de açılıo
işte halkım ya
nası tepkisini ortaya koyuyo
18 Nisan 2007 15:59
cenk_arkan1905
çok güzel olmuşşş tüğlerim diken diken oldu,gözlerim doldu... Hepimizi tehlikenin farkındayız...
18 Nisan 2007 18:15
boomerang ¹³
hepimiz hırant değiliz, hepimiz müslüman hiç değiliz, hepimiz amerikan hastanesinde doğmadı, hepimiz aşık olduk belki ama hepimiz kız arkadaşımızın etek giymesine izin veremedik.. zira hepimiz sarışın değiliz, hepimiz aptal da değiliz, hepimiz yere çöp atan değiliz aksi gibi hepimiz greenpeace üyesi de değiliz.. hepimizin ırkı türk değil belki hepimiz anadoludan göçmemiş de olabilir, hepimiz türküzüz ama..
14 nisan cumhuriyet mitingi; Türkiye laiktir laik kalacak değil.. yahu durun bakalım kaç senelerdir deniliyor bu laf.. Neden durun diyorum zira yanlış! “biz” diyorsanız “onlar” da vardır.. “hepimiz” diyin.. “Ne mutlu Türk'üm diye” diyin..
Hepimizin ortak gayesi var mutlu yaşam.. huzurlu bir hayat ve kültüre geleceğe sahip çıkmak..
Ayrıca az önce KanalB’de izledim.. AKP görüşmeleri olurken KanalTürk, KanalB ve AvrasyaTV’yi içeri almamışlar.. Çok yazık çok! evet kalın harflerle.. ama yazık olan o değil.. basına her zaman darbe vuranlar olmuştur.. satılmış basın da vardır pek tabi.. ama babamdan biliyorum ki kendisi gazetede şöförlük yaptı.. eskiden böyle mi olurdu? bir kanal veya gazete alınmazsa bütün basın yayın ekibi orayı terk ederdi.. evet Çok yazık çok!
zira heryerde tehlike, basın bile koruyamıyor kendini..
tehlikenin farkındayım evet! Cumhuriyet'ime olan tehlikenin farkındayım.. sürüyle misyonerlerle dinimin üzerinde oynanan oyunun da farkında olduğum kadar.. farkındayım Türkçe'm üzerinde oynanan oyunların.. hepsinin savunucusuyum.. keşke herkes öyle olsa.. keşke hepimiz türk olabilsek..
daha geniş bir görüntüye sahip olmak ve bunu arşivinizde saklamak için Pazar günü Cumhuriyet gazetesi almayı unutmatyın. 14 Nisan Mitinginin tüm detaylarını bir belgesel çalışmasıyla CD oılarak bizelere ulaştırıyor.
Türkiyenin aydınlık insanları size Cumhuriyet yakışır
119 Nisan 2007 01:55
no control
Haftalardır Cumhurbaşkanı'nın KİM olacağı tartışılıyor. Buna gerçek anlamda bir tartışma demek de doğru değil; Cumhurbaşkanlığı tartışması "Tayyip Erdoğan Çankaya'ya çıkacak mı, çıkmayacak mı?" kısırdöngüsüne hapsedilmiş durumda. Tayyip Erdoğan özelindeki tartışma da, "Çankaya laik kalacak mı, kalmayacak mı" ekseninde sürüyor.
Cumhurbaşkanı'nın KİM olacağı tartışılıyor ancak NASIL BİRİ olacağı, HANGİ NİTELİKLERE HAİZ OLACAĞI ve OLMASI GEREKTİĞİ tartışılmıyor.
Peki neden tartışılmıyor bunlar? Kimler kaçıyor bu tartışmadan?
Cumhurbaşkanı anti-emperyalist mi olacak, emperyalizmin uşağı mı? Veya şöyle soralım: Çankaya'ya çıktığında, tavrını bağımsızlıktan yana mı koyacak, yoksa mevcut bağımlılık ilişkilerini mi sürdürecek?
Cumhurbaşkanı demokrat olacak mı, olmayacak mı? Çankaya koltuğunda faşizmin mi, yoksa demokrasinin mi savunucusu olacak?
Ülkemiz ve halkımızın kaderini belirleyecek bu hayati konular tartışılmayıp; Çankaya'ya çıkacak olanın eşinin türbanlı mı türbansız mı olacağı, bunlardan önemli görülüyor.
Eğer Çankaya'ya emperyalizme bağımlılığı sürdürecek, faşizmi devam ettirecek biri çıkacaksa, eşi türbanlı olmuş ya da olmamış, ne farkeder?
19 Nisan 2007 09:47
no control
O halde açıktır ki, Genelkurmayla, AKP'nin kavgası, kendi içlerindeki bir iktidar kavgasıdır. Bu sömürü ve zulüm düzeninde kimin daha fazla sözünün geçeceği, ekonomik ve siyasi ayrıcalıklara kimin daha fazla sahip olacağı kavgasıdır. Bu kavgada halktan yana ve halk için hiçbir şey yoktur. Kendi çıkarları için kavga ediyorlar, tartışma nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Çankaya'ya kim çıkarsa çıksın, bundan halkın hiçbir kazancı olmayacak.
Biçimsel açıdan da süreç halkın dışındadır aslında.
Cumhurbaşkanı seçiminde halkın bir iradesi, söz hakkı var mı? YOK!
Peki Cumhurbaşkanı seçiminde, "milletin vekilleri" olduğu iddia edilenlerin bir iradesi ve söz hakkı var mı? O da YOK! Dünya alem biliyor ki, Cumhurbaşkanını, iktidar partisinin lideri seçecek. İşte bu da ülkemizdeki "DEMOKRASİCİLİK OYUNU"nun sahnelerinden biridir.
Hal böyle olmasına rağmen, Genelkurmay da, AKP de halkı kendi yanlarına çekip birbirlerine karşı üstünlük sağlamak istemektedirler.
19 Nisan 2007 09:48
tek_tabanca
KARDAN ADAM OLUR SIZDEN OLMAZ!!!
19 Nisan 2007 16:56
iyiniyetli3.kişi
ULUSAL SİLKİNİŞ …
Yıl 1919 günlerden 19 Mayıs, koca bir cihan imparatorluğundan elde kalan son parçası Anadolum düşman çizmeleriyle kirletilmekte; öç alma zamanını kollayıp duran iç hainler dış işbirlikçilerle birlikte Türk toplumuna gelecek ile ilgili pembe projeler hazırlamaktadırlar. Yüzlerce yıl bu ülkenin kaymağını yiyen, sözde iş ve sermaye çevreleri, gelecekte de aynı mutlu yaşamlarını sürdürebilmek için sömürgecilerin eli ve kolu olarak acı içinde kıvranan vefakar ve fedakar Anadolu halkının içini oymayı sürdürmektedirler. Sömürgecilerin para, vaat ve ikbal özlemleriyle beslenen sözde aydın geçinen medyanın, birkaç istisna dışında tamamı Türk ulusunun son nefesinin sorunsuz çıkması için kan ve ter dökmekte; Devletin ikbali ile ünlenen soylular soysuzlaşmakta, tarihine – kültürüne ve ulusuna lanetler yağdırmaktadırlar. Satılmış iktidar düşman orduları ile birlikte, geriye kalan varı yoğu da peşkeş çekmekte. İşte böylesine zor ve karanlık süreçte bir umut ışığı çakıyor Samsun’da. Bu çakış sıradan bir çakış değildir; yokluk içinde harap ve bitap haldeki Anadolu insanını uyandırmaktı hedef. Sonra dört koca yıl süren bir Kurtuluş savaşı; hem de ne savaş? Sonrasında onurlu, hedefi olan çağdaş bir Cumhuriyet. Ben ve benim kuşağım bu onurlu Cumhuriyetin onbeşinci yılında doğduk. Okulda öğretmenlerimizden, evde büyüklerimizden o destanın öykülerini dinleyerek öğrenimimize devam ettik. Büyük Önder’in söylevlerini yürekten hissederek haykırdık. Bu öyküyü anlatan herkes sonunu “Allah o kara günleri bu ulusa bir daha yaşatmasın” dilekleriyle ve derin bir iç çekişiyle noktalarlardı. Daha sonra nice iktidarlar geldi ve gitti. Nice para babaları çıktı içimizden. Nice ünlü ve ünsüz medya patronları! Bu zatlar eskilerine benzeyen nice yazarçizerleri beslediler. O kara günleri bir kere olsun hatırlamadan iktidarların eteklerine yapışarak varlıklarına varlık kattılar. Daha sonra bu para babaları medya patronluğunu da üstlendiler. Böylece Cumhuriyetin ilk on yılından sonraki her on yılda yeni nurlu ufukların resimlerini çizmekle zamanımızı tüketip aldılar. Nihayet Cumhuriyetin yetmiş beşinci yılından itibaren 19 Mayıs 1919 u tamamen unutarak karşı devrime soyundular.
Neler mi söylüyorlar?
- Ulusallığın çağdaş uygarlıkla ters düştüğünü!
- Kuva-i milliyeciliğin bir çeşit eşkıyalık olduğunu!
- Atatürk’ün üst yapı devrimcisi olduğunu!
- Dış sermayeye dayanmayanın yarınının olmayacağını!
- Ulus devlet, ulus toplum ve ulusal kültürün modasının geçtiğini!
- Batının yolundan sapmanın ihanet olacağını!
- Ordunun çağdaş çizgide bir engel olduğunu!
- Türk kimliğine sarılmanın öneminin kalmadığını!
- Laiklik ilkesinin zamanının dolduğunu ve ılımlı İslam’a geçmekte geç kalındığını!
- Müspet bilimin yerini fetvalara bırakılması gerektiğini!
- Devrim ilkelerinin süresini doldurduğu, yerlerini referansı İslam olan yenilerinin alması
gerektiğini!
Ve daha neler neler…
Bu gün 19 Mayıs 1919’un Seksen yedinci yılında ne hallere düştük şimdi görmeyen kaldı mı?
1923 yılında yok olduklarını sandıklarımızı da kaldırmaya çalışalım mı?
Sömürgecilerin eteklerine tutunan işbirlikçi iş çevreleri demek bir yere gitmemişler, sinmiş ve uygun ortamın gelmesine beklemişler. O gün gelmeden önce de Cumhuriyet’in alın teri göz nuru ile yarattığı değerlerini yalancı eski dostları ile işbirliği yaparak ucuza kapatıp şiştikçe şişecekleri günü beklemişler. Bu süreçte türlü, türlü takiyye’ler yaparak ortamın olgunlaşması için katkıda bulunmuşlar; sık sık demokrasi palavralarına sığınarak hadlerini aşıp hayallerindeki devlet modeline soyunmuşlardır.
Kendi besleme “Ali kemal”’lerine uygun roller vererek medyaya halkın ve demokrasinin sesi çizgisinden, sahibinin sesi yoluna sokmuşlardır. Şu anda birkaç vatansever yazar dışında kimlerin sesi olduklarını hatırlatmakta bilmem gerek var mıdır?
Sözde aydın ve bilim adamı kariyerine sahip olması gerekenler gerçekten aydın mıdırlar? Kimler için kariyer yapmaktadırlar?
Ben bu yaşıma kadar çok sözde iktidar gördüm; ama onlar bir yerden sonra ulusal değerlere dönebiliyorlardı. Şimdi ülke yönetiminde ulusalcılıktan zerre kaldı mı? Demokrasi dışına taşan iktidarlar da gördüm; ama bu kadar pervasızını ilk defa görüyorum. Milletin yerine tahta oy sandığı yerleştirmiş karşı devrime son süratle yol almaktadırlar. Susan toplumu çaresiz, kaderine razı halde yığınlar olarak algıladıklarından sahibine değil oya sığınmaktadırlar…
Gide gide Cumhuriyetimizin seksen dördüncü yılında sarı, yani besleme sivil toplum örgütleri, mütareke dönemi basını, küresel sermayenin tutsağı iş çevreleri (hamiyetli olanlara sözüm yoktur), yeniden hortlayan dergah – tekke ve zaviyelerin cemaatleri ılımlı İslam’a, yabancı sermayeye, küresel kurumlara el uzatan iktidarlarla 19 Mayıs 1919 öncesine gelmiş bulunuyoruz. Öyle ki uyanan ve silkinen halkımın demokratik bir eylemine bile darbeciler diye başlık atan bir medya dünyası? İşte hazin olan budur. Dedelerimin, ninelerimin “Allah o kara günleri bir daha ulusa yaşatmasın” dileklerine rağmen yeniden o kapkaranlık günler…
Bir ulus tam seksen dört yıl sonra bir kere daha uyanıyor ve Samsun’a çıkmaya hazırlanıyor. Bunda korkacak, ürkecek ne var ki? İş dünyamız için istikrar(!) mı yok olacak? Besleme basının mürekkebi mi kuruyacak? Sarı besleme STK’ların para muslukları mı kesilecek? Sözde aydın ve bilim adamları kariyer olanaklarını mı kaybedecekler? Dergah – tekke ve zaviyelerin suyu mu kesilecek? İktidarsız iktidarlar uygun vasatlarını mı yitirecekler?
Bir ulus, bir tarih, bir kültür yok olacağına, bir vatan bölüneceğine, bir bayrak indirileceğine bir avuç vurguncu hizaya gelse, saygılı vatandaşlar olarak hadlerine çekilseler daha iyi olmaz mı?
Türk ulusu 14 Nisan 2007 günü şahlandı bir kere. Canlı sandık yürüyor; tahta sandığın hükmü kalmadı, bunu anlamayanlara şunu söylemek isterim. Ulusal değerleri aşındırılan Türk halkı, artık Türkiyeli olmaktan çıktı. Bunu görmek istemeyenlere Kurtuluş savaşını okumalarını öneririm.
Türk ulusu, Atan seni izliyor. Sakın yanına borçlu olarak gitme….
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu özelliği kullanabilmek için siteye giriş yapman lazım.
Bu başlığı arkadaşlarının inceleyebilmesi için bloguna veya web sayfana ekleyebilirsin!
Başlığın sadece adresini eklemek istiyorsan şu URLyi yazman yeterli:
http://www.ortakantin.com/forum/10929
Başlığı adıyla birlikte web sayfana eklemek istiyorsan, gerekli HTML kodlarını kutunun içinden kopyalayıp kendi web sayfanın kodlarının arasına ekleyebilirsin:
sen de yazmak ister misin?
Binlerce üniversiteli gibi ortakantin'e katılabilirsin. Hemen üye ol!
Üniversiteliler ortakantin forumlarında gündemi takip ediyor, arkadaşlarıyla ve diğer üyelerle fikir alışverişinde bulunuyor ve sınırsızca mesajlaşıyor!
Üye olmak, profilini ve fotoğraf albümünü oluşturmak için buraya tıkla.